Nikol Paşinyla Respublikaçılar Partiyası arasındakı gərginlik getdikcə qızışır

Türkiye’de dinlerarası diyolog fetöcülerden sonra Selefi RABITA tarafından yürütülüyor!

Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Putin Suriye’nin vurulmasına neden izin verdi İran Suriye’yi terk etmezse ne olur?

Gündem 16 Nisan 2018
164

ABD, İngiltere ve Fransa “triumvir”liği (üçlü yönetim) geçtiğimiz Cumartesi sabaha karşı Suriye’de önceden belirlenen, Rus ve Şam yönetimine saldırıdan bir hafta evvel bildirilen kimyasal silah üretim ve depolama merkezlerini vurdu. Saldırıdan bir gün önce saldırının sınırlı ve kısıtlı olacağını, Suriye güçlerinin zarar görmeyeceğini, saldırının boyutu, hedefi ve kullanılacak mühimmat konusunda Amerikalı ve Rus yetkililerin anlaştığını, Hollywood sinema endüstrisinin setlerinde çekilen savaş filmlerini aratmayacak bu senaryo vizyona girerse beni hatırlamanızı yazmıştım.(1) Sizleri yanıltmadım. Bu operasyonun olası sonuçlarına değinmeden, Çar Putin’in ve İran’daki Velayet-i Fakih rejiminin, Şam’ın şımarık çocuğu Esat’ın kulağının çekilmesine neden izin verdiğini sorgulayalım ne dersiniz?

Putin yönetimi, Rusya’yı ABD ile cepheleşmeye iten ordu içindeki unsurlar ile ekonomik yaptırımlarla hırpalanmış ve can havliyle ABD ile bir uzlaşma peşinde koşan güçlü oligarklar arasında kalmış durumda. Benzer bir şekilde, İran da ABD’nin, ülke parasının değerinde yüzde 35 düşüşe yol açmış olan ekonomik önlemlerinin baskısı altında. Hem Moskova hem de Tahran, verecekleri hiçbir ödünün, tam boyun eğdirmeden başka bir şey peşinde koşmayan ABD’yi tatmin etmeyeceği gerçeği ile karşı karşıya. Görünen o ki Rusya ve İran burjuvazileri dünya emperyalizminin güçlerine direnemezler. Bu son krizin sonucu ne olursa olsun, Suriye’ye yönelik saldırı, yalnızca İran’a, Rusya’ya ve sonunda Çin’e karşı verilecek, insanlığın nükleer bir felakette ortadan kalkması tehdidi oluşturan bir savaşın habercisidir.(2)

Terzi kendi söküğünü dikemez deyimindeki gibi Rusya Federasyon Konseyi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev kalkmış; Türkiye’nin ABD, İngiltere ve Fransa tarafından Suriye’deki askeri tesislere düzenlenen saldırıyı desteklemesinin bir hata olduğunu söylüyor.(3) Konstantin Kosaçev haksız çünkü Türkiye; ABD, İngiltere ve Fransa üçlüsüne Türkiye hava sahasını ve NATO üslerini kullandırtmadı. Oysa Rusya sözde Suriye’nin hava savunması için bu ülkeye konuşlandırdığı sistemi devre dışı bıraktı. Suriye’de koalisyon güçlerinin belirlediği hedefleri vurmasına göz yumdu, ses çıkarmadı. Türkiye’nin tek yaptığı kimyasal silah kullanılmasına karşı olduğunu açıklamasıydı. Fransa ve İngiltere’nin Suriye saldırısında ABD’nin yanında yer almak için birbirleriyle yarışması, Ortadoğu’da yeni yağma ve talanda dominant güç ABD ile aynı masaya oturabilme amaçlı. Fransa, ABD’nin yanında Suriye’ye karşı, Rusya ile doğrudan bir çatışma tehlikesi oluşturan askeri eylemde Avrupalılar arasında başrolü oynuyor. Dış politikası, ABD önderliğindeki herhangi bir savaşa engel olmayarak, göklere çıkarılan “özel ilişki”yi korumaya dayalı. Britanya egemen seçkinleri, olayların bu en son beklenmedik yönde gelişmesi karşısında felç olmuş durumda. Medya, Fransa tarafından gölgede bırakılmış olmaktan kaynaklanan kaygılarla karışık militarist bir söylemle dolup taşıyor. Sonuç ortada.(4)

