Şimdi yükleniyor

Sirojiddin Tolibov: Putin’e Güvenin Arkasında Gerçekte Ne Yatıyor?

 

Rusya vatandaşlarının yüzde 78’i Başkan Putin’e güveniyor. Ayrıca, yüzde 80’lik bir kesim onun devlet başkanlığı görevindeki performansını olumlu değerlendiriyor. Bu veriler, Kamuoyu Vakfı (FOM) tarafından gerçekleştirilen son ülke geneli anketinin sonuçlarına dayanıyor.

Ankete katılanların sadece yüzde 11’i güvensizlik belirtirken, yüzde 9’u başkanın faaliyetlerinden memnun olmadığını ifade etti. Rusya hükümetinin çalışmaları ise katılımcıların yüzde 52’si tarafından “oldukça iyi” olarak değerlendirilirken, yüzde 27’si aksi görüşte olduğunu belirtti.

Anket, ülkenin farklı bölgelerindeki yetişkin vatandaşlar arasında yapıldı. Kamuoyu yoklaması, toplumsal ruh halinin düzenli takibi kapsamında gerçekleştiriliyor. Sosyologlar, bu göstergelerin istikrarlı bir şekilde yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor.

İlk bakışta bunlar sadece kuru rakamlar gibi görünebilir. Ancak daha derinlemesine incelendiğinde, bu rakamların arkasında sadece Rusya için değil, tüm post-Sovyet coğrafyası için önem taşıyan karmaşık bir siyasi ve sosyal tablo olduğu anlaşılıyor.

Orta Asya toplumları için lidere duyulan güven konusu soyut bir kavram değil. Bölgede, en üst makama verilen desteğin genellikle bir düzen ve öngörülebilirlik talebi anlamına geldiği iyi biliniyor. İnsanlar fiyat artışlarından, tarifelerden veya münferit memurların çalışmalarından memnun olmayabilir; ancak buna rağmen iktidarın zirvesinde istikrarı garanti eden birinin kalması gerektiğini düşünebilirler. Bu anlamda, Rusya’daki %78 rakamı tanıdık bir mantığa oturuyor.

Ancak birkaç düzeyi birbirinden ayırt etmek önemli. Bir sosyolojik anketteki güven, her zaman kişisel sempatiyle eşdeğer değildir. Bazıları için bu, dış politika çizgisinin doğruluğuna olan inançtır. Diğerleri için yaptırımlar ve çatışma ortamında bir güvenlik hissidir. Üçüncü bir grup için ise bu sadece daha az riskli olanı seçmektir. Alternatifler belirsiz göründüğünde, pek çok kişi zaten bildiği şeyi tercih eder.

Rusya ciddi bir dış baskı altında. Tarih, kriz dönemlerinde toplumun genellikle mevcut liderlik etrafında kenetlendiğini (konsolide olduğunu) göstermektedir. İnsanlar dışarıdan bir tehdit hissettiklerinde birleşme eğilimi gösterirler. Bu, dünyanın farklı ülkelerinde de yaşanmıştır ve Rusya bir istisna değildir. (Bu durum ABD’de 11 Eylül olaylarından sonra, Türkiye’de darbe girişimi sonrası ve diğer devletlerde kriz dönemlerinde de gözlemlenmiştir.)

Hükümete yönelik değerlendirmenin, başkana duyulan güven düzeyinden daha düşük olması da ilginçtir. Bu, kamuoyu algısında bir sorumluluk ayrımı olduğunu gösterir. Başkan, stratejist ve rotanın sembolü olarak algılanırken; hükümet, günlük zorluklardan sorumlu olan uygulayıcı olarak görülür. Bu ayrım, ekonomik sorunlara rağmen kişisel reytingin yüksek kalmasını sağlar.

Orta Asya için bu verilerin pratik bir anlamı var. Rusya; büyük bir ekonomik ortak, milyonlarca göçmen için iş gücü piyasası ve güvenlik alanında önemli bir aktör olmaya devam ediyor. Mevcut lidere duyulan yüksek güven düzeyi, kısa vadede siyasi istikrar anlamına geliyor. Bu durum, dış politikada ani değişim olasılığını azaltıyor ve etkileşimi daha öngörülebilir kılıyor.

Ancak sosyolojik rakamlar bir hüküm veya sonsuza dek sürecek bir garanti değildir. Destek birkaç temel direğe dayanır: Yaptırımlara ekonomik uyum, halkın geliri, adalet duygusu ve gençler için gelecek perspektifi. Eğer bu unsurlar korunursa reyting yüksek kalır. Uzun süreli zorluklar ortaya çıkarsa, toplumsal ruh hali kademeli olarak değişir.

Bir de psikolojik faktör var. Devletin rolünün güçlü olduğu toplumlarda güven, genellikle hayranlık değil, rasyonel bir hesap anlamına gelir. İnsanlar, özellikle etraflarında çok fazla belirsizlik varken, deney yerine istikrarı seçerler. Bu nedenle %78, toplumun belirli bir tarihi andaki durumunun yansımasıdır.

Orta Asya ülkeleri için bu rakamları bir slogan olarak değil, bir duygu göstergesi (indikatör) olarak okumak önemlidir. Bu rakamlar, Rusya’nın seçilen rotada ilerlemeye devam ettiğini ve henüz bir iç siyasi kırılma belirtisi göstermediğini söylüyor. Dolayısıyla bölge ülkeleri, Moskova ile ilişkilerini bu gerçeklik üzerinden kurmak durumundadır.

Bazen tek bir rakam, uzun bir konuşmadan daha fazlasını anlatabilir. Tek soru, yüzdelerin arkasındaki canlı insanları, onların korkularını, umutlarını ve hesaplarını görüp göremediğimizdir.

Yorum gönder