Rus basının “Akkuyu casusu” iddiası: Akkuyu projesinde tuhaf şeyler de oluyordu

LAVROV BMT-NİN 4 QƏTNAMƏSİNİ ƏSAS SAYMIR

Fransız-Alman Ortaklığı Derinleşiyor

Trump-Putin Temmuz ayı görüşmesinde Afganistan’a ortak müdahalemi görüşülecek

Rusya’nın Hazar Denizi Politikası

Gündem, Rusya 6 Mart 2018
177


Hazar Denizi’ne Genel Bakış

Göl mü yoksa Deniz mi bir türlü karar verilemeyen Hazar her ne kadar deniz olarak adlandırılsa da dünyamız kara parçalarının içinde yer alan en büyük göldür. Birçok açıdan oldukça önemli olan Hazar denizi başta hukuksal konumu olmak üzere pek çok konuda uluslararası tartışma ve krizin odağında yer almaktadır.Enerji kaynakları ve ulaşım yollarının güvenliği, çağımızın en hassas konusu ve en önemli sorunlarından biridir. Hazar Denizi, Fars körfezinden sonra enerji kaynaklarının zenginliği bakımından dünya ikincisi konumundadır.

Hem kıyıdaş ülkeler hem de batılı ülkeler için her şeyden daha önemlisi Hazar’ın petrol ve doğal gaz rezervleridir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Hazar Denizi, başta ABD olmak üzere bütün batılı devletlerin ilgi odağı haline gelmiştir. ABD dünyadaki çok önemli gücü ve nüfuzundan dolayı Sovyetler’in bıraktığı boşluğu doldurmakta hiç gecikmedi. ABD istisnasız bütün bu buhran, kriz, çatışma, rejim değişikliği ve karşı devrimlerde ya doğrudan taraftır ya da kısa sürede siyasi ve askeri varlığıyla konunun muhatabı haline gelmektedir. Bağımsızlıklarını yeni kazanmış ülkelerin askeri ve siyasi alandaki yetersizliklerini ve tecrübesizliklerini fırsat bilen ABD, derhal kolları sıvamış adeta bölgeyi işgal etmiştir.[1]

Hazar Denizi’nin Oluşumu, Coğrafi Konumu

Hazar Denizi, büyük Tetis Denizi’nden[2] arta kalan en büyük parçadır. Üçüncü jeolojik çağda meydana gelen değişikliklere Kafkasya ve Elburuz Dağları, Avrupa Kıtası ve İran platosu meydana çıkarken Hazar denizi de oluşmuştur. Denizin tabanındaki enerji kaynakları, canlılar deniz ulaşım yolları ve çevresindeki deniz ürünleri tesislerinin varlığı Hazar’ın önemini artırmıştır. Bu önem Hazar’ın stratejik konumundan kaynaklanmaktadır.

A-Oluşumu

Hazar Denizi tek başına dünyadaki bütün göllerin yüzölçümünün %40’ını oluşturmaktadır. Öyle ki dünyanın ikinci büyük gölü olan Cuperyu gölünün beş katı büyüklüğündedir. Jeolojik araştırmalara göre Hazar’ın yeraltı katmanı kuzey ve güney olarak iki farklı oluşumdan meydana gelmiştir. Kuzey bölgesi tortullardan oluşmuş ve 20 km. kalınlığında, güney bölgesi ise büyük denizlerin tabanı gibi olup, 7 km kalınlığındadır.

B-Konum

Hazar Denizi, kuzeyinde Rusya Federasyonu ile Kazakistan, doğusunda Türkmenistan’la Kazakistan, batısında Azerbaycan, güneyinde ise İran yer almaktadır.[3]

Hazar’ın Statü Sorunu

Hazar’ın statüsünü belirlemeçabaları yüzyıllar öncesine dayanır.1828 Türkmençay Antlaşması’na[4] göre, Rusya ve İran arasındaki kara sınırı Hazar Denizi’nde sona erer. Antlaşmanın bu kısmından sonra Hazar için bir sınır tespitine gidilmiştir.

