Amr el-Şobaki: İran… İç güvenliği sağlamak ve dışarıda istikrarı sarsmak

İran ile ABD arasındaki savaş ve ardından gelen ateşkes süreci, Tahran’ın bu hesaplaşmadan ayakta ve güçlü çıktığı görüntüsünü vermeye çalıştığını gösteriyor. İran, rejiminin varlığını ve temel çıkarlarını korumak adına, zaman zaman bölge ülkelerinin aleyhine sonuçlar doğurabilecek bütün araçlarını sahaya sürdü.

Dışarıdan gelen saldırıların yarattığı tehdit karşısında İran, rejime yönelik protestoları da şimdilik geri plana itmeyi başardı. Ancak aynı dönemde Tahran’ın vekil güçler ve milisler üzerinden nüfuz kurduğu Lübnan, Irak ve Yemen gibi ülkelerde tablo tam tersine gelişti.

Lübnan’da Hizbullah’ın İran adına savaşa dahil olması, Lübnan toplumu ve siyaseti içerisindeki bölünmeleri daha da derinleştirdi. İran’ın bölgesel hesapları uğruna savaşa giren Hizbullah ile Lübnan’ın diğer siyasi ve toplumsal kesimleri arasındaki mesafe belirginleşti.

Irak’ta ise İran yanlısı milislerin kendi hükümetlerinin iradesinden bağımsız hareket ederek Suudi Arabistan’ı hedef alması, egemenliğini bütün ülke üzerinde tesis etmeye çalışan devlet ile silahlı gruplar arasındaki yapısal çatışmayı daha görünür hale getirdi.

Ortaya çıkan tablo oldukça çarpıcıdır:

İran, dış saldırı karşısında kendi toplumunu ve devlet mekanizmasını kenetlemeye çalışırken, nüfuz alanındaki ülkelerde vekil güçleri aracılığıyla toplumsal ve siyasi bölünmeleri derinleştirmektedir.

Bu çelişki üzerinde özellikle durulması gerekir.

İran’ın iç cephesi neden kenetlendi?

Tam da burada şu soru ortaya çıkıyor:

Savaştan yalnızca birkaç hafta öncesine kadar rejime karşı protestoların sürdüğü İran toplumu nasıl oldu da kısa sürede belirli ölçüde kenetlendi ve ülkeye yönelik Amerikan-İsrail saldırılarını reddetmeye başladı?

Bunun cevabı, rejime duyulan desteğin bir anda arttığında değil, dış saldırının devlet ve ülke kavramını rejimin önüne geçirmesinde aranmalıdır.

İran toplumunun önemli bir kesimi rejimin politikalarını eleştirebilir, hatta rejimin değişmesini isteyebilir. Ancak yabancı bir devletin doğrudan saldırısı söz konusu olduğunda mesele rejimden çıkıp ülkenin egemenliği ve ulusal varlığı meselesine dönüşüyor.

Dolayısıyla İran’da ortaya çıkan kenetlenmeyi doğrudan “rejime destek” olarak okumak yanıltıcı olabilir.

Daha doğru ifade şudur:

Dış saldırı, rejim karşıtlığı ile ülke savunması arasındaki öncelik sırasını geçici olarak değiştirmiştir.

Körfez ülkeleri neden arabuluculuğa yöneldi?

Benzer bir durum Körfez ülkelerinin tutumunda da görülüyor.

Körfez liderleri savaşın genişlemesini önlemeye çalıştı, arabuluculuk girişimlerini destekledi ve İran’ın doğrudan veya dolaylı saldırılarına karşı dikkatli bir tutum sergiledi.

Ancak İran’a bağlı milislerin saldırıları karşısında aynı sabır gösterilmedi.

Bunun temel nedeni devlet ile milis arasındaki farktır.

Bir devletle yaşanan sorun ne kadar ciddi olursa olsun, devlet kalıcı bir siyasi muhataptır. Devletlerle anlaşma yapılabilir, güvenlik mekanizmaları kurulabilir, diplomatik ilişkiler geliştirilebilir.

Milis yapılar ise çoğu zaman devletin üzerinde veya dışında hareket eder. Bu nedenle saldırıları, yalnızca iki ülke arasındaki bir anlaşmazlık değil, devlet egemenliğinin aşınması olarak görülür.

Bu ayrım İran’ın bölgesel politikası açısından son derece önemlidir.

Dış saldırı neden İran’ı güçlendirdi?

Burada daha genel bir tarihsel gerçek ortaya çıkıyor:

Bir rejimin dışarıdan silahlı müdahaleyle devrilmesinin sonucu çoğu zaman rejimin niteliğinden daha büyük bir yıkım yaratabilir.

İran’da yaşanan kenetlenmenin temel nedeni de budur.

