2031’e kadar barış mı? Bakü vaat değil, hukuki güvence bekliyor

Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın Azerbaycan ile barış anlaşmasının 2031 yılına kadar imzalanıp onaylanabileceğini açıklaması, sürecin geleceğine ilişkin önemli soruları gündeme getirdi. Ağustos 2025’te üzerinde uzlaşılan ve paraflanan anlaşma neden hâlâ imzalanmadı? Nihai çözüm için neden yıllara yayılan bir takvimden söz ediliyor? Bu gecikme, Güney Kafkasya’daki siyasi ve stratejik dengeleri nasıl etkileyebilir?

Paşinyan, 15 Ekim 2026’da yaptığı açıklamada barış anlaşmasını siyasi gündeminin temel hedeflerinden biri olarak gösterdi ve sürecin 2031’e kadar tamamlanabileceğini belirtti. Ancak bir hedef açıklamakla somut bir taahhütte bulunmak aynı şey değil. Paşinyan, anlaşmanın önümüzdeki aylarda imzalanacağını söylemedi; yalnızca sürecin tamamlanması için uzun bir zaman aralığı ortaya koydu.

Bu nedenle Azerbaycan açısından önemli olan, Ermenistan yönetiminin açıklamalarından çok, anlaşmanın önündeki engelleri kaldırmak için hangi somut adımları atacağıdır.

Washington’da paraflanan anlaşma neden hâlâ imzalanmadı?

Sürecin geldiği noktayı anlamak için 8 Ağustos 2025’te Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri hatırlamak gerekiyor. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ABD Başkanı Donald Trump’ın da katıldığı toplantıda barış anlaşmasının metni üzerinde uzlaşıldığını teyit etmişti. İki ülkenin dışişleri bakanları da anlaşma metnini paraflamıştı.

Ortak bildiride, anlaşmanın imzalanması ve onaylanmasına yönelik adımların atılması, ulaşım bağlantılarının geliştirilmesi ve toprak bütünlüğü ile uluslararası sınırların dokunulmazlığı temelinde ilişkilerin kurulması öngörülüyordu.

Böylece müzakereler, genel ilkelerin tartışıldığı aşamayı geride bırakarak siyasi uzlaşmanın resmîleştirilmesine yaklaşmıştı. Ancak bir anlaşma metninin paraflanması, onun resmen imzalanması anlamına gelmiyor. İmza aşaması da tarafların kendi hukuk sistemleri çerçevesinde gerçekleştirmeleri gereken onay süreçlerinin yerini tutmuyor.

Dolayısıyla temel sorun, üzerinde uzlaşılan metnin hukuki ve siyasi açıdan nihai bir barış düzenlemesine nasıl dönüştürüleceği noktasında ortaya çıkıyor.

Azerbaycan’ın temel itirazı: Ermenistan Anayasası

Bakü açısından sürecin önündeki başlıca engellerden biri, Ermenistan’ın anayasal düzenlemeleri ve Bağımsızlık Bildirgesi’ne yaptığı atıflar. Ermenistan’ın 1990 tarihli Bağımsızlık Bildirgesi’nde, Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile Dağlık Karabağ’ın birleştirilmesine ilişkin ifadeler bulunuyor. Azerbaycan ise bu ifadelerin gelecekte kendi topraklarına yönelik iddialara hukuki dayanak oluşturabileceğini savunuyor.

Azerbaycan’ın yaklaşımına göre, kalıcı bir barış anlaşması yalnızca mevcut sınırların tanınmasını değil, gelecekte toprak bütünlüğüne yönelik yeni iddiaların ortaya çıkmasını önleyecek güvenceleri de içermeli.

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı danışmanı Hikmet Hacıyev, Temmuz 2026’da Reuters’e yaptığı açıklamada Bakü’nün belirli bir anayasa değişikliği biçiminde ısrar etmediğini belirtmişti. Bu açıklamaya göre, Ermenistan’ın anayasal düzenlemesi kendi iç meselesi olmaya devam ediyor; ancak Azerbaycan’ın toprak iddiası olarak değerlendirdiği hükümlerin ortadan kaldırılması bekleniyor.