1921 yılında Bolşevikler resmen bu antlaşmaları iptal etmiştir. SSCB ve İran arasında yapılan ve SSCB’nin dağılmasından sonra Hazar’a kıyısı olan diğer ülkeleri de bağlaması gereken 26 Şubat 1921 tarihli Dostluk Anlaşması ve 1940 Anlaşması, ticaret, seyir, balıkçılık gibi o dönemin sorunlarını çözmeye çalışmasına rağmen, deniz yatağını ve kaynaklarının kullanımı, ekolojik rejim, hava sahasının kullanımı, ülkeler arasında sınırların tespiti ve egemenlik gibi konularda hukuki statüyü belirlememiştir. Aslında, Hazar Denizi’nin hukuki statüsü sorunundan genellikle kastedilen bu deniz üzerindeki egemenlik konusu ve onun paylaşılmasıdır.[5]

Ayrıca Hazar’daki siyasi çıkmaz ve anlaşmazlıkların çıkmasındaki diğer bir neden yeni bağımsız olan devletlerin ekonomik kalkınma ve siyasi egemenliklerini pekiştirme kaygısının olmasıdır. Ancak bu ülkeler için hayati önem taşıyan ekonomik kalkınma ve siyasi bağımsızlık, çözümü kolaylaştırıcı bir etken olmaktan ziyade, ülkeler arasında sorunlara yol açmıştır.

Diğer bir statü belirlenmesinde etkili olan konu ise Hazar’ın göl ve deniz olarak değerlendirilmesinde doğacak sonuçlar olmuştur.

Hazar’ın hukuki statüsünün bir göl olarak kabul edilmesi halinde sınır suları ile ilgili uluslararası geleneksel hukuk kuralları geçerli olacak, Hazar’ın da diğer göller gibi bölünmesi gerekecektir.Çünkü kıyıdaş devletler, sınırları içindeki biyolojik ve doğal kaynakların kullanımı ile su ve taşımacılık alanında egemenliklerini kurmak ve korumak isteyeceklerdir.

Ancak kıyıdaş devletlerin hangi yöntemi kullanacaklarının belirlenmesi, eğer bir mutabakat sağlanamazsa zor ve hukuken uygulanabilirliği olmayan bir seçenektir. Nitekim Hazar’a kıyısı bulunan devletlerin sınır çizgisi veya diğer bölünme yöntemleri üzerinde anlaşamadıkları bilinmektedir. Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan eşit-uzaklık çizgisi prensibini benimsemişler, ancak nasıl uygulanacağı noktasında anlaşma sağlayamamışlardır. İran ise bu payın kıyıdaş devletlere eşit olarak paylaştırılmasını savunsa da bu konuda da bir anlaşmazlık ortaya çıkmıştır. Sorun, hangi yöntemle veya nasıl bölüneceği değil, bölünmesi durumunda ortaya çıkacak egemenlik kaybı ve bunun ekonomik çıkarlara vereceği zarardır.

Hazar’ın hukuki statüsünün bir deniz olarak kabul edilmesi halinde ise BM Denizler Hukuku Sözleşmesi’nin (1982) doğrudan uygulanması gerekecektir. Bu durumda 12 millik karasuları, 200 mili aşmayan Münhasır Ekonomik Bölge ve kıta sahanlığı prensiplerine göre çizilecek bir sınır söz konusu olacaktır. Ancak Hazar ülkeleri arasında bu tür bir uygulamaya izin verecek uzaklık zaten mevcut değildir. Bu durumda BM Denizler Hukuku Sözleşmesi’nin 15. maddesi gereği devletlerin, karşılıklı kıyılara sahiplerse orta noktayı esas kabul ederek, sınırın o çizgiyi aşmaması ilkesi uygulanacaktır.

