Dmitry Grunyushkin: Rusya neden İran değil?

Aynı anda yaşanan iki çatışma — Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran-ABD çatışması — doğal olarak aralarında paralellikler kurulmasına yol açıyor. Elbette bu iki çatışmanın nedenleri, niteliği, tarafları ve ölçeği birbirinden tamamen farklı. Ancak yine de karşılaştırma yapmaktan kaçınmak kolay değil. Ne var ki bu karşılaştırmayı yapanlar çoğu zaman mantıksal bir tuzağa düşüyor.

Ukrayna’ya karşı yürütülen savaşta Rusya’nın “fazla yumuşak” davrandığını düşünen bazı çevreler, İran’ın yöntemlerinin örnek alınması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımı savunanlar, İran’ın kendisine yönelik saldırıya katılan üçüncü ülkelere de füze saldırıları düzenleme konusundaki kararlılığını örnek göstererek, “Biz neden aynısını yapmıyoruz?” diye soruyor.

Ancak “İran gibi olalım” çağrısı, gerçekte içinde bulunduğumuz durumla tam olarak örtüşmüyor.

Çünkü Rusya-Ukrayna Savaşı ile İran-ABD çatışmasını biçimsel ölçütler üzerinden karşılaştırdığımızda, bu denklemde İran değil, ABD konumunda olan taraf Rusya’dır. Bunun hoş karşılanmayabileceğinin farkındayım. Ancak meseleyi duygusal tepkilerden uzak, daha soğukkanlı bir biçimde değerlendirmek gerekiyor.

Bu çatışmada biz savunma konumundaki taraf değiliz. Karşı tarafı kendi şartlarımız doğrultusunda barış yapmaya zorlayan tarafız. Ukrayna ise buna direniyor ve karşılığında çatışmanın risklerini giderek artırıyor.

Üstelik varsayımsal bu karşılaştırmada Ukrayna, ABD karşısındaki İran’la da aynı konumda değil. İran’ın karşısında esas olarak ABD bulunurken, Ukrayna’nın arkasında kolektif Batı’nın çok büyük bölümü duruyor. Dolayısıyla bu çatışma, Rusya açısından Batı dünyasının önemli bir bölümüyle yürütülen geniş kapsamlı bir mücadele niteliği taşıyor.

Bu nedenle meseleyi “halkların varoluş mücadelesi” gibi daha geniş bir çerçeveye taşıdığımızda benzetme daha da karmaşık hale geliyor. O noktada artık yalnızca askeri bir çatışmadan değil, jeopolitik bir mücadeleden söz ediyoruz. Oysa burada özellikle askeri yöntemler açısından bir karşılaştırma yapıyoruz.

Asıl bakılması gereken taraf İran değil, ABD

Burada biraz paradoksal bir sonuca ulaşıyoruz.

Başka bir çatışmadan ders çıkarmak istiyorsak, öncelikle o çatışmanın taraflarının kullandığı yöntemleri ve bu yöntemlerin sonuçlarını dikkatle incelemeliyiz. Bu açıdan bakıldığında yalnızca İran’ın ne yaptığını değil, ABD’nin ne yaptığını ve daha önemlisi, yaptıklarının gerçekte ne sonuç verdiğini değerlendirmek gerekiyor.

Saldırıların dozunu sürekli artırmak gerçekten hedeflenen sonuca ulaştırıyor mu?

Daha sert, daha acımasız ve daha kapsamlı saldırılar gerçekleştirdiğimizde bunun karşı tarafı istediğimiz şartları kabul etmeye zorlayacağına inanıyoruz. Ancak ABD de esasen benzer bir hedef doğrultusunda hareket ediyor: düşmanı kendi şartlarını kabul etmeye zorlamak.

Üstelik Washington bu konuda özellikle çekingen davranmıyor. Saldırıların kapsamını genişletmekten ya da karşı tarafın sivil altyapısını hedef almaktan geri durmuyor. Amaç, baskı ve korku yoluyla karşı tarafın direncini kırmak.

Peki sonuç ne oldu?

İranlılar korkup şehirlerin anahtarlarını alarak Trump’ın önünde diz çöküp teslim mi oldular?

Tam tersine.

İran ağır kayıplar veriyor olabilir. Ancak buna rağmen bölgesel ve hatta küresel düzeydeki etkisini artırıyor. Buna karşılık ABD’nin askeri, siyasi, ekonomik ve özellikle de itibari açıdan giderek daha fazla yıprandığı görülüyor.

Buradan çıkarılabilecek önemli sonuçlardan biri şu: Amerikalılar kendi üstünlüklerine fazlasıyla güvenerek güçlerini ve sahip oldukları imkânları olduğundan daha büyük değerlendirmiş olabilirler.

Uzayan savaşta dayanıklılık belirleyici hale geliyor

Geriye dönüp baktığımızda, değişen şartlara tepki verme hızımızın ve siyasi-askeri liderliğimizin hatalarını fark ederek politika değiştirme kabiliyetimizin, dışarıdaki bazı aktörlere kıyasla oldukça yüksek olduğunu görüyoruz.

