ARADA KALAN TÜRKİYE: AFRİN-RUSYA/ MENBİÇ-ABD

ABŞ qardaş ölkəyə terrorçular üzərindən təhdid yaradır

XVII. YÜZYILDA KIRIM HANLIĞI’NDAKİ GELİŞMELER

Հայաստանի չորրորդ նախագահի լիազորությունները

Türk Milletinin Milli Egemenlik Kavgası!

Türkiye 23 Nisan 2017
985

Sudanlı Zenci Musa’dan Kaşif Kozinoğlu’na Milli Egemenlik kavgası!

Merhum Hüseyin Nail Kubalı’nın (1903 – 1981) ‘Nefes ‘ başlıklı şiiri, Müslüman Türk milletinin varoluş kavgasını en iyi en güzel şekilde özetlediği gibi bu vesileyle hatırlayacağımız mübarek şehitlerimizin, âleme nizam verme (Kızıl Elma) kavgasını da bizlere hatırlatmaktadır. Bu kavgayı çağımızda en uç noktaya taşıyan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın 1921 Anayasasından mülhem söylediği “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir.(egemenlik kayıtsız şartsız milletindir) İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” maddesinde özetlenen ruh, Allah’tan başka kula kulluğu reddeden öncü tevhit erlerinin davasıdır. 

Hüseyin Nail Kubalı’nın Nefes şiiri:

“Allah’a kul olduk ” Kalu belâda ”
Yalnız bu yolda ikrarımız var;
Üç günlük ömür için kahbe dünyada
Kula kul olmamak kararımız var

Hayra hayr oluruz, şerre belâyız,
Bu zevk – i cidale pek müptelâyız,
Fazilet ehline biz müktedayız,
Bizim de nurumuz ve narımız var.

Dertliyiz, devaya muhtaç değiliz,
Asiyiz, duaya muhtaç değiliz,
Fakiriz, atâya muhtaç değiliz
Kibirli değiliz, vekarımız var

Katre görünürüz, umman gibiyiz;
” Ben Nuhum! ” diyene tufan gibiyiz
Faruka yakışan ferman gibiyiz,
Bir ruhu adalet medarımız var

Kâbe – i mahviyet âsitanıyız
Mağrurun adüvvü bi amanıyız,
Tabasbus ehlinin hasm – ı canıyız,
Misli bulunmaz bir şiarımız var

Bu mihnethanede acaba neyiz?
Heyheyler içinde nâle – i neyiz,
Canana sunulan cur’a – i meyiz
Ne yaman tesiri sehharımız var

Geyada gedayız, şah ile şahız,
Bazen pür neşveyiz, bazen pür ahız,
Asla diyemeyiz ” Biz bi günahız ”,
Kemend – i sevdada şikârımız var,

Sakın zannetmeyin hülya perestiz,
Ne dünya ve ne de ukba perestiz,
Mecnunuz, yalnız Leylâ perestiz,
Bizim de dilimiz, dildarımız var.”

Sudanlı Zenci Musa:
Yeryüzünü fesada veren batı emperyalizmine karşı Allah’a kulluk davasının öncü isimlerinden Zenci Musakendi döneminde Arap Musa olarak tanınıyordu. Ancak bazı kaynaklarda belirtilen kendisi de Teşkilatı Mahsusa gönüllüsü olan İstiklal marşı şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un Safahat isimli eserinde bu öncü tevhit savaşçısı için yazdığı beyitte; “Eşref bey’in emir eri Zenci Musa / Omuzundan arşa yükseldi Nebi İsa”  ifadesini kullandığı görülür. Burada üç şey anlatılır, Teşkilatı Mahsusa başkanı Kuşçubaşı Eşref Bey ile birlikteliği, mensup olduğu coğrafyanın ten rengi ve yüce gönüllülüğü, hasbiliği, samimiyeti, derin imanı ve gücü kuvveti. Kimdi bu yoksulluk içinde vefat ettiği Özbekler Tekkesinde tek terekesi olan tahta çantasından; devlet-i Osmaniye’nin parçalanmadan önceki halinin bulunduğu harita, Kuşçubaşı Eşref’in fotoğrafı, Kur’an’ı Kerim ve kefen çıkan kahraman Türk evladı? 1880 doğumlu Zenci Musa aslen Sudanlı. Dedesi Kahire’ye, babası Girit’e göç eden Zenci Musa, Girit’te dünyaya gelir. Zenci Musa’nın babası vefat edince İslâm ahlâk ve adetlerine göre yetişmesini istediği için, dedesi torunu Musa’yı Kahire’ye yanına alır. Dedesi bir Türk mahallesinde oturduğundan, Musa’nın çocukluk arkadaşlarının hemen hemen tamamı Türk’tür; dolayısıyla büyürken Türkçeyi öğrenir. Zenci Musa’nın askerlikte ilk durağı Trablusgarp olacaktır. Balkan cephesinde, Çanakkale’de oradan Kudüs’te ve Yemen Harbinde vazife alır. Uzun boyu, gücünün yanı sıra komutanlarının dikkatini çeken bir başka hususi özelliği de vatanı uğruna canını feda edebilecek samimiyetidir.