Bu noktada, özellikle İran’ın egemenlik kaybına uğrayacağı kesindir. İran, Sovyet-İran anlaşmalarına dayandırdığı ortak kullanım hakkını, ya da razı olduğu %20’lik eşit paylaşım hakkını kaybedecektir. İran bunu kesinlikle kabul etmeyecektir. Ayrıca Hazar’ın deniz olarak kabul edilmesidurumunda açık denizlere bağlantısı olmayan üç yeni devlet (Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan) Karadeniz ve Baltık Denizibağlantılarından yararlanma iddiasında bulunabilirler. Bu tür bir istek Rusya’nın kendi akarsuları üzerindeki hâkimiyetinin sınırlanması anlamına gelecektir. Bu yüzden Rusya kendi çıkarlarına ters olan bu duruma karşı çıkmaktadır Başlangıçta Rusya ve İrankendi kıyılarında önemli rezervler olmadığı için kaynakların “ortak kullanımını” arzu ettiler. Türkmenistan da böyle bir pozisyonusavunan tarafta yer almaktaydı. Ancak zamanla Rusya’nın kendi ulusal sektörü içerisinde zengin petrol kaynakları bulmasıyla beraber Hazar’ın ulusal sektörlere bölünmesi tezine yaklaşması Azerbaycan’ın pozisyonunu güçlendirici etki yarattı. Böylece Hazar’da dengelerbir anda değişmeye başlamıştı.[6]

Putin Dönemi Rus Dış Politikası

Rusya’nın yeni dönem dış politika söylemleri ve Ulusal Güvenlik Doktrini incelendiğinde, Avrasyacı söylemin ağırlıklı olarak yer aldığı göze çarpmaktadır. Rusya’da Soğuk Savaş sonrası hakim konumdaki Neo-Avrasyacılık[7], felsefi temellerini 1800’lü yıllarda ortaya atılan Klasik Avrasyacılık[8]’tan almıştır. Bu düşünce akımı; siyasi ve güvenlikle ilgili algılamalarda homojen, geleneksel olarak tanımlanmış jeopolitik menfaat kalıplarını bağlı, Büyük Rusya kurma eğilimlerinin daha güçlü olduğu, “Avrasya’ya hakim olan dünyaya hakim olur.” düşüncesinin yeni ve gelişmiş bir versiyonudur. Neo-Avrasyacılığa göre; Rusya yakın çevresindeki bağımsız devletlerle ittifak kurmalı, gerektiğinde yakın çevresinde askeri ve ekonomik araçları kullanarak stratejik baskı uygulamalıdır. Bu akımın önemli bir sözcüsü ve temsilcisi olarak Rus Parlamentosu’nun strateji danışmanı olarak görev yapmasının yanında Putin üzerinde de etkili olmuştur.

10 Ocak 2000 tarihli “Yeni Ulusal Güvenlik Doktrini”nde Rusya Federasyonu’nun varlığına, devletin ve toplumun güvenliğine yönelik her türlü iç ve dış tehdide karşı alınacak önlemlerin bir bütünü oluşturulmuştur.

10 Temmuz 2000 tarihli “Yeni Dış Politika Doktrini”nde ise; ayrılıkçı hareketler ve terörizmin artışı, küreselleşen ekonomi içerisinde dışa bağımlılığın artması ve devlet egemenliğine karşı yeni aktörlerin ortaya çıkması önemli tehlikeler olarak algılanmış, bu tehlikelerin giderilmesi için hem Batı hem de Doğu ile iş birliği yapılarak dengeli bir dış politika izlenmesi, ekonomik çıkarların ülke dışında da savunulması öngörülmüştür.

