TARİHSİZ OKUMALARIN TALİHSİZLİĞİNDEN KAÇINMA OKUMALARI: TARİKATLAR VE CEMAATLER

Şİİ-SÜNNİ TÜM TÜRKMEN LİDERLER TELAFER’DE!

Nadir Şah və qızılbaşlar

İranın Yaxın Şərqdə siyasi çevrəsi daralır.

Ankara’nın doğu bloku eksenli işbirliği Batı ile ilişkileri güçlendirir mi?

Gündem 6 Aralık 2016
424

Başbakan Binalı Yıldırım’ın, 5-7 Aralık tarihlerini kapsayan Rusya ziyareti başladı. Başbakan Yıldırım, ziyaret çerçevesinde başkent Moskova ve Tatar Türklerinin memleketi Kazan şehrini ziyaret edecek, Başbakan Dimitri Medvedev ve Devlet Başkanı Vladimir Putin ile temaslarda bulunacak. Binali Yıldırım’a ziyaretinde eşlik eden heyette işadamlarının yer alması ve bakanların da bu ziyarete katılmasından dolayı gündem konularının daha çok ekonomik ilişkilerin müzakere edilmesi odaklı olacağını söyleyebiliriz. Nitekim müzakere edilecek konu başlıkları da aynı noktaya işaret etmektedir: Türkiye-Rusya arasındaki krizle birlikte koyulan ihracat yasaklarının kaldırılması, Türk işadamlarına vize muafiyeti ve Ortak Yatırım Fonu’nun faaliyetleri, ticaretin yerel para birimleri olan Türk Lirası-Rus Rublesi üzerinden yapılması gibi meseleler bu başlıklar arasında yer almaktadır.

AVRUPA’YA DOĞALGAZ İHRACATI
2023 senesine kadar Türkiye-Rusya arasında ikili ticaretin 200 milyar dolara çıkarılması hedeflenmektedir. Kriz öncesi koyulan bu hedefe ulaşılması için için 2017 senesinden itibaren ticari ilişkilere engel oluşturan bütün sorunların çözülmesi gerekiyor. Hâliyle Başbakan Yıldırım’ın bu meseleleri çözmeye odaklanan ziyareti her iki ülkenin basını ve iş dünyası tarafından dikkatle takip edilmekte. Bu ziyarete Rusya’dan gelen ilk olumlu tepki de Putin’in Türkiye’den narenciye ithalatına koyulan yasağı kaldırması oldu.

Türkiye ile Rusya arasında ticari ilişkilerin rayına sokulması ile birlikte iki ülke arasındaki ilişkilerde gündeme gelen diğer önemli mesele de enerji işbirliği konusudur. 10 Ekim’de Rusya ile Türkiye arasında mutabık kalınan anlaşmaya göre Türk Akımı, iki boru hattına indirilecek ve her hattın 15,75 milyon kübmetre gaz ihraç etmesi sağlanacaktır. İki hattın biri Türkiye iç piyasasına odaklanırken ikinci boru üzerinden Avrupa’ya doğalgaz ihraç edilecektir. Başbakan Yıldırım’ın Rusya ziyareti öncesinde, 2 Aralık’ta Türk Akımı Doğalgaz Boru Hattı Projesi Anlaşması’nın da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmesi ile beraber enerji konusunda ikili ilişkilerde hiçbir engel kalmadığı görülmektedir. Bundan sonraki süreçte iki ülke arasındaki gündem AB’nin monopol politikalarının aşılması için Avrupa’ya doğalgaz ihracatı konusunda işbirliğinin ve diyaloğun hızlandırılması olacaktır. Enerji işbirliğinde bir diğer önemli konu da Akkuyu Nükleer Santralı projesinin devam ettirilmesi için sorunların çözüleceği bir diyaloğun başlatılmasıdır.

Son 25 yılda Ankara ve Moskova ilişkilerinin gelişimine baktığımızda münasebetlerin jeopolitik durumla doğrudan bağlı olduğunu görmekteyiz.

Türkiye ve Rusya arasında enerji, ticari ve turizm konuları dışında müzakere edilecek bir diğer önemli mesele jeopolitik konulardır. Son 25 yıl içerisinde Türkiye ile Rusya arasında ilişkilerin gelişimine baktığımız zaman ekonomik münasebetlerin jeopolitik durumla doğrudan bağlı olduğunu görmekteyiz. Karadeniz, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya, her iki ülke için de stratejik önemi olan bölgelerdir. Bu coğrafyalarda çıkan herhangi bir kriz, ilişkilere sorun olarak yansısa da aynı zamanda işbirliği ile sorunlara çözüm getirmek ve ikili ilişkilerde güven sağlamak fırsatlarını da doğurmaktadır. Son beş yılda Orta Doğu’daki Suriye ve Karadeniz’deki Kırım sorunu ikili ilişkiler için işbirliği fırsatı sunmuş fakat üçüncü taraflara da kriz çıkarmak için iyi bir fırsat sağlamıştır. Her iki ülkede, beşinci kol faaliyetleri ile üçüncü taraf konumunda olan devletin kriz çıkarma isteklerinin olduğunu gözden kaçırmamak lazımdır. Dolayısıyla çıkan her jeopolitik problemi bir sıkıntı unsuru olarak değil, tam tersine işbirliği ve iki taraf için de güven algısını pekiştirecek bir fırsat olarak okuyabiliriz.

