YAKUPHAN OKUT: Ortadoğu Yeniden Kurulurken Türk Diasporası Ne Yapmalı?Ortadoğu’da harita yeniden hareketleniyor.

İran ile ABD arasındaki çatışma yeniden tırmanırken, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki hamleleri yeni bir savaş ihtimalini gündeme taşıyor. Irak, Amerikan askeri varlığı ile İran’ın misillemeleri arasında sıkışıyor. Suriye ise bütün bu denklemin ortasında, Akdeniz’e ve Avrupa’ya uzanan yeni enerji ve ticaret koridorlarının potansiyel merkezi haline geliyor. Nitekim Suriye’nin Hürmüz’e alternatif bir enerji ve transit güzergâhı oluşturma fikri Washington tarafından da olumlu karşılandı.
Tam da böyle bir dönemde şu soruyu sormamız gerekiyor:
Bölgede yaşayan, çalışan, yatırım yapan ve ticaret yapan Türk toplulukları bu gelişmeleri yalnızca seyredecek mi?
Bence hayır.
Türk diasporasının artık kültürel dayanışma sınırlarını aşarak ekonomik ve stratejik bir ortak akıl geliştirmesinin zamanı gelmiştir.
Çünkü Ortadoğu’da savaş kadar önemli olan başka bir şey daha var:
Savaşın ardından kimin masada olacağı.
İran’ın Güney Lübnan’daki Ali Tahir Tepesi konusunda Washington üzerinden İsrail’e mesaj göndermesi, Lübnan dosyasının artık İran-İsrail geriliminin doğrudan parçası haline geldiğini gösteriyor. Bu gelişme, Irak ve Suriye’deki enerji ve ulaştırma hatlarıyla birlikte düşünüldüğünde çok daha büyük bir tablo ortaya çıkarıyor.
Türk diasporasının oluşturacağı bir konsorsiyumun ilk görevi taraf olmak değil, hazırlıklı olmak olmalıdır.
Savaşın tarafı değil; barışın, ticaretin ve yeniden yapılanmanın tarafı.
Irak’ta yeniden yapılanma başlayacaksa Türk şirketleri orada olmalı.
Suriye’nin enerji ve ulaşım altyapısı yeniden kurulacaksa Türk sermayesi ve teknik kapasitesi masada bulunmalı.
Lübnan’da yeniden imar başlayacaksa Türk müteahhitlik, lojistik ve finans çevreleri hazırlığını şimdiden yapmalı.
Bunun için diasporanın birbirinden kopuk bireysel girişimlerden çıkarak ortak bir ekonomik istihbarat ağı kurması gerekiyor.
Burada “istihbarat” kelimesini özellikle ekonomik anlamda kullanıyorum.
Hangi liman büyüyecek?
Hangi demiryolu hattı yeniden kurulacak?
Hangi enerji koridoru Avrupa’ya bağlanacak?
Hangi şehir yeniden imar edilecek?
Hangi sektör için hangi ülkenin sermayesi avantaj sağlayacak?
Bunların hepsi takip edilmeli.
Çünkü Ortadoğu’daki yeni mücadele yalnızca tanklarla ve füzelerle yürütülmeyecek. Borularla, limanlarla, enerji santralleriyle, veri merkezleriyle, demiryollarıyla ve finansman modelleriyle de yürütülecek.
Türk diasporası bu alanlarda geç kalırsa, başkalarının hazırladığı ekonomik düzenin tüketicisi olur.
Dahası Türkiye’nin bölgesel avantajı da burada devreye giriyor.
Ankara’nın Irak, Suriye ve Lübnan’la tarihsel, ekonomik ve toplumsal bağları var. Türkiye aynı zamanda Avrupa pazarına açılan doğal geçiş noktası. Bu nedenle diasporanın görevi Türkiye’nin dış politikasını taklit etmek değil; Türkiye ile bölge arasındaki ekonomik ve toplumsal köprüleri güçlendirmek olmalı.
Ancak bunun için önemli bir ilke gerekiyor:
Diaspora herhangi bir ülkenin vekili haline gelmemeli.
Ne İran’ın, ne İsrail’in, ne ABD’nin, ne de başka bir gücün ekonomik taşeronu…
Türk diasporasının çıkarı bölgenin parçalanmasında değil, istikrar kazanmasındadır.
Çünkü savaş kısa vadede bazı sektörlere kazanç sağlayabilir; fakat kalıcı ekonomik güç ancak istikrarlı coğrafyalarda oluşur.
Bugün İsrail ile Türkiye arasında Suriye, Akdeniz ve bölgesel nüfuz üzerinden rekabet tartışılıyor. İsrailli üst düzey bir yetkilinin Türkiye’yi “düşman değil, rakip” olarak tanımlaması da bu rekabetin boyutunu gösteriyor.
Bu nedenle Türk diasporasının tutumu duygusal değil, stratejik olmalıdır.
Türkiye’nin taraf olmadığı hiçbir denklemde Türk diasporası taraf olmamalı; fakat Türkiye’nin çıkarlarının bulunduğu hiçbir denklemde de masadan çekilmemelidir.
Önümüzdeki dönemde kurulacak ekonomik konsorsiyumun üç temel hedefi olmalı:
Birincisi, bölgesel ekonomik gelişmeleri önceden takip etmek.
İkincisi, Türk sermayesini Irak, Suriye ve Lübnan’ın yeniden yapılanmasına hazırlamak.
Üçüncüsü ise Türkiye’yi bölgesel ticaret ve enerji koridorlarının merkezinde tutacak özel sektör ağlarını bugünden kurmak.
Çünkü savaşın ne zaman biteceğini bilmiyoruz.
Ama savaş bittiğinde ihalelerin başlayacağını, enerji hatlarının yeniden çizileceğini, limanların ve yolların yeniden yapılandırılacağını biliyoruz.
İşte asıl mesele burada.
Türk diasporası o gün geldiğinde kapıyı çalan taraf mı olacak, yoksa kapının çoktan başkalarına açıldığını seyreden taraf mı?
Ortadoğu’nun yeni düzeninde güçlü olan yalnızca en çok silaha sahip olan olmayacak.
En erken hazırlanan kazanacak.
Ve Türk diasporasının bugün alması gereken tutum tam olarak budur:
Savaşın değil, savaş sonrası düzenin hazırlanmasına yatırım yapmak.

YAKUPHAN OKUT

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.