ABD, uygulamakta olduğu ‘süper güç stratejisi’nin gereği olarak jeopolitik açıdan Avrasya’ya hâkim olmak istemektedir Buna karşın; Putin, beklenenin aksine AB, Çin ve hatta ABD ile daha yakın ilişkiler kurmuş; artan petrol fiyatlarını da göz önünde bulundurarak, enerjinin kontrolünün sağlanmasını dış politikasının en önemli unsuru haline getirmiştir ve bazı akademisyenler bu yeni enerji politikasını “neo-emperyalizm” olarak nitelendirmişlerdir.[9]

Rusya’nın Hazar Politikası

Bu bölge Rusya Federasyonu için de jeopolitik ve jeo-ekonomik açıdan önem taşımaktadır. Rusya Federasyonu’nun Hazar’ı denize kapalı bir su havzası veya göl olarak görmek istemesindeki temel amaç Hazar’ı önce Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin etki alanının dışına çıkarmak ve daha sonra da sonucun belirlenmesinde 1921 ve 1940 antlaşmalarını tek başvuru kaynağı olmasını sağlamaktır.1926 tarihinde sınır nehirlerinin ve denizlerinin karşılıklı kullanılmasına yönelik bir anlaşma imzalanmıştır.

27 Ağustos 1935’te yapılan anlaşma da Hazar üzerinde seyrüsefer özgürlüğünü tekrarlamıştır ve 10 millik balıkçılık bölgesi kurmuştur. Ancak resmi bir sınır çizimi olmamıştır.1935 ve 1949 yılında SSCB ve İran’ın resmi kurumlarının kıyı bölgelerindeki deniz yatağı kaynaklarının kendilerine ait olduğunu ilişkin beyanları olmuştur. 1950’lerin başında Sovyet yetkilileri göl statüsünde bulunan Hazar Denizini sektörlere ayırmışlardır. Hazar Denizi’nin Sovyetler Birliği’ne ait kısmı Astrahan-Hasan Kulu bölgelerini birleştiren hattın kuzeyinde kalan alandır. Bu hattın güneyinde kalan saha ise siyasi etki altındadır.

1970 yılında Sovyetler Birliği’ne ait kısmı Rusya, Kazakistan, Türkmenistan ve Azerbaycan tarafından bölüşülmüştür. Bu bölüşüm, uluslararası pratikte geçerli esaslar gözönünde tutularak, denizin ortasından çekilen hat ileadı geçen ülkelerinin sınırlarının birleştiği noktalardan uzatılan hatların içinde kalan alanların, denize kıyısı olan devletlerin kullanımına bırakılması şeklindedir. Böyle bir bölüşümde belirleyici faktör, Moskova’nın telkin ve tercihleri olmuştur. Cumhuriyetlere verilen sektörlerdeki petrol geliştirme çalışmaları bu “devlet birimlerinin arazisinde bulunan ve onlarla tanımlanan” kurumlar tarafından yürütülmekteydi. Bu durum, açıkça “iç idari sınırların” tanınması anlamına gelmekteydi.

Sovyetler Birliği’nin dağılması üzerine HazarDenizi’nde bulunan deniz unsurları 1992 yılında yeni ülkeler arasında paylaşılmıştır. Rusya tarafından fazla önemsenmeyen bu paylaşım esnasında önemli cephane depoları ile denizüsleri Azerbaycan’da kamlı, 18 adet muharip gemi ile 62 adet yardımcı gemi yeni ülkelere verilmiştir. Rusya ilk defa 1993’te Astrahan ’da Rusya ve Azerbaycan Savunma Bakanlarının bulundukları toplantıda Hazar’da kıta sahanlığının 12 deniz mili olarak Azerbaycan tarafından kabul edilmesini istemiştir. Daha sonra 1995 yılında, dönemin Rusya Federasyonu Dışişleri Bakan yardımcısı Albert Çernişev, Hazar Denizi’ndeki kıta sahanlığının 20 deniz mili olmasını önermiş ve son olarak da RF Dışişleri Bakanı Yevgeni Primakov bunun 45 deniz miline çıkartılmasını teklif etmiştir. Bu tekliflerin hiçbiri Azerbaycan ve Kazakistan tarafından kabul görmemiştir. Azerbaycan’ın Rusya’ya bu konuda gösterdiği aktif direniş, Karabağsavaşının her merhalesinde Rusların Ermenilere sağladıkları destekte kuvvetle yansımaktadır.[10]

