Rus basının “Akkuyu casusu” iddiası: Akkuyu projesinde tuhaf şeyler de oluyordu

LAVROV BMT-NİN 4 QƏTNAMƏSİNİ ƏSAS SAYMIR

Fransız-Alman Ortaklığı Derinleşiyor

Trump-Putin Temmuz ayı görüşmesinde Afganistan’a ortak müdahalemi görüşülecek

Suudi Arabistan dış politikasında Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi’nin (NAUSS) rolü!

Gündem 10 Ağustos 2017
276

Suudi Arabistan’ın Türk milletinin gönlünde farklı bir yeri vardır. Müslümanların beş vakit Allahtan başka hiçbir güce kulluk etmeyeceklerini deklare ettikleri ve Rabbin huzuruna yükseldikleri namazda yöneldikleri kıble yani Kabe Suudi Arabistan’da bulunuyor. Peygamber Efendimizin mübarek kabri şerifi Ravza-i Mutahhara / الروضه المطهره / orada bulunuyor. İngiliz istilacılara karşı İslam’ın haremi ismetini korumak için canını veren binlerce şehidimiz Allaha adanmış al kanlara boyanmış vücutlarıyla bedel ödedikleri Suudi Arabistan topraklarında, kutsal nöbeti tutmaya devam ediyor. İşte bu nedenle Suudi Arabistan’a bakış açımız farklıdır. Amma velakin bu farkı yok etmeye çalışan her türlü şer odaklarının faaliyetlerinin de farkındayız.

23 Eylül 1932’de Kral Abdülaziz’in kurduğu Suudi Arabistan idare şekli monarşik idaredir, Suud hanedanı tarafından yönetilir.Yerleşik ve kurumsallaşmış demokrasi kültürünün esamesinin okunmadığı Suudi Arabistan’da siyasi parti aramak abesle iştigaldir. Genel seçimler yapılmadığı için Şura Meclisi üyeleri ve Belediye başkanları Kral tarafından atanır. Sadece Belediye meclisleri için seçimler yapılır. Ülke, toplam 13 idarî bölgeye ayrılmıştır. 2015 yılında tahta çıkan Kral Selman bin Abdülaziz El Suud, Suudi Arabistan’ın yedinci Kralıdır. Suudi Kralları Kral Fahd’dan itibaren “İki Kutsal Caminin Hizmetkârı” unvanını da taşır. Mekke’deki Mescid-i Haram ve Medine’de ki Mescid-i Nebevi’nin Suudi Arabistan topraklarında yer alması nedeniyle gerek ülke içinde, gerek İslam dünyasındaki konumu ve prestiji üzerinde önemli bir etkisi bulunan Suud Kralı aynı zamanda Başkomutandır.

Bu ülke üzerindeki Britanya ve ABD’nin nüfuz mücadelesinden dolayı, oldukça rahatsız edici “Türkiye Türklere bırakılmayacak kadar önemlidir” sözü Suudi Arabistan’a da uyarlanabilir. İbni Haldun’un dediği gibi eğer coğrafya kader ise bu nüfuz savaşında Arap Yarımadası’nın en büyük yüzölçümlü ülkesi olan Suudi Arabistan’ın, dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 20’sine sahip olması etkilidir. Jeopolitiği açısından Batı Asya’nın en geniş yüzölçümüne sahip Suudi Arabistan Krallığı, Arap Yarımadası’nın büyük bir bölümümü kapsıyor. Ülkenin kuzeybatısında Ürdün, kuzey ve kuzeydoğusunda Irak, doğusunda Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneydoğusunda Umman, güneyinde Yemen, doğusunda Basra Körfezi ve batısında Kızıldeniz yer alıyor. Suudi Arabistan’ın nüfusunun yüzde 90’ı, yerli kabilelerin soyundan gelen Araplardan müteşekkildir. Afrika ve Asya kökenliler nüfusun yüzde 10’unu oluşturur.

