Şimdi yükleniyor

HACI AHMET ŞİMŞEK: EPSTEİN MESELESİ ÜZERİNE…

 

Jeffrey Epstein meselesi, modern dünyanın ahlâk, iktidar ve meşruiyet krizini anlamak için bir anahtar dosyadır. Bu olay, basitçe “zengin ve sapkın bir adamın işlediği suçlar” olarak görülemez. Böyle okunursa, asıl mesele örtülmüş olur. Çünkü Epstein vakası, bireysel bir çürümeden ziyade, küresel ölçekte örgütlenmiş bir iktidar mantığını ifşa etmektedir.

Burada esas soru şudur: Epstein kimdi değil; Epstein ne işe yarıyordu
Ortaya atılan iddialara göre Epstein, dünyanın çeşitli yerlerinden siyasetçileri, iş insanlarını ve kanaat önderlerini bir araya getiren; onların en mahrem, en karanlık zaaflarını kayıt altına alan bir sistemin parçasıydı. Bu zaaflar, özellikle çocuk istismarı gibi insanlık suçları, sıradan bir şantaj malzemesi değildir. Bu tür suçlar, kişiyi yalnızca hukûken değil, ahlâken ve ontolojik olarak da esir alır.

Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı burada yeniden düşünülmelidir. Epstein dosyasında kötülük sıradan değildir; aksine kurumsallaşmıştır. Sapkınlık bireysel bir arıza olmaktan çıkmış, sistematik bir yönetim tekniğine dönüşmüştür. İnsanlar fikirleriyle değil, zaaflarıyla yönetilmektedir.

Putin’in yıllar önce dile getirdiği “sapkınlıkların norm hâline getirilmesi” tespiti, bu bağlamda yalnızca ideolojik bir çıkış değil, sosyolojik bir teşhistir. Çünkü bir toplumda sapkınlık normalleştiğinde, ahlâk çöker; ahlâk çöktüğünde hukuk işlevsizleşir; hukuk işlevsizleştiğinde ise iktidar mutlaklaşır.

Nietzsche, “Tanrı öldü” derken aslında bir değerler krizine işaret ediyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise sadece Tanrı değil, aile de öldürülmektedir. Epstein dosyası, aile kurumunun neden sistemli biçimde hedef alındığını anlamak için ibretliktir. Çünkü aile, bireyin ilk ahlâk okuludur. Ahlâkı olan birey ise kolay yönetilmez.

Sapkınlığın teşvik edilmesi, cinselliğin sınırsızlaştırılması, mahremiyetin ortadan kaldırılması; özgürlük adına değil, itaat üretmek adına yapılmaktadır. Michel Foucault’nun iktidar – beden ilişkisine dair analizleri burada korkunç bir biçimde doğrulanmaktadır: İktidar, artık bedenleri disipline etmiyor; onları ifşa ederek teslim alıyor.

Epstein dosyası aynı zamanda Batı’ya dair kurulan “medeniyet”, “özgürlük” ve “ileri demokrasi” mitlerini de sarsmaktadır. Doğu toplumları geri kalmışlıkla, bağnazlıkla, ahlâkî sertlikle suçlanırken; Batı’daki çürüme çoğu zaman “bireysel özgürlük” başlığı altında meşrulaştırılmaktadır.

Oysa burada söz konusu olan özgürlük değil, dokunulmazlıktır. Güçlü olanın her şeyi yapabilme hakkıdır. Epstein dosyasında adları geçen ABD başkanları, küresel elitler, farklı ülkelerden yöneticiler; bu dokunulmazlık zırhının ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Küçük çocuklara yönelik istismar görüntülerinin bile tam anlamıyla hesap sorulamadan dosyaların karartılması, sistemin ahlâkî iflasının en açık göstergesidir.

Bu noktada temel soru kaçınılmazdır: Dünyayı fikirler mi yönetiyor, yoksa sapkınlıklar mı? Eğer bir siyasetçi, bir iş insanı ya da bir kanaat önderi; geçmişindeki suçların ifşa edilme korkusuyla hareket ediyorsa, artık o kişi karar verici değildir. O kişi, karar uygulanıcısıdır. İrade görünürde ondadır, fakat fiiliyatta başkasının elindedir.

Epstein meselesi bu nedenle küçük bir skandal değil, küresel bir yönetim modelinin anatomisidir ve belki de asıl korkutucu olan şudur: Epstein öldü, dosyalar kapandı; fakat sistem hâlâ ayakta.

Bu dosya bize şunu göstermektedir: Modern dünya ahlâkını kaybettiği için değil; ahlâksızlığı bilinçli bir araç hâline getirdiği için bu hâle gelmiştir. Sapkınlık artık bir sapma değil, bir yöntemdir ve bu yöntemle yönetilen bir dünyanın, adalet üretmesi mümkün değildir.
Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın vakti gelmiştir: Bizi yönetenler mi sapkın, yoksa sapkınlık mı artık iktidarın kendisi olmuştur.

HACI AHMET ŞİMŞEK

Yorum gönder