ARADA KALAN TÜRKİYE: AFRİN-RUSYA/ MENBİÇ-ABD

ABŞ qardaş ölkəyə terrorçular üzərindən təhdid yaradır

XVII. YÜZYILDA KIRIM HANLIĞI’NDAKİ GELİŞMELER

Հայաստանի չորրորդ նախագահի լիազորությունները

Donald Trump’ın Dış Politika Çizgisi: İran,Çin,AB,Rusya

Gündem 3 Ocak 2017
498

Ünlü Amerikalı stratejist Zbigniew Brzezinski Robert Gates ile birlikte yazadığı “İran’ın Zamanı Geldi” adlı kitapta yaklaşık şöyle deniyor: “İran Orta Doğu’da fiziksel ve sembolik açıdan merkezi role sahip ülkedir. Bu noktadan bakıldığında İran bölgenin iç ve uluslararası düzlemde kendisi demektir, ABD’nin bölgesel çıkarları açısından da geniş çaplı jeopolitik imkanlara sahiptir. İran Ortadoğu krizin tam merkezinde bulunmaktadır. Afganistan ve Irak’ta hükümetlerin kurulması, iç sosyal, siyasi süreçlerinin şekillendirilmesinde işte ABD ile eks pozisyonda duran, hatta rekabete giren ülkedir ”
Z. Brzezinski “Büyük Satranç Tahtası”: adlı kitabında da İran’ın önemi biraz daha açıklar ve söyler ki, ABD sürekli olarak İran ile düşman konumunda kalamaz, milli çıkarların talebinden bağımsız olarak İran’a karşı haraketlerde yumuşama olmalıdır.
İki senedir devam etmekte olan İran ve P5 + 1 (ve Almanya) arasındaki nükleer programı konusundaki diplomatik görüşmeler sonunda tarafların anlaşmasıyla sonuçlandı. 2015’te 30 Haziranda Viyana’da İran’ın nükleer programına ilişkin mutabakata varıldı. ABD Kongresi 2015 yılı Eylül ayında 42 senatörün desteği ile İran’la varılan nükleer anlaşması savundu. Böylece, umut ediliyor ki, İran’ın nükleer programı çevresindeki gerginlik azalacaktır. Fakat bu anlaşma ile ilgili ABD Başkanı Barack Obama’nın dediği fikirler belli tereddütlere yol açıyordu. O diyordu ki, “Washington Tahran’a karşı yaptırımları yürürlükte barındıracak. Yaptırımlar doğrudan insan hakları ihlalleri ve balistik füzelerin geliştirilmesi programı ile ilgilidir. ABD başkanlık seçimlerine Cumhuriyetçi aday Donald Trump iddia edib ki, nükleer anlaşması sonucunda Amerika öyle bir iş gördü ki, İran dünyanın büyük petrol rezervlerinden biri olarak Irak’ın kontrolünü ele almak için kendini hazırlasın.
Ama çok ilginçtir ki, Zbigniew Brzezinski “İran’ın Zamanı Geldi” kitabında mevcut durumun kendi kendini değişeceğine inanarak şöyle yazar: “Amerika Birleşik Devletleri İran halkı ve dünyanın diğer halkları arasında kültürel, siyasi ve ekonomik ilişkileri genişleyecek adımlar atmalıdır. Bu amaçla ABD İran’daki kamu örgütlerini siyasi değişiklikler yapmalı ve İran’ın Dünya Ticaret Örgütü’ne üye kabul edilmek için yaptığı başvurusuna olumlu tepki göstermelidir. İran’ın tecrit edilmesi sadece halkının daha demokratik hükümet için sarfettiği tüm zahmetleri boşa çıkartır, isteğe ulaşmayı geciktirir. Karşılığında ise dünyaya karşı duran İran’daki güçleri güçlendirir. İran’ın resmi makamlar, örgütleri ile birlikte onun halklara kaynayıp-karışmasını ve uluslararası kamuoyu ile iletişimini sağlamak gerekir. Böylece, ülke genelinde daha iyi yönetişim, demokrasi talepleri güçlenecektir “.