Zenci Musa her göreni etkileyecek bir yapıya sahipti; iki metre boyunda, güçlü kuvvetliydi. Öylesine güçlüdür ki yemini verirken kolunu ısıran topçu beygirinin (kadana) kulaktozuna can havliyle bir tokat indirince hayvanı öldürdüğünü Eşref Bey anlatmıştır. Korkusuz bir cengâverdir. Baskınlarda Eşref Bey’i bir gölge gibi takip eder, tehlikeli görevleri üstlenir, başarıyla da yerine getirir. Ele geçirdikleri cephane sandıklarını, tüfekleri sırtlaması görenleri şaşırtsa da bu onun için sıradan bir olaydır.Zenci Musa’yı efsaneleştiren olaylardan biri, Arabistan’da İngilizlerin kışkırttığı, İngiliz casusu Lawrens’in sevk ve idare ettiği Şerif Hüseyin’in başını çektiği Arap ordusu, Osmanlı ordusuna İstanbul’dan gönderilen 300 bin Osmanlı altınının peşindedir. Bu altınları ele geçirdiklerinde maaşlarını alamayacak olan Osmanlı subay ve askerlerinin çabuk teslim olacaklarını düşünmektedirler. Ama avuçlarını yalarlar, evdeki pazarlık çarşıya uymaz. Kuşçubaşı Eşref komutasındaki ölümü göze almış 43 Osmanlı askeri, “-bugün ölmeyeceksek ne zaman öleceğiz” diye görevi kabul edip 300 bin Osmanlı altınını Yemene ulaştırmışlardır. Bu yolculuk sırasında 3 bin İngiliz askeri tarafından kuşatılmışlar, 39 u Şehit düşmüş, 3 ü yaralı 1 kişide altınları kurtarıp Yemene teslim etmişlerdir. Bunlardan biri de Sudanlı Zenci Musa’dır.

Komutanı Kuşçubaşı Eşref’in İngilizlere esir düşmesine ve Malta’ya sürgüne gönderilmesine en çok Zenci Musa üzülür.  Geçimini sağlamak için hamallık yapmıştır ve hastadır. Bu zor günlerinde ona Özbekler Tekkesi kucak açar. Zenci Musa, Özbekler tekkesine yerleşir ve inandığı uğruna savaştığı yüce Rabbine ruhunu teslim eder. Sudanlı Zenci Musa’nın vefatının ardından döşeğinin başında bulunan tahta çantadan, kavgasını verdiği ulvi davanın,  Müslüman Türklerin cihan mefkûresinin eşsiz mirası çıkar. O miras ki mirası bulanlara, onlardan sonrakilere, bizlere ve bizden sonrakilere öğüt niteliği taşır ve bir vasiyettir ve bir varoluş kavgasının manifestosudur, büyük bir hazinedir. Tahta çantasından ne çıksa beğenirsiniz? Çıka çıka devlet-i Osmaniye’nin parçalanmadan önceki halinin bulunduğu harita, fotoğrafı, Kur’an’ı Kerim ve kefen çıkıyordu. Ne büyük bir mana vardı bu bavulda, değil mi? Devlet-i Osmaniye’nin haritası, Osmanlının eski günlerine döneceği arzusunu ve bunun için çalışma azmini, Kuşçubaşı Eşref’in resmi, liderine ve reise itaat ve sadakati, Kur’anı Kerim imanı ve İlahi Kelimetullah davasını, kefen ise cesaret ve vuslatı simgeliyordu. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. Davası davamızdır!