Buradaki anlaşmazlık yalnızca bir metindeki ifadelerden ibaret değil. Asıl mesele, iki ülkenin birbirlerinin toprak bütünlüğünü karşılıklı olarak tanımasının kalıcı hâle nasıl getirileceği ve gelecekteki siyasi değişimlerin bu uzlaşmayı yeniden tartışmaya açmasını önleyecek hukuki güvencelerin nasıl oluşturulacağıdır.

Paşinyan neden 2031’i işaret ediyor?

Ermenistan’daki iç siyasi dengeler, barış sürecinin neden yavaş ilerlediğini anlamak açısından önem taşıyor.

7 Haziran 2026’da yapılan parlamento seçimlerinde Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi oyların yaklaşık yüzde 49,8’ini alarak parlamentoda çoğunluğu elde etti. Böylece hükümet, Azerbaycan ile ilişkileri normalleştirme politikasını sürdürme imkânını korudu. Ancak bu sonuç, nitelikli çoğunluk gerektiren anayasa değişikliklerini tek başına kabul etmek için yeterli değil.

Bu nedenle yeni anayasa hazırlığı ve olası referandum, sıradan bir hukuki prosedür olmanın ötesinde, Paşinyan yönetimi açısından önemli bir siyasi sınav niteliği taşıyor.

Başbakanın, anayasal değişikliklerin Ermenistan’ın ulusal çıkarlarından vazgeçmek anlamına gelmediğini kendi kamuoyuna anlatması gerekiyor. Muhalefet ise bu süreci hükümete karşı siyasi desteği artırmak için kullanabilir. İç siyasi mücadele yoğunlaştıkça, Azerbaycan ile normalleşme kapsamında atılacak adımların hükümet açısından siyasi maliyeti de artabilir.

Paşinyan’ın 2031’i işaret etmesinin birkaç olası açıklaması bulunuyor. İlk olarak, anayasa değişikliği için uzun bir hazırlık süresine ve kamuoyu desteğine ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor olabilir. İkinci olarak, Azerbaycan’ın taleplerini dış baskı altında kabul ettiği izlenimini vermemeye çalışıyor olabilir. Üçüncü olarak da önce iç siyasi konumunu güçlendirmeyi, ardından anayasal değişiklikleri gündeme getirmeyi ve son aşamada barış anlaşmasını imzalamayı planlıyor olabilir.

Bununla birlikte, bu ihtimaller Paşinyan’ın gerçek niyetlerini tek başına ortaya koymaz. Onun barış sürecine ne ölçüde bağlı olduğu, açıklamalarından ziyade atacağı somut adımlarla değerlendirilmeli. Takvimler sürekli ertelenir ve gerekli kararlar alınmazsa Ermenistan yönetiminin kendi açıkladığı hedefleri gerçekleştirme konusundaki kararlılığı doğal olarak sorgulanacaktır.

Diplomatik söylem ile somut ilerleme arasındaki fark

Barış sürecinin tamamen durduğunu söylemek de mevcut gelişmeleri yeterince yansıtmaz. 2025’te anlaşma metni paraflandı; 2026’da temaslar ve belirli alanlardaki iş birliği devam etti.

Reuters’in 8 Ekim 2026 tarihli haberine göre taraflar, geçmiş çatışmalarda kaybolan kişilerin aranması çalışmalarının yoğunlaştırılması konusunda anlaşmalar yaptı. Ulaşım bağlantılarının geliştirilmesi ve ekonomik ilişkilerin genişletilmesi de gündemdeki başlıklar arasında yer alıyor.

Bu gelişmeler, normalleşme sürecinin bazı alanlarda ilerlediğini gösteriyor. Ancak pratik iş birliği, kapsamlı bir barış anlaşmasının yerini tutamaz. Ticaret ve bilgi paylaşımı gelişirken siyasi açıdan daha zor kararların ertelenmesi mümkündür.

Azerbaycan açısından kritik olan, kademeli normalleşmenin kalıcı bir ara aşamaya dönüşmemesidir. Başka bir ifadeyle, iki ülke arasındaki iş birliği genişlerken toprak bütünlüğü ve gelecekteki olası iddialarla ilgili hukuki sorunların çözümsüz kalması, sürecin temel hedefini zayıflatabilir.

2031’den önce hangi senaryolar mümkün?

Önümüzdeki dönemde üç temel senaryodan söz edilebilir.