Donald Trump kendisi defalarca seçim marofonu sırasında bildirmiştir ki, İran’la varılan nükleer anlaşmasını iptal edecek. Şüphesiz ki, bu gibi fikirler İran muhafazakarlarının anti-Amerikan politikasını güçlendirmektedir, neticede İran genelinde radikal islamcıların konumunu daha da pekiştirdi. İşte bunun sonucudur ki, Trump’ın sözleşmeyi iptal edeceği ile ilgili açıklamasında İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani “biz bu anlaşmanın bozulmasına izin vermeyecek” gibi açıkla vermişti. Tabii ki, anlaşmanın bozulması başta Reformcu Hasan Ruhani olmak üzere Muhafazakarlar karşısında mağlup olması demektir. Bunların yanı sıra, Trump’ın anti-İran bakışlı Michael Pompeonu CIA Başkanı Michael Flinni Savunma Bakanı görmek istekleri artık bir takım gedişatlardan haber veriyordu.
Genellikle, Donald Trump İran’la olan anlaşmayı, Obama’nın İran hattını “bu kadar beceriksizcesine yapılan müzakere, böyle bir sonuç görmemiştim” diyerek tavır bildirmesi, aslında Trump’ın İran’la ilgili daha sert, radikal adımlar atacağına dair bir işarettir. Tüm bunların şahsında Cumhuriyetçiler da tamamen Trump’ın İran’la ilgili bakışını, atacağı adımlarını tamamen desteklemektedir. Uluslararası düzeyde bir tek Çin Donald Trump’ın İran’la nükleer anlaşmasını iptal edeceği konusunda kritik tepki göstermiştir. Şüphesiz ki, bu açıklama Çin’in İran’ın derdine yanması ileri gelmiyor. Bu, aslında Trump’ın zamanında Çin’i sert eleştiri etmesinden, Pekin’e ilişkisinin keskin olmasından ileri geliyordu. Bir nüansı dikkatten kaçırmak olmaz, tüm bunların sonuçu idi ki, Donald Trump Başkan seçildikten sonra hemen hemen tüm büyük devletlerin yöneticilerinden tebrik mektubu alırken, tek Çin yönetiminden ne sözlü, ne de yazılı tebrik almamıştır. Bütün bunlar bize Trump döneminde ABD-Çin ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini göstermektedir.
Diğer yandan, Ne İran ne de Çin konusunda Avrupa liderleri – Almanya, İngiltere, İtalya ABD’nin yanıda olmak istemiyorlar, özellikle Çin konusunda Almanya ve İngiltere ulusal çıkarlarına değinerek ekonomik ortaklıkları tercih ediyorlar. Çünkü bu her iki ülke ile Çin arasında ithalat ve ihracat çok yüksek seviyyededir, iki taraflı yatırım hacmi çok yüksektir, özellikle Pekin bu ülkelere büyük miktarda sermaye yatırır, sanayi ve bankacılık sektöründe de işbirliği çok gelişmiş şeklindedir.
Üstelik Trump TIPP Anlaşmasını iptal edeceğini söyler, bu ise otomatik AB liderlerinin yeni ortak arayışını Çin, Güneydoğu Asya ve Hindistan gibi dev pazarlara yüz tutmasını biraz da çabuklaştıraçaktır. Böyle olacağı halde Asya kaplanlarının ekonomisini kendi denetiminde bulunduran Çin’in ekonomik büyümesi yavaşlamayacak, aksine büyüyecektir. Bütün bunların rağmen, 2014 yılından beri Çin’in GSYİH aşağı düşmektedir, üstelik 2016 da Yuan para birimi değer kaybetmektedir, 2017 yılı da Çin ekonomisi için risklerle dolu olacak. Böyle olacağı halde Pekin yeni pazarlar arayışına çıkacak, zaten Orta Asya’ya girişip, Kuzey Kafkasya’ya gelmesi için ise Azerbaycan var, Çin’i davet edip, büyük çabalar gösteriyor. Genel olarak, Çin’in Almanya, İngiltere, İtalya pazarlarına, onların ise yüksek teknolojiye ihtiyaç duyan Çin pazarına büyük ihtiyaçları var.