Kaşif Kozinoğlu; yakın tarihimizin yiğit ve şehit mazlumlarındandır. Kamuoyu onun ismini Türk Silahlı Kuvvetlerine yapılan en büyük kumpas olarak tarihe geçen Ergenekon davası sırasında duymuştu.  Gazete haberlerine göre “Ergenekon Sanığı Kaşif Kozinoğlu duruşmasına 10 gün kala yaptığı yoğun spor nedeniyle 13 Kasım 2011 tarihinde kalp krizinden ölmüştür.” İddia bu şekildedir ama tespit doğru değildir. Otopside herhangi bir zehirlenme belirtisine de rastlanmamıştır. Yıllarca Silahlı Kuvvetler ve MİT’te görev yapan ve Oda TV soruşturmasında tutuklanan Kozinoğlu, Suriye, Bosna Hersek, Azerbaycan ve Afganistan’da çalıştı. MİT’in, Afganistan ve Çin’i de içine alan Asya Bölgesi Sorumlusu oldu. Tutuklanmadan önce Afganistan’daydı. Dönemin Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e (firari) verdiği ifadede kendisini şöyle anlatmıştı: “1976 yılında Harp Okulu’ndan mezun oldum. İlk kıtam Eğirdir Dağ Komando Okulu’na geldim. 1980 yılında Özel Harp Dairesi’nde göreve başladım. Öncede burada aday olarak başladım, kurslar bittikten sonra 1995 yılına kadar Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın Tim Komutanlığı’nda İstihbarat Subaylığı, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı’nda görev yaptım. 1995 yılında Eğitim Öğretim Grup Komutanlığı’ndan isteğimle emekli olup, MİT’e girdim. Burada sürekli yurt dışı görevlerinde bulundum. Suriye, Bosna Hersek ve Afganistan Bölgesi’nde görev yaptım. Asya Bölgesi’nin tamamı sorumluluk alanımda olduğu için, Orta Asya’dan Çin’e kadar gidip geldim.” 

Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde “Hayalet” diye bilinen Kaşif Kozinoğlu,  MİT’in Asya’dan sorumlu Dış Operasyonlar Daire Başkan Yardımcısıydı. Disiplinli, iyi bir sporcu olduğu kadar, iyi bir eğitimci olduğu yetiştirdiği bir özel harekâtçı subaylardan biliniyordu. Başarılı bir istihbaratçı ve hassas operasyonlarını emanet ettiği “kara kutu”ydu.  Son zamanlarda en uzman olduğu alan, İslam dünyasının başına büyük musibetler getiren El Kaide yapılanmasıydı. CIA’nın Türk asıllı casusu Ruzi Nazar’ın itiraf ettiği gibi Usame Bin Ladin’in El Kaidesi ‘Made İn USA’me yani bir Amerikan projesiydi. Merhum Kozinoğlu sadece Türk gizli servisinde değil muadili olan diğer yabancı istihbarat teşkilatları tarafından da  “Ladin’i yakalayacak adam” olarak biliniyordu. El Kaide’yi  çökertmesine USA’me Bin Ladin’i yakalamasına izin vermediler, uyduruk iddialarla suçladılar, Türkiye’ye çağırdılar ve Silivri Cezaevinde şehit ettiler. Kaşif Kozinoğlu Afganistan’dan ayrıldıktan sonra USA’me Bin Ladin  2 Mayıs 2011’de Pakistan’ın Abbottabad şehrinde sözde ele geçirildi, konuşmaması ve ABD’nin kirli çamaşırlarını ortaya dökmemesi için infaz edildi.

İddia odur ki; Rahmetli Kozinoğlu’nu öldürenler ile rahmetli BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu’na suikast düzenleyenler aynı gruptur. Türk milleti ve İslam ümmetinin bekası uğruna toprağın kara bağrına dağlar gibi düşen vatan evladı tüm şehitlerimizin ruhları şad mekanları cennet,  23 Nisan  Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun! Selam olsun selam olsun… selam olsun…. Ömür Çelikdönmez

Yorumlar