Birinci senaryo: Anlaşmanın 2031’den önce imzalanması. Ermenistan yönetimi anayasa değişikliklerine ilişkin bir takvim oluşturur, gerekli kamuoyu desteğini sağlar ve Azerbaycan’ın toprak iddiaları olarak değerlendirdiği hükümlere ilişkin sorunu çözerse, barış anlaşması Paşinyan’ın açıkladığı tarihten çok daha önce imzalanabilir. Bu durum ulaşım yollarının açılmasını, ticaretin genişlemesini ve yatırımcılar açısından siyasi risklerin azalmasını kolaylaştırabilir.

İkinci senaryo: Kademeli normalleşmenin sürmesi, nihai anlaşmanın ertelenmesi. Taraflar ekonomik ve teknik alanlarda iş birliğini sürdürebilir; ancak anlaşmanın imzalanması anayasa değişikliklerine, referanduma, iç siyasi mücadelelere ve yeni müzakerelere bağlı kalabilir. Bu durumda ilişkilerde ilerleme sağlansa bile kapsamlı barışın hukuki çerçevesi belirsizliğini korur.

Üçüncü senaryo: Anayasa meselesinde siyasi çıkmazın derinleşmesi. Ermenistan’daki muhalefet anayasa değişikliklerini ulusal kimliğe yönelik bir tehdit olarak sunmayı başarır ve hükümet gerekli desteği sağlayamazsa süreç daha da zorlaşabilir. Böyle bir durumda büyük çaplı bir savaş yaşanmasa bile sınır olayları, karşılıklı suçlamalar, bilgi kampanyaları ve dış aktörlerin anlaşmazlıktan yararlanma girişimleri devam edebilir.

Bu senaryoların hangisinin gerçekleşeceği, yalnızca liderlerin açıklamalarına değil, anayasa sürecine, karşılıklı güvenlik kaygılarına ve tarafların uzlaşmayı uygulamaya dönüştürme kapasitesine bağlı olacak.

Bakü ne yapmalı? Hukuki güvence ile iç işlerine müdahale arasındaki sınır

Azerbaycan açısından beklemek, diplomatik ve hukuki araçlarından vazgeçmek anlamına gelmemeli. Bakü, nihai anlaşmanın karşılıklı toprak bütünlüğü tanımasını ve gelecekte Azerbaycan topraklarına yönelik iddiaları önleyecek güvenceler sağlamasını talep edebilir. Temel koşullarının karşılanmadığını düşünüyorsa anlaşmayı imzalamama hakkına da sahiptir.

Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor: Diplomatik baskı uygulamak ile başka bir devletin anayasal düzenini zorla değiştirmeye çalışmak aynı şey değildir. Azerbaycan, Ermenistan Anayasası’nı kendi başına değiştiremez; fakat anlaşmayı imzalamaya hazır olduğu koşulları açıkça ortaya koyabilir ve bunların müzakere yoluyla karşılanmasını isteyebilir.

Bu yaklaşım, anayasa tartışmasının yeni bir gerilim kaynağına dönüşmesini önlerken Azerbaycan’ın hukuki beklentilerini de koruyabilir.

Azerbaycan Anayasası’na, Sovyet döneminde Azerbaycan SSC sınırları içinde bulunan ancak bugün uluslararası alanda tanınan Ermenistan sınırları içerisinde kalan topraklara ilişkin hükümler eklenmesi önerisi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Siyasi açıdan bu öneri, Ermenistan’ın belgelerindeki ifadeler karşısında bir karşılık olarak gündeme getirilebilir. Ancak hukuki açıdan Sovyet dönemindeki idari sınırlar ile günümüzde uluslararası alanda tanınan devlet sınırları birbirinden farklı kavramlardır.

Azerbaycan’ın amacı mevcut sınır düzenlemesini kesinleştirmek ve gelecekteki toprak anlaşmazlıklarını önlemekse, kendi anayasasına Ermenistan’a yönelik toprak iddiaları eklemek bu hedefle çelişebilir. Daha tutarlı bir yaklaşım, karşılıklı toprak bütünlüğünün tanınmasını, uluslararası alanda kabul edilen sınırların dokunulmazlığını ve toprakların güç kullanılarak elde edilmesinin kabul edilemezliğini güvence altına almak olacaktır.

Böylece Bakü, yeni bir toprak anlaşmazlığının hukuki zeminini oluşturmadan kendi konumunu güçlendirebilir.

