Tengiz Alotia: Amerikan İç Savaşı mı? Boşuna Beklemeyin, Asla Göremeyeceksiniz!
Hatırladığım kadarıyla, Amerika’nın yakın zamanda çökeceğine, toplumdaki kutuplaşmanın geri dönülemez bir noktaya ulaşacağına ve büyük bir silahlı çatışmanın kaçınılmaz olduğuna dair kıyamet senaryolarını hep duyduk. Yıllar içinde sadece gerekçeler değişti. On yıllar önce suçlu “ırksal çatışmalar”dı; bugün ise esas olarak beyaz çoğunluk içinde filizlenen Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki zihinsel ve değer eksenli uçurum suçlanıyor.
Martin Luther King hareketinden bu yana Amerika’nın çöküşüne dair kaç tane kehanet üretildi? Bazen bu tahminler düpedüz radikal fantezilere dönüştü. Örneğin 2000’lerin başında Rus siyaset bilimci Igor Panarin, “vatansever” Rusları teselli etmek için 2007 yılına kadar ABD’nin parçalanıp birkaç bağımsız devlete bölüneceğini ciddi ciddi iddia ediyordu. Üstelik bu kişi sıradan biri değil, MGIMO’da bir profesördü; bu da Rus dış politika uzmanlığının belirli bir kesiminin kalitesi hakkında çok şey anlatıyor. İngiliz atasözünün dediği gibi: “Petrus’un Pavlus hakkındaki sözleri, Pavlus’tan çok Petrus hakkında bir şeyler söyler.”
Dürüst olmak gerekirse, Panarin gibi uç örneklerin az olduğunu ve çoğu tahminin bu kadar ileri gitmediğini kabul etmek gerekir. Yine de, son beş altı yıldır dünya kamuoyu, ABD’de bir iç savaşın eşiğine gelindiğini en az dört kez ciddi şekilde tartıştı.
Senaryo 1: BLM Ayaklanmaları
Bu türden ilk olay, Amerikan toplumunun en hassas noktasına, yani ırk meselesine dokunan Black Lives Matter (BLM) ayaklanmalarıydı. Başlangıçta devasa bir kriz gibi görünse de, protestolar kısa sürede Cumhuriyetçi bir başkan yönetimindeki Demokratların siyasi bir kalkışmasına dönüştü. “Woke (Uyanış) Gündemi” olarak adlandırılan akımın talepleri sokaklarda yankılanıyordu: polis bütçesinin kesilmesi, suçlulara müsamaha gösterilmesi, beyazların varoluşsal suçlulukla tövbe etmeye zorlanması ve üniversitelerin ideolojik olarak yeniden inşası…
BLM ayaklanmaları yerel yağmalara dönüştü ancak Trump’ın koltuğu Biden’a devretmesiyle birlikte yavaş yavaş sönümlendi. Beklendiği gibi ne bir devrim ne de bir iç savaş yaşandı.
Senaryo 2: Kongre Baskını (6 Ocak)
İkinci kehanet, Trump destekçilerinin Capitol (Kongre) binasını basmasıyla ortaya çıktı. Olay dünya çapında ses getirdi ancak temelde yerel bir olaydı ve her iki parti tarafından da hızla kınandı. 350 milyon nüfuslu dünyanın en zengin ülkesinde, bu olayın tam ölçekli bir savaşı tetiklemesi pek olası değildi. Sonuç, beklendiği gibi onlarca katılımcının tutuklanmasıyla sınırlı kaldı.
Senaryo 3: Seçim Sonrası Gerginlik ve Göçmenlik
Son başkanlık seçimlerine giderken, kutuplaşma nedeniyle tarafların yenilgiyi kabul etmeyeceği ve silahlı çatışmalar çıkacağı varsayılıyordu. Ancak Trump o kadar net bir zafer kazandı ki, en fanatik Demokratlar bile sonucu sorgulayamadı. Ardından, Los Angeles’taki göçmenlerin sınır dışı edilmesine karşı yapılan protestoların bir kıvılcım olacağı sanıldı. Birçokları “duvarda asılı tüfek bu kez patlayacak” diye düşündü; ancak o da hızla sönüp gitti. Ne bir devrim oldu, ne de BLM ölçeğinde bir hareketlilik.
“Uçurumun Eşiği” Yanılsaması ve Minneapolis Olayları
Ve işte yine aynı nakarat: Amerika bir kez daha “uçurumun eşiğinde.” Bu sefer olay Minneapolis, Minnesota’da patlak verdi. ICE (Sınır Muhafaza) memurlarının göçmen yanlısı aktivistleri vurması durumu gerdi; barikatlar kuruldu, Antifa mobilize oldu. Ama sizi temin ederim ki buradan da bir iç savaş çıkmayacak. Ne şimdi, ne yarın, ne de asla.
Bunu iki temel nedenle açıklayabiliriz:
1. Optik Tuzak (Medya İllüzyonu)
Medya, bir yerdeki tek bir olaya uzun süre odaklandığında, o olayın ölçeği gerçekte olduğundan çok daha büyük algılanmaya başlar. Kişisel bir örnek vereyim: Geçen Ağustos ayında Türkiye’de orman yangınları varken Mersin’deydim. Haberleri izleyince kıyamet kopuyor sanılıyordu; yurt dışındaki arkadaşlarım alevlerin arasında kalıp kalmadığımı soruyordu. Oysa bir ay boyunca tek bir yangın bile görmedim, sadece havada uçan helikopterleri gördüm. Medyanın tasviri ile gerçeklik arasında uçurum vardı.
Aynı şey Amerikan protestoları için de geçerli. BLM isyanlarının tüm ülkeyi yaktığı sanılıyor. Gerçekte ise olaylar New York, Los Angeles ve Seattle gibi birkaç Demokrat kalesinde yaşandı. 350 milyonluk bir ülkede insanların büyük çoğunluğu kendi mahallesinde bir isyan görmedi bile.
2. Sosyal ve Siyasi Tahliye Vanası: Eyaletler Sistemi
İç savaş çıkmamasının asıl nedeni Amerika’nın yapısında saklıdır. ABD, sadece coğrafi bölgelerden değil, her biri kendi yasası, Anayasası ve yaşam biçimi olan 50 ayrı eyaletten oluşan bir birliktir.
* Minnesota liberal bir eyalet mi? Minneapolis bir sığınma şehri mi?
* Bu yaşam tarzını beğenmiyor musunuz? O zaman bavulunuzu toplayın ve Teksas’a, Alabama’ya ya da Florida’ya gidin.
* “Woke” gündeminin olmadığı, geleneksel değerlerin korunduğu ve kuralların farklı işlediği bir eyalete taşınmak bu kadar basit.
Amerika Birleşik Devletleri’nde bir yaşam biçimini diğerine zorla dayatma sistemi yok. Muhafazakarlar kendi eyaletlerinde yaşıyor ve Kaliforniya’daki çılgınlıkları televizyondan bir dizi izler gibi izliyorlar. Herkes pasaport değiştirmeden, göçmenlik derdi çekmeden kendine uygun bir “mini ülkeye” taşınabiliyor.
Sonuç olarak: Amerikalılar, Beyaz Saray’da kimin oturduğundan bağımsız olarak, kendi mahallelerinde istedikleri hayatı yaşayabildikleri sürece o beklediğiniz iç savaş asla çıkmayacak.
Boşuna beklemeyin!



Yorum gönder