Abdülhamit’ten Erdoğan Erdoğan’dan Hitler çıkarma operasyonu!

Ankarada bombalar neden patlıyor

Jirinovski: Türkiye önemli potansiyel partnerimiz

Kuzey kore -Güney Kore arasındaki Tarihi Zirve Cuma günü başlıyor

SIĞINMACILARIN ÖLÜM YOLU VE AKDENİZ’İN KÖHNE TABUTLARI

Gündem 19 Temmuz 2018
114

Suriye’de iç savaş olarak başlayıp uluslar arası bir hal alan savaşın neden olduğu ölümler artık sayı olarak ifade edilir bir halden öteye geçmiyor. Savaş başladığı andan bugüne BM tarafından verilen rakamlar aslında sadece tespit edilebilenler. Özellikle deniz yoluyla savaş alanını terk etmeye çalışanları köhne teknelerle Avrupa topraklarına götüreceğini iddia eden umut tacirleri dahi çoğu zaman bu teknelere kaç savaş mağdurunu tıkıştırdığını bilmeden hareket edebiliyor. Bugün Kıbrıs açıklarında yine bir kaçak tekne içinde yaklaşık 102 savaş mağduru Akdeniz’in sularıyla mücadele etmek zorunda kaldı. Yazık ki açık denizde yaşanan bu göçmen teknesi vakaları bugünkü vaka ile de son bulmuş olmayacak. Özellikle yaz ayları savaşın sıcak alanını terk edebilmek derdinde olan her insan için en doğru zaman olarak görülüyor. Göç ve özellikle düzensiz ve yasa dışı göç söz konusu olduğunda ise bulunduğu ülkeyi terk etmeye karar veren kişiler için mevsimin hiçbir değeri kalmıyor açıkçası. Netice itibarı ile BM nin ilgili organı olan BMMYK’nin ya da ilgili ülkenin göç koordinasyon merkezinin ve ya güvenlik organlarının verdiği ölüm rakamları daha çok AB’yi hedef ülke olarak gözeten kaçak göçmenlerin nazarında çok anlamlı bir ifade kazanamıyor. Bu köhne teknelere bindirilen insanlar açık denizde belirli noktalarda mürettebat tarafından kaderlerine bırakılıyor. Teknelerin çoğu özellikle deniz trafiğine çıkamayacak kadar eski ve hatta izinsiz olan teknelerden seçiliyor. Küçük, eski olmalarının yanı sıra istihkak haddinin üzerinde yolcularla doldurulan bu tekneler tamamen su üzerinde yüzen tabutlar olarak hafızalara kazınıyor.
Özellikle devlet otoritesinin zayıfladığı ve ya yok olduğu Afganistan, Suriye ve diğer benzer ülkelerden yola çıkan insanların artık Libya-İtalya rotasını tercih etmedikleri görülüyor. Beraberinde Türkiye’nin kendi kara sınırları üzerinde terörist eylemler ve unsurlara yönelik operasyonlar yürütüyor olması ve buna bağlı olarak değişen güvenlik politikası ile hareket etmesi de bu insanların güvenli olarak görülen güzergahları terk etmelerine neden oldu. Özellikle Suriyeli sığınmacılar söz konusu olduğunda Türkiye hem bölge ülkesi olarak hem de insani hukuk kapsamında üzerine düşen görevi kat be kat yerine getirdi. Bunun aksi iddia edilemez ancak uluslar arası sistemin dengesiz tutumlarının sorumlusu olarak tekbir ülkenin ya da birkaç bölge ülkesinin yükümlülük kaygısı ile hareket etmesi düzeltmeyecektir. Öte yandan kayıtlı 4 milyon üzerindeki sığınmacı üzerinden ahlaksız tekliflerle mülteci kampı haline getirilmek istenen Türkiye ne yazık ki geri kabul anlaşması ile bu sorumluluğu da gönüllü bir şekilde üzerine aldı. Evvelinde ise 1951 Mülteci Sözleşmesi olarak bilinen Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi ‘ne koyduğu çekinceye rağmen Suriyeli sığınmacıları yeniden düzenlediği Yabancılar Ve Uluslar arası Koruma Kanunu kapsamında geçici koruma ile ülkeye kabul etti. Buna rağmen Türkiye deki sığınmacıların durumları yine ahlaki sınırlardan uzak bir şekilde AB tarafından her dönem eleştiriye maruz kaldı. Tamamen insan hakları ve insanı hukuk çerçevesinde ve yine insanı Saiklerle hareket eden ve göç politikalarını baştan düzenleyen Türkiye denizlerde meydana gelen tüm vakalarda da etkin şekilde kurtarma çalışmalarıyla varlık gösterdi.
Daha önce de belirttiğimiz üzere Akdeniz’de bugün yaşanan facia da henüz kalkış noktası tespit edilmeyen teknenin çıkış noktası Türkiye dahi olabilir. Şayet bu vakadaki hareket noktası Türkiye ise 102 kişinin geçici koruma ile kayıtlı oldukları ortaya çıkacaktır. Yakın zamanda İtalya açıklarında teknelerde bekletilen ve son dakikada İspanya’nın lütufu ile toprağa ayak basmalarına izin verilen göçmenler düşünüldüğünde ve Almanya gibi bir ülkenin neredeyse hükümet krizine yol açan göç politikalarıyla Türkiye’nin göç politikaları ve uygulamaları karşılaştırıldığında gerçek anlamda AB’nin tek kaygısının sınırlarını göç dalgasından korumak olduğu anlaşılmaktadır. Bu söylem göç ve göç sorunlarına dair her çalışmada ortaya net bir şekilde konmuş durumdadır. Dolayısıyla bu söylemin ötesinde artık atılacak adımın tek bir ülkenin sorumluluk çerçevesinde geliştireceği göç düzenlemelerinden ziyade sorunun tüm dünya kamuoyu tarafından insanlık ayıbı olarak benimsenip soruna dair çözüm odaklı ortak çalışmalara girişilmesi gerekmektedir. Avrupa nın ırkçı tutumlarının spora dahi yansıdığı göz önünde bulundurulursa Türkiye ve diğer bölge ülkeleri kapsamında yürütülen göç sorunlarına çözüm üretme çabaları sonuçsuz kalmaya devam edecek ve ne yazık ki bugün Kıbrıs açıklarında yaşanan ölümler yaşanan son ölümler olmayacaktır. Bir başka deyişle bugün dünya üzerinde yaşanan ve ne yazık ki uluslar arası sistemin başat aktörleri olarak bilinen ülkeler ve savaş lordları tarafından bitirilmesi asla düşünülmeyen çatışmalar sona erdirilmediği müddetçe savaşın gerçek mağdurları olan bu insanlar hayatlarını umuda doğru çıktıkları her yolda kaybetmeye devam edecektir.
Z.Deniz ALTINSOY / KAFKASSAM ULUSLARARSI HUKUK UZMANI

Yorumlar