Ayrıca Basra Körfezi kıyısında İranlı azınlık mevcuttur. Suudi Arabistan’daki Şiilerin yaşadığı coğrafya Doğu bölgesiyle sınırlı değildir. Şiiler, başkent dâhil olmak üzere Suudi Arabistan’ın her bölgesinde vardır. Başkent Riyad’da 30 bin civarında Şii vatandaş iş ya da eğitim nedeniyle yaşamaktadır. Suudi Arabistan’ın Körfez krizinde izlediği strateji Irak’ın yanı sıra Yemen ve Sudan’la da arasını açmıştı. Suud yönetimi Yemen’in söz konusu krizde Irak’ın tarafını tutması yüzünden ülkesinde çalışan 1 milyon Yemenliyi sınır dışı etmişti. Fakat sonraki dönemlerde ilişkilerde bir yumuşama oldu. Benzer problemleri Sudan’la da yaşadı. Suud yönetimi içerdeki insan hakları ihlalleri ve baskıcı uygulamaları yüzünden çeşitli uluslararası insan hakları kuruluşlarının da hedefi haline geldi. 1993’te sürekli bu tür kuruluşlarla başı dertteydi, haleden öyle. Uluslararası Af Örgütü ve daha başka insan hakları kuruluşları bu ülkedeki insan hakları ihlalleriyle ilgili oldukça kabarık raporlar yayınladılar, yayınlamaya devam ediyorlar. Bu alan da Sudi Arabistan’ın karnesi pek parlak değil. Suudi Arabistan’da (bölgesel anlamda) belirli bir mezhebi çoğunluk hâkim değildir. Selefi-Vehhabilerin dışında kalan mezheplere karşı baskı söz konusudur.

Suudi Arabistan güvenlik politikalarının belirlenmesinde Amerikalı ve İngiliz danışmanlarının etkisi büyük. Bu konuda sözde yerli güvenlik stratejisi ve politikalar belirleyen kurumlar da var. Örneğin Riyad’da faaliyet gösteren Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi (NAUSS) bu tür kurumlardan biri. NAUSS, Yüksek Konseyi Başkanı ise 30 Ağustos 1959 Cidde doğumlu, Bakanlar kurulu eski başkanı, Suudi Arabistan eski veliahttı ve 2012-2017 yılları arasında Suudi Arabistan İç işleri bakanlığı yapan, Prens Nayif bin Abdülaziz’in Prenses Cevhere bin Abdülaziz’den dünyaya gelen tek oğlu Prens Muhammed bin Naif bin Abdulaziz’dir. 1978’de kurulan NAUSS; Suudi Arabistan’ın Güvenlik Araştırmaları ve Eğitim merkezi statüsünde çalışıyor. Her ne kadar öncelikle güvenlik personelinin eğitim ihtiyaçlarını karşılamak, Suud polis teşkilatı ile içişleri bakanlığı arasında koordinasyonu sağlamak amacı gözetilse de Suudi Arabistan’ın güvenlik politikalarına yönelik çalışmaların yapıldığı kurum olmasıyla dikkat çeker.

NAUSS, doğrudan Suudi Arabistan İçişleri Bakanlık Konseyi’ne hizmet eden tek akademik kurumdur. NAUSS’deki programlar, Suudi İçişleri Bakanlığı Konseyi ve Arap Birliği’nin talimatlarına ve tavsiyelerine uygun olarak sunulmaktadır. NAUSS, Suudi Arabistan’ın İran ve Şii karşıtı projelerinin start aldığı yer olarak bilinir. Yemen savaşının mimarı bu kurumdur. NAUSS’ın hizmet yelpazesi çok geniş. Suçla mücadele etmeye ve suçları önlemeye çalışırken, üniversite tüm Arap ülkelerine güvenlik güçlerine uzman akademik çalışmalar ve eğitim vermeye hizmet etmeyi amaçlıyor. Buna ek olarak, NAUSS bilgi ve tecrübe alışverişi konusunda uluslararası güvenlik kurumları ve uzmanlarıyla işbirliği yapıyor. Bu üniversiteden mezun Afrika ve diğer Arap ülkelerinden gelen mezun öğrenciler Suudi Arabistan istihbaratına angaje olarak bulundukları ülkelerde faaliyet gösteriyor, haber alma hizmetlerinde bulunuyor. Bu bilgilerin ABD ve İngiltere’nin ilgili istihbarat birimleriyle paylaşıldığı zaman zaman basında yer almıştı. NAUSS, her türlü güvenlikle ilgili konunun ele alındığı 700’den fazla uluslararası konferansa katıldı. NAUSS, uluslararası alanda mevcut olan ve güvenlik ve güvenlik alanındaki 605 akademik çalışmayı yayınladı ve bölgesel ve uluslararası akademik kuruluşlar ve kurumlarla yaklaşık 180 belge mutabakat ve işbirliği imzaladı. Üniversite aynı zamanda, Birleşmiş Milletler Suç Önleme ve Ceza Adaleti Programı Ağı’nın bir parçası olan dünyanın 17 merkezinden biridir.(1)

