Şimdi yükleniyor

İlkin Şafiev: AB, Azerbaycan’da ABD’ye Karşı Zemin Kaybediyor

Etkili düşünce kuruluşlarından Carnegie Europe tarafından yayımlanan bir raporda, “Avrupa Birliği, Güney Kafkasya’nın stratejik altyapısının şekillendirilmesinde inisiyatifi Amerika Birleşik Devletleri’ne kaptırma riskiyle karşı karşıya” deniliyor. Rapora göre, böylesine hassas bir bölgede liderliğin kaybedilmesi, Brüksel’in uzun vadede jeopolitik konumunun zayıflamasına ve ekonomik etkisinin azalmasına yol açabilir.

Carnegie Europe’un çalışması, yazarların son yıllarda Güney Kafkasya’daki en büyük altyapı girişimi olarak tanımladığı Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası (TRIPP) projesine odaklanıyor. Projenin stratejik hedefi, Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında Ermenistan üzerinden doğrudan bağlantı sağlayarak entegre bir ulaşım, enerji ve dijital ağ kurmak.

2025 yılında üzerinde mutabakata varılan TRIPP; demiryolu ağlarının modernizasyonunu, otoyol inşasını, enerji hatlarının geliştirilmesini ve dijital iletişim kanallarının kurulmasını öngörüyor. Bu yönüyle proje, ticaret akışlarını yeniden şekillendirebilecek ve Güney Kafkasya ülkelerinin siyasi yönelimlerini etkileyebilecek yeni bir bölgesel lojistik mimari anlamına geliyor.

Beyaz Saray’ın projeye desteği son derece açık ve aktif. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, girişimi hızlandırmak amacıyla Bakü ve Erivan’a doğrudan ziyaretler planlıyor. Washington bu tutumuyla, altyapının kendisi için yalnızca teknik bir mesele değil, aynı zamanda stratejik bir nüfuz aracı olduğunu net biçimde ortaya koyuyor.

Carnegie Europe analistleri TRIPP’i, “Güney Kafkasya’nın ana jeopolitik para birimi” olarak tanımlıyor. Demiryolları, otoyollar, enerji ve dijital koridorlar bölgede giderek birer güç enstrümanına dönüşüyor. Bu ağları kim inşa eder ve kontrol ederse, bölgenin hangi küresel güç merkezine yöneleceğini de büyük ölçüde o belirliyor: ABD, Avrupa Birliği, Rusya ya da Çin.

Bu noktada Washington’un iddialı ve hızlı hamleleri ile Brüksel’in temkinli yaklaşımı arasındaki fark özellikle dikkat çekiyor. Önemli mali kaynaklara ve kurumsal deneyime sahip olmasına rağmen AB, ölçek ve siyasi ağırlık bakımından henüz karşılaştırılabilir bir girişim ortaya koyabilmiş değil. Raporda, üst düzey bir Azerbaycanlı yetkilinin şu çarpıcı değerlendirmesine yer veriliyor:

“Biz –Ermenistan ve Azerbaycan– otuz yılımızı çatışmayla kaybettik ve şimdi hızlı hareket etmeye hazırız. Ancak Avrupa, zamanın hiçbir önemi yokmuş gibi davranıyor.”

Avrupa Birliği’nin bazı projelere finansman sağladığı da bir gerçek. Ermenistan’daki Kuzey–Güney Otoyolu, ulaşım modernizasyon programları ve teknik yardım girişimleri bunlar arasında yer alıyor. Ancak analistlere göre bu adımlar parçalı ve bütüncül bir stratejiye dayanmıyor. Brüksel’in Azerbaycan’ın çatışma sonrası yeniden yapılanma sürecine katılımı da sınırlı kalıyor; işgalden kurtarılan bölgelerde mayın temizleme yardımları dışında Bakü yükün büyük kısmını kendi imkânlarıyla üstleniyor.

Rapor, bu yavaşlığın temel nedenini siyasi kültür farklarına bağlıyor. Brüksel’in karmaşık denetim mekanizmaları, uzun onay süreçleri ve kurumsal güvenceleri karar alma hızını düşürüyor. Buna ek olarak, bazı AB üyesi ülkelerin Ermenistan yanlısı tutumları, Azerbaycan’ın Avrupa girişimlerine duyduğu güveni zedeliyor.

Buna rağmen Avrupa Birliği; büyük ölçekli finansman kapasitesi, düzenleyici gücü ve uzun vadeli pazarlara erişim gibi nesnel avantajlarını korumaya devam ediyor. Raporda şu tespit dikkat çekiyor:

“Amerika Birleşik Devletleri diplomatik ivmeye sahipken, Avrupa Birliği mali büyüklük ve normatif güç sunuyor. Bu iki araç bir araya getirildiğinde birbirini tamamlayabilir.”

Bu çerçevede Nahçıvan Demiryolu’nun modernizasyonu, Brüksel için önemli bir test vakası olarak görülüyor. Ocak 2026’da AB, Azerbaycan ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Küresel Geçit (Global Gateway) programı kapsamında bir fizibilite çalışması yürütülmesi konusunda anlaşmaya vardı. Yaklaşık otuz yıldır faal olmayan bu hat, yeniden işler hâle gelirse bölgesel ulaşımın kilit unsurlarından biri olabilir.

Önerilen finansman modeli, Balkanlar’daki uygulamaları örnek alıyor: En hassas kesimler için 200–300 milyon avroluk AB hibesi, Avrupa Yatırım Bankası ve EBRD’den sağlanacak 700–800 milyon avroluk kredilerle destekleniyor. Bu paket, yalnızca demiryolunun yeniden açılmasını değil, aynı zamanda Avrupa’nın bu stratejik segmentteki varlığının güçlenmesini de sağlayabilir.

Raporun yazarları Brüksel’i daha geniş ve bütüncül düşünmeye çağırıyor. Bu yaklaşım; demiryollarının ötesinde sınır terminalleri, lojistik merkezleri, gümrük altyapısı, dijital platformlar ve Güney Kafkasya’yı Avrupa pazarına bağlayan enerji hatlarını kapsayan entegre bir altyapı ekosistemi kurulmasını içeriyor. Böyle bir model, Türkiye için ek transit gelir yaratırken, Avrupa’nın da Romanya, Macaristan, Azerbaycan ve Gürcistan’ı kapsayan ve yavaş ilerleyen Karadeniz kablosu gibi kırılgan deniz projelerine bağımlılığını azaltabilir.

Sonuç olarak mesele son derece pragmatik bir çerçevede ele alınıyor: Güney Kafkasya, altyapının yeniden paylaşıldığı bir döneme giriyor. Brüksel kendi büyük ölçekli ve stratejik projesini ortaya koymadığı sürece, bu boşluk diğer aktörler tarafından doldurulacaktır.

Ve bilindiği gibi, koridorları inşa edenler, bölgenin geleceğini de şekillendirir.

Yorum gönder