Ayrıca bölge Rusya Federasyonu içinAvrupa ve Ortadoğu ülkelerine ulaşmak Orta Asya üzerinden oldukça kolay olacaktır. Eski SSCB gerektiğinde kullanmak üzere bölgede iki eski askeri üs kurmuştur. Bu üsler bölgede nüfuz alanı yaratmak iddiasındaki güçlere karşı Rusya Federasyonu açısından hala önem taşımaktadır. Kazakistan; Rusya Federasyonu, Belarus ve Ukrayna ile birlikte eski Sovyetler Birliği’nin nükleer silahlarını devralan cumhuriyetlerden biri durumundadır. Rusya’nın yeni politikasının en temel özelliği, Doğu-Batı enerji koridorunun temel taşları olan Bakü-Ceyhan petrol ve Trans- Hazar Doğal Gaz hatlarını siyasi ve hukuki araçlar kullanarak engellemek, bu güzergâhların gerçekleşmesini engelleyecek yeni boru hatları projelerini hazırlamak, en kısa zamanda bu projelerin inşasını tamamlamak ve Orta Asya ve Kafkas Devletleri’ne enerji kaynaklarını ihraç edebilecekleri yeni imkânlar sunmak olmuştur. Bu sayede Rusya bir yandan enerji kaynaklarını dünya piyasalarına sevkiyatında avantaj yakalamayı, öte yandan da mevcut Doğu-Batı projelerinin kısa ve orta vadede gerçekleşmesini önlemeyi düşünmektedir.

Rusya’nın Azeri petrollerine ihtiyacı olmadığı halde Azeri petrollerinin kendi ülkesinden geçmesini istemesindeki ve Kafkasya’nın ekonomik ve politik yaşamına müdahale etmek istemesindeki amaç budur. Rusya bölgedeki ekonomik ve askeri varlığını sağlamlaştırmak için “yakın çevre” adını verdiği yeni bir güvenlik politikası oluşturmuştur. Rusya; Kazakistan, Türkmenistan,Özbekistan ve Azerbaycan ile ilişkilerini geliştirerek yeni çok taraflı projeler hazırlamıştır. Bu projeler içerisinde Rusya en çok Mavi Akım[11] projesine önem vermektedir. Çünkü Rus Gazprom[12] firması, Türkiye’nin doğal gaz ihtiyacını karşılamanın yanı sıra Türkiye kanalıyla Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinin enerji ihtiyaçlarını karşılamayı hesaplamaktadır.[13]

Hazar Petrolünün Bölgelere Taşınması

A-Batı Güzergâhı

Geçmiş yıllarda enerji akımının daha çok Güney-Kuzey yönünde olmuştur ve genelde Rusya üzerinden gerçekleşmiştir. Şimdi ise bağımsız devletler bazı gelişmeler sağlamış ve Doğu-Batı istikametini alarak enerjinin Avrupa’ya yönlendirilmesini sağlamışlardır.

Bakü-Tiflis-Erzurum Boru Hattı (BTE)
Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu Projesi(CPC), Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) ve Güney Kafkasya Doğalgaz Boru Hattı Projeleri ile Rusya’ya diğer devletlerin bağlılığını azaltmıştır.Fakat bu projeleri yürüten şirketlerin çoğu Rusya’ya ait petrol şirketleridir bu yüzden projede esas rol oynamaktadır. Bu güzergâhta Rusya’nın en çok kullandığı limanı Novorossisk’tir. Rusya rezervleri dünya pazarına sunmak için bu limanla birlikte İstanbul boğazına ciddi ihtiyaç duymaktadır.

B-Doğu Güzergahı

Gelecek 10 ile 15 yıl içerisinde Avrupa’daki petrol talebi azalacak doğuya yapılacak petrol ihracatı 10 ile 15 yıl süre zarfında çok fazla artacaktır. Asya pazarını önemli ölçüde ele geçirecektir. Özellikle Çin’in petrol ihracatının çok fazla artacağıbeklenmektedir. Kazakistan’ın kuzey batısındaki Atasu’dan Çin’in kuzey-batısındaki Xinjiang bölgesine kadar uzanan hat önemlidir.