RUSYA’NIN SURİYE POLİTİKASI
Ankara ve Moskova’da Suriye krizi ve Halep’te yaşanan insani dramın iki ülkenin işbirliği ile çözülebileceği yönünde kanaat oluştuğunu görmekteyiz. Bunun en önemli kanıtı, iki ay gibi bir zaman diliminde Ankara ve Moskova’nın işbirliği ile Halep’e insani yardımların ulaştırılması oldu. Diğer bir önemli gösterge de 1 Aralık’ta Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Alanya ziyareti sırasında Moskova’nın ÖSO ile Türkiye’nin aracılığıyla görüşmeler yaptığını açıklamasıdır. Şöyle ki, Rusya’nın son üç yıldaki Suriye politikasına baktığımız zaman Ankara-Moskova arasında yapılan işbirliğinin en büyük başarısı bu açıklamadır. Bu görüşme veya diplomatik temas Moskova’nın ÖSO’yu Esad rejimi karşısında “de facto” şekilde bir taraf olarak tanıması anlamına gelmektedir. Türkiye, Rusya ve ÖSO arasında görüşmelere aracılık yaparak Suriye’nin toprak bütünlüğünün sağlamasının yolunun ne olduğunu da Moskova’ya anlatmaktadır. Türkiye Moskova’ya Esad’ın gitmesinin Türkiye’nin takıntısı olan bir mesele değil, Suriye halkının büyük kısmının talep ettiği bir şey olduğunu anlatmak istemektedir. Eğer Rusya ve İran Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına meraklılarsa o hâlde Suriye halkının her kesimini dinlemeyi öğrenmek durumundadırlar. Esad rejiminin kalması gerekir noktasında yapılan bir ısrar ise tam aksine Suriye’nin parçalanmasına yol açabilir. Hâliyle Türkiye’nin Suriye krizine dair gündemin oluşmasında bu kadar etkili olması Ankara’nın hem Batı hem Doğu bloku nezdinde önemini artırdı. Lavrov’un mevkidaşı Cavuşoğlu ile Alanya’da görüştükten sonra 2 Aralık’ta Roma’da Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı John Kerry ve BM Suriye Özel Temsilcisi Staffan De Mistura ile ayrı ayrı görüşmesi de tesadüf değildir. Türkiye’yi ziyaret ettikten sonra böyle bir görüşme yapması Suriye politikasında Ankara’nın çıkarlarının da bütün taraflarca kabullenildiğinin bir göstergesidir.

Türkiye-Rusya ilişkileri Suriye krizine dair ilerleme kaydettikçe bu durum ekonomik ilişkilere de yansıyacaktır. Yine böylesi bir durumda Türkiye’nin 2023 hedefli ekonomik kalkınma programının yanında jeopolitik pozisyonunun da güç kazanması sağlanacaktır. Bu açıdan Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) üye olmak yönündeki faaliyetlerinin ve Avrupa ile ilişkilerinin gözden geçirilmesi konusundaki politikalarının Batı ve Doğu dengesini oluşturma çabaları olarak görülmesi gerekiyor. 2023 hedefi Türkiye’nin bütün komşularıyla sağlıklı bir işbirliğini kurmasını ihtiva ettiği gibi Rusya’nın da bu çerçevede merkezi bir önemi mevcuttur. Türkiye’nin Rusya’yla ilişkileri ŞİÖ’ye ve eski Sovyet ülkeleri ile işbirliğine açılan kapı durumundadır.

DOSTLUK ÇEMBERİNİ GENİŞLETMEK
Batı ve Doğu arasında dengeli bir dış politika Karadeniz’de Kırım, Orta Doğu’da Suriye ile Irak ve Kafkasya’da Karabağ, Güney Osetya ve Abhazya sorunlarına olumlu şekilde tesir edecektir. Azerbaycan, Rusya ve Türkiye arasında kurulan üç işbirliği mekanizmaları ve Ankara-Bakü-Tiflis hattında kurulan üçlü işbirliği stratejileri de Kafkasya’da Doğu ve Batı arasında hassas bir dengenin oturmakta olduğunun göstergesidir.

Türkiye-Rusya işbirliği üzerinden kurulacak ‘Doğu bloku eksenli’ bir işbirliği Batı’da Ankara’nın pozisyonunu daha fazla güçlendirecektir.

Netice olarak; Başbakan Binali Yıldırım’ın Rusya ziyareti 2023 Türkiye hedefi doğrultusunda “İçeride ve dışarıda dostluk çemberini genişletme” politikasının önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Türkiye-Rusya işbirliği üzerinden kurulacak “Doğu bloku eksenli” bir işbirliği Batı’da Ankara’nın pozisyonunu daha fazla güçlendirecektir.
Orhan Qafarlı

Yorumlar