HOLLANDA’DA IRKÇILIĞIN TEHLİKE ÇANLARINA İŞARETTİR

ZEYTİN DALI HAREKÂTI İLE İLGİLİ İRAN’IN TUTUMU

Rusiya Suriyada hansı maraqları güdür?..

Kırgız ressam çivi ve iple Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın portresini yaptı

Türk Dış politikasında yeni dönem

Gündem 3 Temmuz 2016
813

Türk Dış politikasında yeni dönem
osman köse
Davutoğlu’nun iktidardan uzaklaşması ve gidişata yön veren etkin siyasi figür olarak devre dışı kalması “dış politikada yeni bir dönemin” kapılarını araladı. Nitekim Binali Yıldırım’ın Başbakan olması ile Türkiye gelecek dönemde nasıl bir dış politika izleyeceğinin işaretlerini verdi

Cumhuriyeti’nin ilanı ile beraber Türkiye’nin dış politikası, sınırları dönemin şartları ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından çizilen “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi üzerine bina edildi. Uzun yıllar bu rotada dış politikasını belirleyen Türkiye, etrafında cereyan eden olaylara çoğu kez kayıtsız kaldı. Fakat, Osmanlı’dan kalan büyük bir tarihsel mirasın sahibi olarak çevrede cereyan eden hadiseler ve gelişmeler, zaman içinde Türkiye’yi geleneksel bu politikasını terke mecbur bıraktı. Kıbrıs meselesi, Balkanlar ve Ortadoğu’da ortaya çıkan gelişmeler silsilesi ile, 1980’lerden sonra Türkiye, kendisini çoğu kez hadiselerin “etkili aktörü” olarak buldu. Türkiye’nin, dış politikada aktif olarak etkin olmaya başladığı dönem Turgut Özal’lı yıllarla başlar. Bu dönemde “yurtta sulh ve cihanda sulh” ilkesi yerine, gerektiğinde etrafta olan gelişmelere müdahale etme ve yön verme politikası izlenmeye başladı. Dış politikada vazgeçilmez ortak ise Amerika Birleşik Devletleri’ydi.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, dış politikadaki en büyük değişim ise Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidara gelmesi ile yaşandı.
Geniş bir halk desteği ve büyük beklentiler içinde iktidara gelen Erdoğan’ın liderliğini yürüttüğü Ak Parti, dış politikayı “sıfır sorun” ilkesi üzerine bina etmeye çalıştı. Ak Parti’nin dış politika mimarı, ilk zamanlar “Baş Danışman”, sonra “Dışişleri Bakanı” ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla da “Başbakan” olan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu oldu.
Davutoğlu, hayatta çok az insana tevafuk eden bir imkânlar içinde, daha önce kaleme aldığı “Stratejik Derinlik” kitabında dikte ettiği dış politika teorileri ve stratejilerini, iktidarın gücü ile uygulamaya koydu. Bu yeni dönemde Türkiye, dış politikada birçok yeniliklere imzalar attı. Dış politikada “sıfır sorun” ilkesi uyarınca neredeyse tüm komşular ve ülkelerle pürüzler “minimum düzeye” çekilmeye çalışıldı.

Geleneksel duruşun dışına çıkılarak, Ortadoğu’da cereyan eden hadiselerde etkin roller üstlenildi. Afrika açılımı yapılarak, bu coğrafyada yer alan ülkelerle ilişkiler geliştirildi veya olmayan ülkelere diplomatik temsilcilikler açıldı. Osmanlı dönemi coğrafyasında yer alan ve bu gün bağımsız devletler olan Türkiye’nin etrafındaki devletler ile ilişkiler daha da güçlendirildi. Fakat Türkiye’nin son dönemlerde kaydettiği ekonomik, teknolojik ve stratejik atılımlar asırlardır bölgede dengeleri elinde tutan “geleneksel sömürgeci ülkeleri” rahatsız etmeye başladı. Gerek bu rahatsızlığın etkileri ve gerekse büyük güçlerin bölgeye “yeni bir şekil verme” planlarını hayata geçirme gayretleri sonucu, Türkiye’nin etrafında yer alan Suriye, Libya, Mısır, Yemen, Irak, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelerde iç siyasi kaynaşmalar zaman içinde “iç çatışmalara” ve “iç savaşlara” dönüştü.

Bu ülkelerle bağlantılı olarak ortaya çıkan uluslararası siyasi tabloda Türkiye, etrafında olan ülkelerde oluşan iç sorunlara “aktif” olarak müdahil olmaya kalkışınca, “sıfır sorunsuz” komşuları ile “kavgalı” duruma düştü.
Filistin meselesinden mülhem “One Minute” ile başlayan ve “Mavi Marmara” ile karşı karşıya gelinen İsrail ile, Suriye meselesi etrafında oluşan “uçak düşürme krizi” ile iplerin koptuğu Rusya ile ve yine bölgede oluşan sorunlardan kaynaklanan Avrupa Birliği ülkeleri ile zaman zaman siyasi krizler oluşturan ilişkiler, Türkiye’yi sorunlar yumağının içine çekmeye başladı. Yine Amerika ile de Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmelerden kaynaklanan görüş ayrılıkları Türkiye’yi “geleneksel müttefik” ile çoğu kez karşı karşıya getirdi.

Uluslararası siyasi arenada zorlu günler yaşayan Türkiye’de, gelişen şartlara göre dış politika söylemleri ve uygulamalarını gözden geçirme gereğini ortaya çıkardı. Daha doğrusu yeni bir rota gerekli oldu. Ak Parti’nin kurulduğu günden beri dış politikaya yön veren isim olan Davutoğlu, Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasıyla, icranın en tepesine gelince, dış politikada mevcut haliyle bir dönüşüm yapmak imkânı sınırlıydı. Dış politikada yeni dönüşümler, o ana kadar dış politikaya yön veren siyasi aktör veya aktörlerin devre dışı kalması ve yenilenmesi ile oluşur. Bu nedenle, dış politikada gelinen nokta ve gelişen şartlara göre dönüşüm yapma ihtiyaçları, Türkiye’de köklü bir siyasi değişimin olacağının işaretlerini vermekteydi.
Bu süreçte Davutoğlu ile Cumhurbaşkanı arasında, gerek partinin gidişatı ve gerek dış politikada izlenecek stratejiler konusunda ortaya çıkan görüş ayrılıkları beklenen değişime imkân verdi.

Davutoğlu’nun iktidardan uzaklaşması ve gidişata yön veren etkin siyasi figür olarak devre dışı kalması “dış politikada yeni bir dönemin” kapılarını araladı. Nitekim Binali Yıldırım’ın Başbakan olması ile Türkiye gelecek dönemde nasıl bir dış politika izleyeceğinin işaretlerini verdi. İsrail ile antlaşmaya varılması, Rusya ile dostluğun kaldığı yerden devam etmesine yönelik mutabakat ve Mısır ile ilişkilerin düzeltilmesi temayülleri yeni dönemin işaretlerini vermektedir. Önümüzdeki zamanlar içinde, Türk dış politikasında gelişen konjonktüre göre şekillenen dış politika açılımlarının olacağı muhtemeldir. Velhasıl Ak Parti’de Binali Yıldırım’ın Başbakan olması, dış politikada da “yeni bir dönemin” başlangıcıdır.
Osman Köse

Yorumlar