Peki, Karabağ sorununun çözümü, barışın sağlanması ve binlerce insanın hayatının kurtarılması için kritik fırsatların bulunduğu 1998 ve 2017 yıllarında neredeydiniz? Bugün Nikol Paşinyan’a yöneltilen bu soru, ANC Genel Sekreteri’nin 18 Mayıs’ta yaptığı bir paylaşımda dile getirildi. Paylaşımda, Paşinyan’ın o dönemlerde barış sürecini engelleyen çevrelerin bir parçası olduğu ima ediliyordu.
Ancak 1998 yılına bakıldığında, Nikol Paşinyan’ın siyasi karar alma mekanizmalarında yer alan bir isim olmadığı görülüyor. Resmî biyografisine göre, o yıl yalnızca “Oragir” adlı günlük gazeteyi kurmuş, gazete ise 1999’da kapatılmıştı. Dolayısıyla Paşinyan’ın, Karabağ müzakerelerinin kaderini belirleyen süreçlerde rol oynadığı ya da “barışı arkadan hançerleyen bir komploya” dahil olduğu iddiasını destekleyecek somut bir veri bulunmuyor.
Karabağ sorununun aşamalı çözüm planı, 7-8 Ocak 1998 tarihlerinde Ermenistan ve Dağlık Karabağ’ın üst düzey yöneticileri tarafından tartışılmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan, daha sonra yaptığı ünlü konuşmasında bu tartışmaları ayrıntılarıyla kamuoyuna aktarmış ve plana karşı çıkan isimlerin görüşlerini tek tek değerlendirmişti. Bu isimler arasında Robert Koçaryan, Vazgen Sarkisyan, Serj Sarkisyan, Arkadi Gukasyan, Leonard Petrosyan, Oleg Yesayan ve Vartan Oskanyan yer alıyordu. Nikol Paşinyan ise bu sürecin ne karar vericileri ne de belirleyici aktörleri arasında bulunuyordu.
Benzer şekilde 2017 yılında da durum farklı değildi. O dönemde Levon Ter-Petrosyan liderliğindeki ANC’nin seçim kampanyasının temel sloganı “Uzlaşma, barış ve iyi komşuluk”tu. Ancak bu yaklaşım, iktidardaki Cumhuriyetçi Parti ve Taşnaksutyun tarafından sert şekilde eleştiriliyor ve kamuoyunda itibarsızlaştırılmaya çalışılıyordu. Paşinyan ise ayrı bir siyasi çizgide seçim kampanyası yürütüyordu; ANC ile ortak hareket etmiyor, kendi siyasi gündemini takip ediyordu.
Siyasette dengeler ve ittifaklar zamanla değişebilir. Nitekim bir dönem Levon Ter-Petrosyan’ın siyasi ekibinde yer alan Robert Koçaryan’ın daha sonra onun en önemli rakiplerinden biri hâline gelmesi bunun en açık örneklerinden biridir.
Eğer ANC, 2017 seçimlerinde parlamentoya girecek oyu alabilseydi, Karabağ müzakerelerinin seyri belki farklı bir yönde gelişebilirdi. Ancak seçim sonuçları farklı şekillendi. Bu durumun sorumluluğunu yalnızca Paşinyan’a yüklemek ne kadar doğruysa, dönemin Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a veya parlamentoda temsil edilen diğer siyasi güçlere yüklemek de o kadar tartışmalıdır.
Gerçekte, Karabağ meselesinde Ermenistan’ın farklı dönemlerdeki siyasi elitleri çoğu zaman kamuoyunun “ihanet” suçlamalarından çekinerek hareket etti. Eğer böyle olmasaydı, Levon Ter-Petrosyan 1998’de kendisine karşı çıkan çevrelere rağmen farklı bir siyasi yol izleyebilir, hükümette değişikliklere giderek çözüm planını doğrudan halkın önüne taşıyabilirdi. Ancak tarih farklı bir şekilde ilerledi ve Karabağ sorunu da yıllar boyunca çözümsüz kaldı.