Düşmanın kısa sürede teslim olacağı beklentisiyle hazırlanan ilk saldırı planı, büyük ölçüde Batı’nın müdahalesi nedeniyle başarısız olduğunda, Rus ordusu ve siyasi yönetim hedeflerinden vazgeçmek yerine yöntemlerini ve taktiklerini hızla değiştirdi.

Çatışma böylece uzun süreli bir aşamaya girdi.

Ringde mücadele etmiş herkes bilir: Böyle bir mücadelede dayanıklılık, ilk saldırıdaki güç kadar önemlidir. İlk raundlarda bütün enerjinizi tüketerek rakibinizi sürekli kovalamaya çalışırsanız, mücadeleyi ya nefes nefese, ayakta duramayacak halde ya da doğrudan yerde bitirirsiniz.

Bazı aşırı savaş yanlılarının “tereddüt” veya “bütün gücümüzle saldırmaktan korkmak” olarak gördüğü şey, aslında savaşın gerçek doğasını ve mevcut koşulları soğukkanlı biçimde değerlendirme çabasıdır.

İran örneği aslında ne söylüyor?

Ortadoğu’daki çatışmayı yakından izlediğimizde bu yaklaşım daha da anlamlı hale geliyor.

Amerikalıların düştüğü hata, hızlı ve radikal bir tırmanışın bütün sorunları çözeceğine inanmalarıydı. İlk raundlarda ellerindeki bütün gücü kullandılar. Şimdi ise çatışmadan nasıl çıkacaklarını bulmakta zorlanıyorlar.

Mesele artık yalnızca itibar meselesi olmaktan çıktı; giderek hayatta kalma ve sürdürülebilirlik meselesine dönüşüyor.

İran ağır darbeler almasına rağmen mücadeleyi sürdürüyor. ABD ise sahip olduğu askeri ve ekonomik üstünlüğe rağmen çatışmanın maliyetlerini taşımak zorunda kalıyor.

Rusya açısından çıkarılması gereken ders tam da burada yatıyor.

Çatışmanın geriliminden kaçmak mümkün değil. Gerilim artacak. Karşı tarafın ne zaman duracağını bilememesi ve sürekli yeni riskler üretmesi çatışmanın doğasında var.

Ancak savaşın kesin bir “nakavt” ile sona erdirilebileceği düşüncesi de gerçekçi olmayabilir.

Ukrayna’nın ağır kayıplara rağmen ayakta tutulması için Batı’nın elindeki bütün imkânları kullanması beklenebilir. Ekonomik yardım, silah desteği, istihbarat, siyasi destek ve çeşitli teşviklerle Ukrayna’nın savaşma kapasitesi mümkün olduğunca uzun süre korunmaya çalışılacaktır.

Dolayısıyla Rusya’nın karşısındaki mesele yalnızca Ukrayna’nın askeri kapasitesi değildir. Aynı zamanda Ukrayna’nın arkasındaki geniş siyasi, ekonomik ve askeri destek ağıdır.

Bu nedenle Rusya’nın da buna hazırlıklı olması gerekiyor.

Çatışmanın temposunu gereğinden fazla yükseltirsek kendimizi tüketme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ve böyle bir durumda rakiplerimiz, henüz tamamen tükenmeden üzerimize daha fazla baskı kurmaya çalışacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, ABD’nin Ortadoğu’da uyguladığı ve kendisine beklediği sonucu getirmeyen yöntemleri Rusya’ya örnek göstermekten daha garip bir şey olamaz.

İran’dan öğrenilecek bir şey var

Bununla birlikte İran’ın deneyiminden çıkarılabilecek dersler de yok değil.

Ancak bu ders, “İran gibi daha sert saldırın” şeklinde basit bir formüle indirgenmemeli.

Asıl ders, İran’ın ağır baskı altında dayanıklılık göstermesi, karşı tarafın üstünlüğünü mutlak kabul etmemesi ve çatışmayı yalnızca askeri güç üzerinden değerlendirmemesidir.

Nitekim İran’da kimsenin çıkıp “Ukrayna’yı örnek alın, İranlılar!” diye bağırmaması da meselenin özünü ortaya koyuyor.

Çünkü her savaşın kendine özgü şartları vardır. Başka bir savaşta kullanılan yöntemi kopyalamak yerine, o yöntemin neden uygulandığını, hangi şartlarda uygulandığını ve nihayetinde ne sonuç verdiğini anlamak gerekir.

Asıl soru “İran gibi mi olmalıyız?” değil.

Asıl soru şudur: İran’ın karşısındaki ABD’nin uyguladığı yöntemler gerçekten işe yarıyor mu?

Eğer yaramıyorsa, Rusya’nın aynı yöntemi daha büyük bir şiddetle uygulamasını istemek, stratejik açıdan ciddi bir çelişki yaratır.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.