İran seçimlerinde ‘reformcular’ önde

Özerk ’’Kıbrıs Türk Devleti’ne’’ doğru

Georgia Debates Stalin and NATO

Ermenistan-Azerbaycan Barış Platformu ve Beklentiler

Araplardan İran’a, Türkiye’den İhvan’a!

Türkiye 21 Ocak 2016
822

Araplardan İran’a, Türkiye’den İhvan’a!

Haber doğruysa, Türkiye ile Mısır arasında yeniden diyalog köprüleri kuruluyor.

Bölgenin iki büyük ülkesinin ilişki içinde olması tabii ki sevindirici, ama haberin asıl sevindirici tarafı Türkiye’nin Mısır’a Müslüman Kardeşler’in liderlerine verilen idam cezasının kaldırılmasını şart koşmuş olmasıdır.

3 Temmuz 2013 askeri darbesi Türkiye’nin 12 Eylül 1980 askeri darbesinden daha kanlı oldu. Yıkıcı sonuçları zaman içinde anlaşılacak. Bugüne kadar yaşanan ve bundan sonra yaşanacak hasarlar sadece Mısır’la sınırlı kalmayacak, bölgenin tamamına yayılabilecek potansiyelde. Nasıl Tunus ve Mısır-Tahrir ayaklanmaları bu iki ülkeyle sınırlı kalmadıysa, toplumsal talepleri bastırmaya matuf askeri müdahalenin etkileri de Mısır’la sınırlı kalmayacak. Birbirini zincirleme takip eden toplumsal patlamaları tekrar itibar kazandırılmaya ve tahkimine çalışılan monarşilerle veya demokrasi maskesi takmış otokrat yönetimlerle sona erdirmek mümkün değil. Arap alemi Tahrir’le yanardağın en yüzeydeki lavlarını püskürttü, dağ daha altta ve derinde büyük patlamalara gebe.

Zannedildi ki, Batı’nın ilham ve lojistik destek verdiği renkli devrimlerin benzerleri Arap aleminde sahnelenirse, sıkışmış bir miktar gaz alınacak. Hayır, bu küresel stratejistlerin, bölgede milli çıkar hesabı yapan fırsatçı siyasetçilerin ve İslam dünyasının hakiki dinamiklerini anlatan teori üstüne teori geliştiren İslamologların yanılgısıdır. Dışarıdan okunan gazel hükmündeki kuramlar II. Dünya Savaşı sonrasında emredici anayasalar marifetiyle İtalya ve Almanya için, 1989’dan sonra Doğu Avrupa için geçerli oldu, ama İslam dünyası söz konusu olduğunda bunların geçerliliği yok. Bu dünyanın hem sorunları farklı, hem dinamikleri bambaşka. Toplumsal patlamaların başlangıç noktası 1979 İran İslam devrimidir. Devrim geçen yüzyılın başlarında Batı tarafından döşenmiş zeminde muazzam bir kayayı yerinden oynattı; Tunus ve Mısır artçı sarsıntıydı, devamı gelecek.

Muhasebe ihtiyacı ve bab-ı ilahi

Açıkçası İslami hareketler ne olup bittiğini tam olarak anlayamadı. İslamcı vazo kırılınca içindeki ayıplar –devletçilik, milliyetçilik, militarizm, kamu bütçesinin yağması- orta yere saçıldı. Eğer İslam devrimine İhvan ve Türkiye Milli Görüş/Nur hareketi eşlik etseydi, Batı’nın yaratıcı kaos doktrini bölgeyi hallaç pamuğu gibi atamazdı. Milli Görüş muhafazakâr milliyetçilikle manipüle edildi; Nur hareketinin bir kanadı asabiyeti aşamadı, diğer kanadı Batı’ya aldandı.

Irak’ın İran’a saldırtılmasının sebebi devrimi “Şiileştirmek ve millileştirmek”ti. Bu plan bir ölçüde tuttu da; Hücceti beklenti içinde iki dönem cumhurbaşkanlığı yapan Mahmut Ahmedinejad Fars ve Şia motivasyonuyla Yeniden Safevilik peşinde koştu. Mısır ve diğer İhvan grupları Arap âlemine liderlik ve anti Şiilik illetini yenemediler; Türkiye’nin desteğinde Sünni blok düşlediler; bu arada İttihatçıların kontrolüne giren Türkiye de İhvan’ın desteğinde Yeniden Osmanlı hayaline kapıldı. Türk muhafazakârları ve Arap İhvanı, birbirlerine karşı “hasbi” değil, “hesabi”ydi. İkisi de hesaplarında yanıldılar; Bab-ı İlahi’den geri çevrildiler. Bir dünya ve bölge okuması ancak bu kadar gerçeklik bilgisinden yoksun, hayali ve maceracı olabilirdi. Tabii ki satranç tahtasında Şii hilal, Sünni blok ve Yeniden Osmanlı figürleri kareden kareye yer değiştirirken, oyuna çok daha yüksek ve makro zaviyeden bakabilen Suud aklı bambaşka bir oyun kurdu ve bu yeni oyunda İhvan kurbanlık koyun gibi mezbahaya sürüldü; Türkiye Suud’un peşine takılmaktan başka hiçbir hareket gösteremedi; İran, koca devrim mirasını anti Vehhabizm ve anti Selefilik’le riske atmakla karşı karşıya geldi. Bütün bu süreç iki şeye mal oldu: Biri ne kadar hazırlıksız, altları boş ve İttihad-ı İslam idealinden yoksun oldukları anlaşılan İslamcı akımlara; diğeri küresel ve bölgesel canavarların av sahasına dönüşen mazlum Suriye halkına.

Bu hercümerçte en çabuk toparlanma sinyalini veren İran’dır; anti Selefilik ve Yeniden Safevilik tuzağına düşmeden kurucu ideallere dönebilirse ümit olur. İhvan’ın toparlanıp kendini otokritikten geçirmesi uzun zaman alacak. Türkiye Batı’nın talimatıyla Suud’un önderliğinde İsrail ve Mısır’la aynı hizaya çekiliyor. Hazin bir durum ama hiç değilse binlercesi içeride olan İhvan’ın dışarı çıkarılması şartını kabul ettirirse içimizdeki yangına bir avuç su dökmüş olacak.  Bir muhasebe yapmadan Bab-ı İlahi’ye gidemeyiz.

Ali Bulaç/zaman

Yorumlar