Amerikan ve İsrail saldırıları, İran toplumunun önemli bir kesimini rejim ile ülke arasında bir tercih yapmaya zorladı. Böylece rejim, kendi varlığını korumak için “dış saldırıya karşı vatan savunması” söylemini etkili biçimde kullanabildi.

Üstelik İran’da devletin silahlı güçleri büyük ölçüde merkezi bir otorite altında toplanmış durumda. Ordu ile Devrim Muhafızları Ordusu arasındaki kurumsal farklılıklara rağmen her iki yapı da nihayetinde Dini Lider’e bağlı.

Bu nedenle İran içerisinde, devletin askeri iradesinden bağımsız hareket edebilecek güçlü bir silahlı milis yapılanması bulunmuyor.

İşte bu durum, İran’ın Lübnan, Irak ve Yemen’deki vekil güçleriyle arasındaki temel farkı oluşturuyor.

Filistin meselesi: İdeoloji mi, strateji mi?

İran’ın Filistin davasına verdiği desteği de yalnızca ideolojik bir dayanışma üzerinden açıklamak yetersiz kalır.

Filistin meselesi aynı zamanda Tahran açısından:

nükleer programını savunmanın,
bölgesel nüfuzunu genişletmenin,
Ortadoğu’da stratejik derinlik oluşturmanın,
diğer ülkelerin iç siyasetine müdahale etmenin

meşruiyet araçlarından biri haline gelmiştir.

Bu nedenle İran’ın ideolojik söylemi, ülkenin ulusal ve jeopolitik çıkarlarından hiçbir zaman tamamen kopmamıştır.

Tahran açısından ideoloji ile devlet çıkarı birbirini dışlayan iki unsur değil; çoğu zaman birbirini tamamlayan araçlardır.

İran toplumuyla İran’ın “kolları” arasındaki fark

İran toplumunun durumu ise farklıdır.

İran toplumu uzun yıllardır canlı ve güçlü bir siyasi dinamizme sahip. Toplumun önemli bir kesimi rejimin iç ve dış politikalarını eleştiriyor; İran’ın öncelikle kendi ulusal çıkarlarına odaklanmasını, başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmemesini, vekil güçler üzerinden bölgesel nüfuz arayışından vazgeçmesini ve kendi siyasi modelini dışarıya ihraç etmeye çalışmamasını istiyor.

Ancak savaş, bu toplumsal dalgayı geçici olarak geri plana itti.

İran’ın vekil güçleri açısından ise tablo tamamen farklı.

Onlar kendi ülkelerinin ulusal çıkarları uğruna değil, ideolojik bir ittifak ve Tahran’a siyasi bağlılık temelinde savaşıyorlar.

Lübnan’da Hizbullah’ın durumu bunun en açık örneği.

Hizbullah’ın İran adına savaşa dahil olması, Lübnan’daki mevcut siyasi ve toplumsal bölünmeleri daha da derinleştirdi.

Yemen’de Husilerin müdahalesi ise zaten parçalanmış olan ülkenin istikrarsızlığını ve insani sorunlarını daha da ağırlaştırdı.

Dolayısıyla İran’ın içindeki “devlet ve vatan” söylemi ile dışarıdaki “milis ve ideolojik bağlılık” modeli arasında ciddi bir fark bulunuyor.

İran’ın temel çelişkisi

Burada İran’ın bölgesel politikasının en temel çelişkisi ortaya çıkıyor:

İran, kendi topraklarına yönelik dış müdahaleyi egemenliğine karşı bir tehdit olarak görürken, başka ülkelerde benzer bir dış müdahale aracı olarak vekil güçlerini kullanıyor.

Bir başka ifadeyle:

İran içeride:
Egemenlik + devlet + toprak bütünlüğü + ulusal savunma.

İran’ın bölgesel vekilleri üzerinden dışarıda:
Milisler + ideolojik bağlılık + devlet dışı silahlı güçler + nüfuz alanı.

İşte asıl çelişki burada.

İran’ın dış saldırıya karşı toplumunu kenetleyebilmesi, İran modelinin bütün bölge için başarılı olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, İran’ın kendi deneyimi devlet ile milis arasındaki farkın ne kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.

Sonuç

İran’ın yaşadığı savaş deneyiminin Tahran açısından en önemli dersi belki de şu olabilir:

Bir devlet kendi egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal çıkarlarını savunurken içeride toplumsal bir kenetlenme sağlayabilir. Ancak aynı devlet başka ülkelerde devlet dışı silahlı yapılar üzerinden nüfuz kurmaya çalıştığında, bu kez o ülkelerde tam tersine parçalanmayı ve istikrarsızlığı besleyebilir.

Bu nedenle İran’ın önündeki asıl stratejik soru yalnızca “Savaştan nasıl çıktık?” değildir.

Daha önemli soru şudur:

“İran kendi ülkesinde savunduğu devlet, egemenlik ve toprak bütünlüğü ilkelerini neden bölge ülkeleri için de aynı ölçüde savunmuyor?”

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.