Bu politikaların belirlenmesinde aktif rol oynayan sabık veliaht prens Muhammed bin Nayif bin Abdülaziz, Suudi Arabistan’ın öncülüğünde Yemen’deki Husilere karşı başlatılan ‘Kararlılık Fırtınası’ operasyonunda aktif rol aldı. Prens Muhammed çok daha öncesinden Yemen’i ‘tehlikeli bir başarısız devlet’ olarak tanımlamış ve Suudi Arabistan’ın güvenliğine tehdit olduğunu söylemişti. Terör’le mücadele programlarının uygulanmasında Washington ile birlikte çalışan Prens Muhammed istihbarat paylaşımını da büyük ölçüde artırılmasını sağlamış, 14 Ocak 2013’te ABD Başkanı Barack Obama ile Washington’da görüşen Muhammed güvenlik ve bölgesel gelişmeleri ele almıştı. ABD ile yakın ilişkilerinden dolayı kabinedeki en Amerikan yanlısı bakanlardan biri olarak görülüyordu. Terörle mücadele programlarının uygulanmasında Washington ile birlikte çalışan Prens Muhammed’in, istihbarat paylaşımın büyük ölçüde artırılmasında rolünü kimse inkar edemez.

ABD ile yakın ilişkilerinden dolayı kabinedeki en Amerikan yanlısı bakanlardan biriydi. Muhammed Bin Nayif’in ‘İran’a karşı tavizsizliği’ ve ‘İran’la bir savaş durumunda’ Suudi Arabistan’ın alt yapısını korumak konusunda Amerikan yetkililere danışmaktan yana oluşu, başında olduğu kurumun (NAUSS) çizgisinin anlaşılması açısından bize bir fikir verebilir. Prens Muhammed bin Nayif, ülkedeki hızlı siyasi yükselişi, ABD ile yakınlığı, El Kaide ile mücadelesi ve Yemen operasyonundaki aktif rolü ile biliniyor. Eski veliaht prens neden bu kadar Amerikancı olabilir hiç düşündünüz mü? Çünkü Prens Muhammed, Suudi Arabistan’daki birçok hanedan üyesi gibi eğitimini ABD’de tamamladı. Portland’daki Lewis&Clark Koleji’nde dersler alan Muhammed FBI’ın düzenlediği güvenlik eğitimlerine katıldı, daha sonra ise Scotland Yard’da anti-terör birimlerinde eğitim aldı.(2)

Türkiye Adalet Akademisi ve güvenlik birimleri ile Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi (NAUSS) arasında ikili anlaşmalar çerçevesinde eğitim programları uygulanıyor. Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi’nden (NAUSS) zaman zaman Türkiye’ye ziyaretler gerçekleştiriliyor. Nitekim 15 Eylül 2014 – 02 Ekim 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilen “822. Dönem Naif Arap Güvenlik Bilimleri Üniversitesi İşbirliği ile Suudi Arabistan Cezaevleri Müdürlüğüne Bağlı Personele Yönelik Eğitim Programı” kapanış törenine Naif Arab Üniversitesi Güvenlik Bilimleri Dekanı Dr. Mohammed Hassan Alsarra, Naif Arab Üniversitesi Güvenlik Bilimleri Başkanı Dr. Ali Alruwaili, Suudi Arabistan Büyükelçiliği Askeri Ateşesi Halid Al Assaf katılmıştı. (3)

Bakınız:
1- http://www.nauss.edu.sa/En/Pages/Home.aspx
2- http://www.aljazeera.com.tr/portre/yeni-veliaht-prens-muhammed-bin-nayif-kimdir
3- http://www.cte-seslenis.adalet.gov.tr/seslenis/arsiv/seslenis_151.pdf
Ü
Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39
omurcelikdonmez@hotmail.com

Yorumlar