Ortadoğu’da savaşların yalnızca cephede verilmediğini artık herkes biliyor. Asıl savaş; sermayenin yönü, enerji koridorları ve finansal akışlar üzerinde yaşanıyor. Bugün Washington’da konuşulan İran’ın dondurulmuş varlıklarının yeniden akredite edilmesi meselesi de bu büyük satrancın en kritik hamlelerinden biri olabilir.
ABD yönetimi içinde diplomasiyi önceleyen güvercin kanat, İran’ın küresel finans sistemine kontrollü biçimde yeniden entegre edilmesini bölgesel tansiyonu düşürecek bir araç olarak görüyor. Böyle bir adım, yaptırımların kademeli gevşetilmesini ve milyarlarca dolarlık fonun uluslararası dolaşıma dönmesini sağlayabilir. Son dönemde bu yönde temasların sürdüğüne ilişkin haberler de kamuoyuna yansıyor.
Ancak aynı tablo, İsrail siyasetinde farklı bir okuma doğuruyor. Netanyahu sonrası dönemin yalnızca bir lider değişimi olmayacağı; aynı zamanda İran politikasının yeniden şekilleneceği düşünülüyor. Bu bakış açısına göre, Tel Aviv’deki şahin çevreler İran ile gerilimin düşmesini değil, yüksek düzeyde tutulmasını stratejik bir zorunluluk olarak değerlendirebilir.
Bu perspektiften bakıldığında mesele yalnızca güvenlik değildir. Silah fabrikalarını finanse eden Yahudi banka sahipleri, savaş lordları ve vekil güçlerin reflekslerini yönetmek isteyen Mossad ile dünyayı cinai-mücrim şirketler üzerinden daha kırılgan hale getirdiği öne sürülen neocon çevrelerin, Netanyahu sonrasını farklı bir güvenlik mimarisi üzerine inşa etmek isteyebileceği iddia edilmektedir.
Çünkü İran’ın uluslararası finans sistemine yeniden güçlü biçimde dönmesi, yalnızca Tahran’ın değil, bölgesel ekonomik dengelerin de değişmesi anlamına gelir. Trilyon dolar seviyesinde olduğu ileri sürülen sermaye hareketlerinin yeniden dolaşıma girmesi, enerji piyasalarından savunma sektörüne kadar birçok alanda mevcut güç dengelerini etkileyebilir. Bu nedenle diplomasi ile çatışma arasında yaşanan mücadele, aslında para ile jeopolitiğin kesiştiği noktada düğümlenmektedir.
Netanyahu’nun ardından kurulacak siyasi denklemin hangi yöne evrileceği henüz bilinmiyor. Ancak görünen o ki, Washington’daki güvercinler ile İsrail’i önceleyen şahinler arasındaki rekabet sadece İran dosyasını değil, önümüzdeki yılların Ortadoğu düzenini de belirleyecek. Bu nedenle önümüzde duran soru şudur: Mücadele gerçekten güvenlik için mi veriliyor, yoksa küresel sermayenin yönünü belirleyecek devasa finansal akışların kontrolü için mi?
YAKUPHAN OKUT

