Andrew C. Kuchins Chris Monday: Moskova’daki bir suikast, Rusya’nın terör anlatısını alevlendirdi
2026 yılı, Rusya tarafından “Halkların Birliği Yılı” olarak ilan edildi; bu girişim ülkenin 200’den fazla etnik grubunu ve yüzlerce dilini kapsayan çeşitliliğe vurgu yaparak, ortak Rus değerleri etrafında birlik görüntüsü sunmayı amaçlıyor. Ancak bu olumlu resmin arkasında Kremlin’in esas motivasyonunun kontrolü güçlendirmek olduğu belirtiliyor. Tarihsel deneyimler, Rusya’da iç birlik eksikliğinin liderler için zayıflık dönemlerine yol açtığını göstermişti ve mevcut koşullarda etnik azınlıkların Ukrayna savaşının maliyetini orantısız şekilde üstlenmesi, devletin bu gruplar üzerindeki etkisini ve kontrolünü sürdürmesini her zamankinden daha önemli hâle getiriyor.
Haftanın şaşırtan gelişmesi, Kremlin içinden gelen bir olay oldu: Rus Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli üst düzey subay Korgeneral Vladimir Alekseyev’e yönelik bir suikast girişimi gerçekleşti. Resmi açıklamalara göre saldırı Moskova’da yapıldı ve fail kısa sürede ele geçirildi; soruşturma sürüyor. Rus güvenlik makamları, olayın ardında Ukrayna istihbaratının ve Batı bağlantılı aktörlerin olduğu iddiasını gündeme getirdi.
Bu gelişme, Kremlin medyasında, Kiev’in Rusya içinde terör yöntemlerine başvurduğu şeklinde sunularak, iç ve dış “düşman” algısının güçlendirilmesine hizmet ediyor. Ayrıca bu suikast girişimi, Rus propagandasında, Ukrayna’nın müzakere süreçlerini baltalamaya yönelik bir girişim olarak değerlendiriliyor.
Rusya’nın uluslararası ilişkiler sahnesindeki bir diğer boyutu ise Çin ile olan stratejik ilişkisi. Devlet lideri Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasındaki görünürde ortaklık imajı, Moskova’nın ekonomik ve diplomatik olarak Pekin’e artan bağımlılığını da yansıtıyor. Soğuk Savaş döneminden farklı olarak bugün Rusya, küresel güç dengelerinde Çin’i daha etkili bir ortak olarak görebilir.
Öte yandan Kremlin’in kontrolü dışındaki konular hakkında sessizlik de dikkat çekiyor. Örneğin, Venezuela’daki siyasi gelişmelere –özellikle Nicolás Maduro ile ilgili haberlerin ABD’deki hukuki sürece dair tartışmalarına– Rus devlet medyası neredeyse hiç yer vermedi. Bu sessizlik, propagandanın yönlendirilmesi açısından bir strateji olarak da okunabilir.
Son olarak, bu döneme ilişkin analizler klasik diplomasi anlayışının ötesine geçiyor. Örneğin çeşitli yayınlarda, Rus liderler ve elitlerin dünyayı algılama biçimi ile iç kamuoyunu kontrol etme ihtiyacı arasındaki ilişki mercek altına alınıyor. Ulusal birlik teması, dış tehditlere karşı iç dayanışmanın vurgulanmasıyla birleştirilerek, rejimin meşruiyetini güçlendirmeye yönelik politik bir araç hâline getirilmiş durumda.



Yorum gönder