C-Güney-Batı ve Kuzey-Batı Güzergâhı

Hazar bölgesinin ihracatları için ilave güzergâh Asya talebini karşılamak için petrollerin İran vasıtasıyla Basra Körfezine veya Güney-Batı vasıtasıyla Afganistan’a taşınması yollarıdır. Bu konuda daha çok Türkmenistan ilgilenmektedir çünkü Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan’a petrol taşımak istemektedir. 2002 yılında Türkmenistan, Pakistan ve Hindistan üçlü bir anlaşma imzalamışlardır. Fakat yeterli yatırımcı bulamadıkları için ertelenmiştir. Kuzey-Batı güzergâhı için Rusya altyapıyı çok fazla gelişirmiş ve faydalı hale getirmiştir.Bağımsızlığından sonra iki yeni Kuzey-Batı güzergâhı kurmuştur. “Kuzey” ve “Batı” erken Petrol Boru Hatlarıdır. Bunlardan biri Bakü’den Novorossisyk(Rusya) diğeri ise Bakü’den Supsa (Gürcistan)’a uzanmaktadır.[14]

Gamze Kolivar
————————————————————-
Kaynakça ve Dipnotlar

[1] Karaağaçlı, Abbas. ‘Orta Doğu’dan Orta Asya’ya Farklı Bir Bakış’, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul,2003 s.298-299.

[2] Tetis Denizi:

Paleozoyikten Tersiyerin başlarına (Oligosen’e kadar) kadar dünyayı kuşak gibi saran ilkin denizlerden birisiydi. Bu denizin tortullarından, Himalaya, Toroslar, Dinarlar ve Alpler oluştu. Alplerin oluşumuyla, Tetis’in varlığı sona erdi. Bugünkü Akdeniz Tetis denizinin bir kalıntısıdır. Bu denizin en tipik fosili Nummulitlerdir. Oligosende Anadolu’yu oluşturan kara parçası hemen hemen deniz seviyesinin altındaydı ve büyük bir olasılıkla birkaç küçük adadan oluşuyordu. Oligosenin sonuna doğru önemli bir değişiklik ortaya çıkmıştır. Tetis kuzeye doğru “Paratethys” denen bir kol meydana getirmiştir. Paratesis ile Tetis arasında Alp sıradağları yavaş yavaş yükselmeye başlamıştır. Paratetis, Rhone havzasından başlayarak bugün Bavyera’nın ve Kuzey Almanya’nın bulunduğu bölgelere, doğuda bugünkü Macaristan üzerinden bugünkü Karadeniz’e, bugünkü Kafkasların bulunduğu yerin kuzeyine, bugünkü Hazar Denizi’nin bulunduğu bölgeye ve keza doğuda bugünkü Aral ve Balkaş Gölü’nün bulunduğu bölgelere uzanıyordu.

[3] Karaağaçlı, Abbas. ‘Orta Doğu’dan Orta Asya’ya Farklı Bir Bakış’, Yeniyüzyıl Yayınları, İstanbul,2003 s.300-301.

[4] Türkmen Çay Antlaşması:

Rusya ile İran arasında 21 Şubat 1828 tarihinde imzalanmış bir barış antlaşmasıdır. İran’ın yenilgisiyle sonuçlanan 1826-1828 Rusya-İran Savaşı’ndan sonra imzalanmış olan bu antlaşma uyarınca Revan Hanlığı, Nahcivan Hanlığı ve Talış Hanlığı Rusya’ya verilmiş, Aras Nehri’nin bu iki devlet arasındaki sınırı oluşturmasına karar verilmiştir.Antlaşmanın 8. maddesi sadece Rusya’nın Hazar’da savaş gemisi bulundurma hakkına sahip olduğunu belirtmektedir.

