Akşin Kerimov: İran’daki Protestolar: Jeopolitik Çatışma, Ağır Ekonomik Tablo ve İktidar Devri
İran’da derinleşen ekonomik ve sosyal kaosun eşlik ettiği protestolar güçlendikçe, bu durum silahlı isyanların da önünü açıyor. Protestolar İran için yabancı bir durum değildir; ancak bu son dalga, Tahran’ı on yıllardır bulunduğu en zayıf konumda yakalamış durumda.
Önceki dalgalardan farklı olarak bu kez huzursuzluk rejimi; ekonomik dayanıklılık, zorlama kabiliyeti ve dış caydırıcılık gibi İran’ın ana sütunlarının aynı anda sistemli bir kriz yarattığı bir anda vuruyor.
Protestolarda geniş çaplı bir örgütlenme hissedilmese de, eylemlerin rejimin değişmesi veya yumuşaması eşiğine getirilmesi süreci yürütülüyor. Bu senaryo doğrultusundaki örgütlenmede, İran İslam Devrimi ile devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi sorumluluğu tekeline almaya çalışıyor. Lakin bunun başarıya ulaşması şüpheli; zira protestolar Şah mirasının yeniden inşasını hedeflemiyor. Üstelik İslam Devrimi etrafında birleşmiş kitleler Rıza Pehlevi’yi saldırgan bir tutumla karşılıyor.
Şu an İran’da protestoların silahlı isyan boyutları gelişiyor ve bu da barışçıl eylemciler ile isyancılar arasında bir ayrım yaratıyor. İran Dini Lideri ve diğer üst düzey yetkililer, bu ayrımı ideolojik anlatılarını güçlendirmek için bir araç olarak kullanıyor. Rejim karşıtı gruplar da dahil olmak üzere yedi Kürt örgütü, İran genelinde grev çağrısı yaptı.
2025’in son aylarında Beluçların koalisyonu olarak kurulan Mubarizun Halk Cephesi, İran’ın çeşitli yerlerinde protestoculara yönelik şiddete tepki olarak 7 Ocak’ta İranshehr, Sistan ve Belucistan eyaletlerinde İran kolluk kuvvetlerinden bir subayı öldürdü.
Kürt ve Beluç faktörü üzerindeki odaklanma devam ederse, İran’daki süreçlerin ekonomik-sosyal protestolardan keskin bir siyasi ve silahlı isyan fay hattına geçişi kaçınılmaz olabilir. Özellikle son aylarda İsrail ve ABD’nin Beluçlara yönelik özel ilgisi göz önüne alındığında, bu gruplara rejim karşıtı mitinglerin öncüsü olma görevi verilebileceği söylenebilir.
Jeopolitik Çatışma Anı
Tüm bunların ışığında, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ı yeni askeri söylemlerle tehdit etmesi; molla rejimini baskı altında tutma ve psikolojik bir kuşatma altına alma amacı taşıyor.
Daha derin bir katmanda Donald Trump, tehditleri puan kazanmak için bir araç olarak kullanıyor. Bu etkili bir yöntemdir ve ek maliyet gerektirmeden İran’ı belirsizlik ve psikolojik baskı durumuna sokar. İran meselesinde bu tür tehditler; rejim içi hesaplaşmaları etkilemeyi, sosyal bölünmeleri derinleştirmeyi ve Tahran destekli “Direniş Ekseni”ne caydırıcı bir mesaj göndermeyi hedefliyor.
Trump’ın klasik ABD stratejisinden hareketle askeri tehdit dozunu artırmasının bir başka sebebi daha var: Trump, Rusya Başkanı Vladimir Putin ile Ukrayna konusunda anlaşmaya meyilli olsa da, Moskova’nın Tahran’da yeni bir nüfuz alanı arayışında olması Beyaz Saray’ı öfkelendiriyor.
Bu durum, İran ile İsrail arasındaki olası arabuluculuk çabalarının kodlarıyla bağlantılıdır. Putin’in her iki tarafa da “ortak dostluk” göstererek askeri tırmanışı engelleme iddiaları tesadüf değildir. Diğer yandan Çin, iki ülke arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinde kalıcı bir moderatörlük yapabilecek bir konuma gelmiş durumda.
İran’ın 2025 Haziran’ındaki “12 Günlük Savaş”tan sonra olası bir tırmanış için gereken silahları Rusya ve Çin’den ithal etmesi, ABD için kabul edilemez eğilimleri ortaya çıkarıyor. İran’ın güvenlik garantisini Rusya ve Çin’de araması, gelecekteki bir savaşın dış ilişkiler yaklaşımını şekillendiriyor.