Ayrıca, Çin’le ilgili Trumpın dış politika konseptini galiba Obama döneminin bazisi üzerinde kuracak Kissinger, tabii ki hataları ve boşlukları gidermeye çalışacaktır. Diğer yandan, Kissinger Rusya ve Çin meselesinde yeniden önce olduğu gibi aktif diplomatik faaliyette olacağı gözlenilmektedir.
ABD-Rusya ilişkilerinin Trump döneminde nasıl şekilleneceği dair, Trump kendi şeçki marafonu zamanı bir sıra önemli açıklamalar yaparak belirtmiştir.
Seçki marafonu zamanı Donald Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le “çok iyi anlaşacağı” ve başkan seçilirse ABD ve Rusya’nın Suriye’deki İslam Devleti (İD) hedeflerini birlikte vurabileceğine ilişkin sözleri ses getirdi. Putin de buna karşılık Trump’ı kendisiyle benzer düşünen, büyük halk desteğine sahip güçlü bir kişi olarak övdü.
Trump 11 Ekim 2015’te katıldığı CBS’in “Face The Nation” programında Putin için şöyle demişti: “Onunla muhtemelen çok iyi anlaşacağımı düşünüyorum. Şu an yaşadıklarımıza benzer sorunlar yaşamayacağımızı sanıyorum.”
Trump Putin’in Suriye’ye askeri müdahalesine ilişkin de Rus liderin İD’i vurma iradesine destek vererek şöyle demişti: “İD’e yönelik saldırılarına gelince ben bunu kesinlikle destekliyorum. Eğer İD’i cehennemin dibine yollamak istiyorsa — ki bunu yapmaya başladı — bırakın yapsın. Bırakın onları bombalasın.”
Trump Putin’in yıl sonu basın toplantısında kendisine yağdırdığı övgüleri de memnuniyetle karşıladı.
Putin 2016 yılı 17 Aralık’taki toplantıda Trump’a dair şöyle konuştu: “Çok yetenekli biri olduğuna şüphe yok. Şu an gördüğümüz kadarıyla başkanlık yarışının tartışılmaz lideri o. İlişkileri farklı bir seviyeye çıkarmak istediğini, Rusya’yla daha derin ilişkiler kurmak istediğini söylüyor. Bundan memnun olmamaya imkân var mı? Tabii ki memnunuz.”
Aynı gün Trump ekibi tarafından yayımlanan bir açıklamada ise şu ifadelere yer verildi: “Kendi ülkesinde ve ülke dışında bu denli saygı gören bir kişiden bu denli nazik iltifatlar almak her zaman büyük bir onurdur. Ben her zaman Rusya ve ABD’nin terörizmle mücadelede, dünyada barışın tesisinde birlikte çalışması gerektiğine inandım. Karşılıklı saygıyla gelişecek ticari ilişkileri ve diğer kazanımları saymıyorum bile.”
Trump 2016 yılı 19 Aralık’ta katıldığı MSNBC’nin “Morning Joe” programında da şöyle konuştu: “Benim Putin’e ilişkin düşüncelerim her zaman olumlu oldu. Güçlü bir lider olduğunu düşünüyorum. Sanırım şu an (halk desteği) yüzde 80’lerde.
Bütün bu açıklamara gösteriyor ki, Trump döneminde ABD-Rusya ilişkileri Obama döneminden farklı olarak daha da geliştirilecek ve iyiye doğru gidecektir. Özellikle Suriya konusunda belli bir işbirliğine gideleceği görülmektedir.
Sonuç olarak, Trump döneminde yeni formatlı ittifakların yaranacağını söyleyebiliriz. Nitekim ABD-Rusya yakınlaşması, Rusyanın Çin ve İranla arasında ilişkilerinde belli bir soğukluk yaratacaktır. Zamanında Kissinger’ın Ping pong diplomasisi ile Çin SSCB-ni tek koyup ABD ile yaklaştı, aynı bu kez Rusya’nın Çin’i tek koyması mümkündür. Böylelikle, ABD-Rusya-Türkiye formatlı ittifak formalaşarken öte yandan Çin-İran-AB formatlı yeni bir ittifakın formalaşmasını görebiliriz.
Ehtiram AŞIRLI
Kafkassam Dış Politika Analisti

Yorumlar