[5]www.usbed.org/yayinlar/Hazarin_Statu_Sorunu_ve_Sahildar_Devletlerin_Konuya_Yaklasimlari.pdf

[6]www.usbed.org/yayinlar/Hazarin_Statu_Sorunu_ve_Sahildar_Devletlerin_Konuya_Yaklasimlari.pdf

[7] Neo-Avrasyacılık:

Klasik Avrasyacılığın esas kavramlarını kendisi için teorik temel olarak almakla birlikte klasiklerdeki Roma-Germen medeniyetine karşı yapılan tenkitler ABD düşmanlığına dönerken (Batı değil) bu düşmanlık Dugin’in düşüncelerinin de özünü oluşturmuştur. Roma-Germen kelimesi Neo-Avrasyacılıkta yer almazken Atlantis kültürü, Anglosakson dünyası gibi kavramlar sıklıkla kullanılmakta ‘Yeni Sağcılar’ın etkisiyle kıta Avrupa’sı olumlu olarak betimlenmekte ve kendisiyle anlaşılabilecek bir dünya olarak görülmektedir. Zaten böyle görülmemesi durumunda Avrasya’nın doğusu ile batısını birleştirme fikri (bu fikir jeopolitiğin kurucusu K. Haushofer’e ait) Moskova merkezli Almanya-Rusya-Japonya jeopolitik ekseninin oluşturulması düşüncesini bir temele oturtma düşüncesi imkânsız bir hale gelecekti. Bu eksenin oluşturulması, okyanus kültürüne ve onun yayılmacı politikasına karşı koymanın temellerinden birini oluşturması dolayısıyla Neo-Avrasyacıların temel argümanlarından birini teşkil etmektedir.

[8] Klasik Avrasyacılık:

1917 sosyalist devrimi neticesinde ülkeden kaçan entelektüel Rus göçmenler tarafından oluşturulan ideolojik, toplumsal, politik bir harekettir. Bu düşünce, Rus kültürünün Batı tarzı bir kültür olmadığı tezi üzerine oturtulur. Rus kültürünün, dünya kültürleri arasında Batı ve Doğu kültürlerinin özelliklerinin eşsiz bir karışımı olduğunu, bu yüzden aynı zamanda hem Batıya hem de Doğuya ait olmakla beraber, gerçekte, iki kültürün de dışında olduğunu iddia eder bir görüştür.

[9] Akgül, Fatih. ‘Rusya’nın Putin Dönemi Avrasya Enerji Politikalarının Türkiye-Rusya İlişkilerine Etkileri’, s.131-133.

[10]www.usbed.org/yayinlar/Hazarin_Statu_Sorunu_ve_Sahildar_Devletlerin_Konuya_Yaklasimlari.pdf,s.3.

[11] Mavi Akım Projesi:

Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz nakletmek için yapılan Karadeniz geçişli boru hattı projesidir. Toplam 3 Milyar 339 Milyon Dolarlık yatırım yapılan Mavi Akım Projesi bir

Rus-İtalyan-Türk ortak girişimidir. 3.300 kilometrelik boru hattının 380 kilometresi Karadeniz’in 2.140 metre altından geçmektedir (Kona, 2004: 107). Mavi Akım projesiyle, herhangi bir geçiş ülkesi ile muhatap olmaksızın, doğrudan Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz nakledilmesi hedeflenmiştir.

[12]Gazprom (kimi zaman Gasprom olarak da geçer), Rusya’nın en büyük şirketi ve dünyanın en fazla doğalgaz çıkaran kuruluşudur.2011 yılında 513 milyar metreküp doğalgaz üretimi gerçekleştiren şirket, 44,6 milyar dolar kar etmiştir. Avrupa ülkelerinde pazar payı %27’dir

[13]http://www.mornota.com/rusyanin-hazar-bolgesindeki-politikasi/

[14]http://www.uiportal.net/hazar-denizinde-cikarilan-petrol-ve-hazarin-statu-sorunu.html

Yorumlar