Bir diğer nüans ise, Rusya’nın İran içinde jeopolitik bir nüfuz paylaşımı kurma planlarına dair iddialarda gizlidir. Nitekim bir süre önce İran siyasetinde, Rusya’nın tarihi bağlamdan (1907 İngiliz-Rus Antlaşması gibi) hareketle İran içinde önemli bir etki alanı yaratmak istediğine dair alarm zilleri çalmıştı. Üstelik ne Rusya ne de Çin, İran’ın en kritik güvenlik krizlerinde Tahran’a tam destek veriyor. 12 Günlük Savaş sırasında bu durum netleşti; Moskova’nın İran için bir güvenlik şemsiyesi olmayacağı ihtimali yüksektir.
Eğer Rusya İran’a yeni bir jeopolitik dizayn vermeye çalışıyorsa, silah ihracatı yoluyla Tahran’ın güvenliğini kendisine bağımlı hale getirmek Kremlin için önceliktir.
Ancak bunlar ABD ve Rusya’nın Ukrayna üzerinden kurduğu büyük pazarlığın bir parçasıysa o halde:
* ABD, Rusya’nın nüfuz alanlarına geniş ölçekte dahil olur,
* Karşılığında Rusya, Tahran’ın stratejik boşluklarını kullanarak onu İsrail ile “barıştırır”,
* Rusya, taviz verdiği bölgeler karşılığında Avrupa’da Ukrayna’yı, Orta Doğu’da ise İran’ın çıkarlarını kontrol altına alır.
Bunlar, İran odaklı stratejilerin Batı-Rusya-Çin rekabetindeki rengini değiştirebilecek gelişmelerdir.
Nükleer Dosya ve Varislik
Haziran ayında İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer tesislerine düzenlediği hava saldırılarından bu yana tartışmalar alevlendi. Saldırıların Tahran’ın nükleer kapasitesini “yok mu ettiği” yoksa sadece “birkaç yıl geri mi attığı” tartışılıyor. Ancak kritik bir nokta var: İran’ın 400 kilogramdan fazla zenginleştirilmiş uranyum rezervi nükleer silah üretimine yol açabilir.
%60’ın üzerinde zenginleştirilmiş bu 408 kilogram uranyumun nerede saklandığı bilinmiyor veya bu bilgi uluslararası kamuoyundan gizleniyor. Bu dosyaya erişim İsrail, ABD, Rusya ve Çin için hayati önemdedir. Nükleer dosya, Ali Hamaney’in hem iç hem dış kamuoyuna yönelik “güçlü İran” mesajlarını destekliyor. Protestolarda nükleer karşıtı sloganların olmaması ise Hamaney için bir fırsattır.
Ancak protestolara başka bir pencereden bakmak da mümkündür: Huzursuzluk ekonomik krize tepki olsa da elitteki çatışma daha derindir. 86 yaşındaki Hamaney’in halefi olma mücadelesi siyasi merkezin tam kalbinde kızışıyor. Tahran ekonomik çöküş ve stratejik gerilemelerle boğuşurken, siyasi elit Hamaney sonrası dönem için manevra yapıyor. En güçlü üç aday şunlardır:
* Liberal kanadı temsil eden eski cumhurbaşkanı Hasan Ruhani,
* İslam Cumhuriyeti kurucusu Humeyni’nin torunu Hasan Humeyni,
* Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney. (Her ne kadar rejim miras yoluyla geçen monarşiyi reddetmiş olsa da, Mücteba’nın konumu derinlerde farklıdır.)
Bu rekabet artık dini eliti aşarak Devrim Muhafızları’nı (SEPAH), siyasi kurumları ve hatta İran finansmanıyla ayakta duran vekil güçleri (proksileri) kapsamaktadır. Özellikle Hasan Humeyni ve Mücteba Hamaney’in güvenlik ve istihbarat birimlerindeki etkisi, protestolar sahnesine bu rekabetin bir yansıması olarak bakmamızı sağlıyor. Rejim içindeki “isyancılara sert müdahale” konusundaki fikir ayrılıkları, bu elitler arası güç savaşının bir göstergesidir.
Sonuç ve Öngörüler
İran’daki huzursuzluklar ekonomik baskılara karşı bir tepki olsa da, süreç jeopolitik çatışmanın bir parçasıdır. İktidar devrinin sancılı olması da aynı kitabın bir başka sayfasıdır. Bu bağlamda İran yönetimi, benzeri görülmemiş yoğunlukta protestolarla karşılaşmaya devam edecektir.
Rejim, halkı ideolojik söylemlerle sakinleştirmeye çalışsa da, İran derin bir siyasi dönüşümden geçiyor. Protestolar, dini sistemin temel meşruiyet iddialarını yerle bir edecek bir boyuta ulaşabilir.
Akşin Kerimov



Yorum gönder