Son zamanlarda tarihin de modaya uyduğu anlaşılıyor. Dün Türk olan bugün başka bir millet oluyor; yarın kim bilir, belki de Hititler İzlandalı ilan edilir. Yeter ki biraz sansasyon çıksın.
Bir iddia ortaya atılıyor: İsfendiyaroğulları, Germiyanoğulları, Aydınoğulları aslında Kürt beylikleridir…
Peki, tarihin en inatçı şahidi olan dile ne diyeceğiz?
Madem bu beylikler Kürt’tü, geriye bıraktıkları camilerde, medreselerde, hanlarda, köprülerde bir tek Kürtçe kitabe neden yok? Vakfiyelerinde neden Kürtçe yok? Divanlarında, destanlarında, menkıbelerinde, ağıtlarında neden Kürtçe konuşmuyorlar? Yunus’un dili Türkçe, Âşık Paşa’nın dili Türkçe, Germiyan sarayının edebî dili Türkçe… Taş susmuyor, arşiv susmuyor, kitabeler susmuyor; sadece iddialar bağırıyor.
Çünkü tarih, temennilerle değil belgelerle yazılır. Bir milletin en güçlü kimlik göstergelerinden biri dildir. Devletler, fermanlarını; vakıflar, kayıtlarını; şairler, şiirlerini; mimarlar, kitabelerini kendi kültür dünyalarının diliyle bırakırlar. Eğer ortada iddia edilen kadar güçlü bir Kürt siyasî kimliği olsaydı, bunun mutlaka mimaride, edebiyatta, bürokraside ve yazılı kültürde izlerini görürdük.
Halil İnalcık’ın tarihçiliği bize şunu öğretmiştir: Tarih, kanaatlerle değil vesikalarla yazılır.
Fuad Köprülü ise bir devleti anlamak için sadece hanedanı değil, dili, edebiyatı, sosyal yapıyı ve kültürü birlikte incelemek gerektiğini söyler. Çünkü devlet, yalnızca hükümdardan ibaret değildir; onu yaşatan medeniyet dünyasıdır.
Bugün birileri geçmişi yeniden tasarlamaya çalışıyor. Fakat tarih, çocukların oynadığı yapboz değildir; parçaları keyfe göre değiştiremezsiniz. Bir kitabeyi susturabilirsiniz ama bin kitabeyi susturamazsınız. Bir belgeyi görmezden gelebilirsiniz ama bütün arşivleri yok sayamazsınız.
Tarihçilik, ideolojinin değil belgenin peşinden gitme mesleğidir. Belgeyi eğip bükerseniz tarih yazmış olmazsınız; sadece bugünün siyasetini geçmişe tercüme etmiş olursunuz.
Taşın dili vardır. Arşivin hafızası vardır. Kitabenin vicdanı vardır. Onlar konuşurken, tarihçinin görevi onları dinlemektir; onlara kendi sesini vermek değil.
Bir hanedanın etnik kökeni tartışılabilir; ancak kurduğu devletin dili, hukuk dili, vakfiyeleri, kitabeleri, edebiyatı ve sosyal yapısı tarihçinin göz ardı edemeyeceği birincil kaynaklardır. Tarih, varsayımlarla değil, bu kaynaklarla konuşur.
Ahmet Şimşek: BİN YILLIK BEYLİKLERİMİZİN TÜRKLÜĞÜNÜ İNKAR ETMEK…