2036’ya uzanan stratejik tablo

Barış anlaşmasının önümüzdeki yıllarda imzalanıp onaylanması hâlinde, Güney Kafkasya’nın gündemi çatışmanın sona ermesinden kalıcı ve işleyen ilişkilerin kurulmasına kayabilir.

Azerbaycan ana karası ile Nahçıvan arasındaki ulaşım bağlantılarının Ermenistan üzerinden geliştirilmesi, TRIPP projesinin ilerlemesi, ticaretin genişlemesi ve ulaşım ağlarının yeniden kurulması bölgenin ekonomik coğrafyasını değiştirebilir.

Azerbaycan, Nahçıvan’la bağlantılarını güçlendirebilir ve Avrasya transit güzergâhlarındaki rolünü artırabilir. Ermenistan ise bölgesel ulaşım ağlarına daha fazla katılarak sınırlı sayıdaki güzergâha bağımlılığını azaltabilir. Türkiye açısından da Güney Kafkasya üzerinden uzanan ticaret ve ulaşım bağlantılarının çeşitlenmesi yeni fırsatlar yaratabilir.

İran, Rusya, ABD ve Avrupa Birliği dâhil olmak üzere diğer bölgesel ve küresel aktörler de bu gelişmelerin sonuçlarını kendi politikalarında dikkate almak durumunda kalabilir.

Ancak ekonomik karşılıklı bağımlılık, bir anlaşmanın imzalanmasıyla kendiliğinden oluşmaz. Bunun için altyapı yatırımları, gümrük düzenlemeleri, güvenlik mekanizmaları, uzun vadeli finansman ve siyasi öngörülebilirlik gerekir.

Anlaşma 2031’e kadar imzalanmaz ve anayasa meselesi çözümsüz kalırsa, Güney Kafkasya 2036’ya kadar uzanan bir belirsizlik dönemiyle karşı karşıya kalabilir. Bu durumun mutlaka yeni bir savaşa yol açacağını söylemek doğru olmaz. Askerî harekâtların yaşanmadığı, ancak karşılıklı güvensizliğin, silahlanma hazırlıklarının, diplomatik krizlerin ve dönemsel gerilimlerin sürdüğü uzun süreli bir soğuk barış da mümkündür.

Böyle bir ortam, her iki ülke için güvenlik maliyetlerini artırabilir; ticaret, transit taşımacılık ve yatırım fırsatlarının değerlendirilmesini zorlaştırabilir. Ayrıca anlaşmazlıkların devam etmesi, bölgesel gerilimlerden yararlanmak isteyen aktörlere yeni fırsatlar sunabilir.

Bu nedenle 2031, kaçınılmaz bir son tarih olarak değil, Paşinyan’ın açıkladığı ve somut adımlarla sınanması gereken siyasi bir hedef olarak görülmeli.

Sonuç: Belirleyici olan tarih değil, atılacak adımlar

Asıl soru, Nikol Paşinyan’ın neden 2031 yılını işaret ettiği değil, hükümetinin barış anlaşmasını bu tarihe kadar imzalamak için önümüzdeki aylarda hangi somut adımları atacağıdır.

Anayasa değişikliklerine ilişkin açık bir takvim hazırlanır, kamuoyu tartışması yürütülür ve anlaşmanın imzalanmasına yönelik tutarlı adımlar atılırsa, uzun vadeli takvim siyasi bir hazırlık süreci olarak değerlendirilebilir. Buna karşılık somut ilerleme sağlanmadan yeni tarihler açıklanmaya devam edilirse, Azerbaycan’ın Erivan’ın nihai anlaşmaya ulaşma konusundaki kararlılığını sorgulaması kaçınılmaz hâle gelebilir.

Bakü’nün beklentisi yalnızca bir imza töreni değildir. Asıl hedef, mevcut uzlaşmayı kalıcı hâle getiren ve gelecekte toprak anlaşmazlıklarının yeniden gündeme gelmesini önleyen hukuki güvencelerin oluşturulmasıdır.

Kalıcı barışın temelinde sınırların karşılıklı tanınması, güç kullanımından vazgeçilmesi ve üzerinde uzlaşılan yükümlülüklerin yerine getirilmesi bulunmalıdır. Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin 2036’ya kadar nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan, açıklanan tarihlerden çok bu ilkelerin ne ölçüde hayata geçirileceğidir.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.