ABD şu üç konuda kendi kriterlerine göre başarılı olmadan Suriye’den çıkmayacaktır. Öncelikle kimyasal silah kullanımının önlenmesi ve gerekli şartların temini. IŞİD unsurların Suriye’de tamamen yok edilmesi. İran’ın Suriye’deki askeri varlığını geri çekmesi ve bölgedeki göreceli egemenliğini sonlandırması. Bu üç hedefi açıklayan isim, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley.(5) Nesnel bir değerlendirme yapıldığında Amerikalıların ipe un serdiği söylenebilir. Çünkü kimyasal silah saldırısının İngiliz istihbaratının bir tertibi olduğunu Ruslar açıklamıştı. Terör örgütü DAEŞ’in Suriye’deki eylemliliğinin sonlandırılması ABD istihbaratının örgüte verdiği desteği kesmesine bağlı. ABDli Delta Force/ Blackwater güçleri, IŞİD adına eylem yapmaktan vazgeçtikleri gün bu terör örgütünün faaliyetleri biter. İran’ın Suriye’den çekilmesi ülke güvenliğine yönelik tehdit algısının nasıl okunduğu ile yakından ilgili. Çünkü Velayet-i Fakih rejimi bugün dört Arap başkentinin -Bağdat, Şam, Beyrut ve San’a- kontrolünü elinde bulundurmakla övünüyor. Suudi medyasına göre; Suriye’deki bu büyük uluslararası tırmanış, üç şeyi beraberinde getirecektir: Birincisi, Bölgesel güç dengelerinde büyük değişiklikler. Ve Suudi rolünün Yemen, Irak, Lübnan, Suriye ve diğer tüm dosyalarda, bölgesel ve uluslararası sahnelerde etkin hale gelmesini sağlayacaktır. İran ve Türk projesine karşı yürütülecek mücadelede yine etkin bir hale gelecektir. Etkili bir Arap siyasi gücü yaratılmış olacaktır. Katar’ı boykot eden dört ülke ve Suudi Arabistan Radikalizm ve terörizme karşı daha etkili bir savaş yürütebilecektir.

Suudi Arabistan, Arap ve Müslüman ülkeler ve dünyadaki diğer ülkelerle politik, askeri ve ekonomik açıdan geniş ittifaklar kurma konusunda daha sağlam adımlar atabilecektir. İkincisi, uluslararası tırmanışın hatalarının hepsi Amerika ve onu destekleyen Batılı ülkelerin ve müttefiklerinin çıkarlarına hizmet etmiştir. Rusya İran ve Türkiye’nin senaryosudur, o da; Suriye’yi İran’a, terörist projesine hizmet etmesi için teslim etmektir. Üçüncü olarak, geçmiş gelecekle yüzleşemez. Geleceği yönelmek ve odaklanmak isteyen devletler, geriye dönük hesaplar yapan, geçmişe özlem duyup ondan faydalanmak isteyen ülkelerden oldukça farklıdır. Rusya Sovyetler Birliği dönemine dönmek istiyor. İran geçmişin radikal ideolojisine dönmek, onu yeniden yorumlamak ve ondan faydalanmak istiyor. Yani Humeyni’nin Müslüman Kardeşler (İHVAN) versiyonunda Sünni siyasal İslam’dan alıntı yaptığı, Şii söylemine uyarladığı ve Velayet-i Fakih olarak isimlendirdiği ideolojiyi canlı tutmak istiyor.

Türkiye, kötü anılarla dolu Osmanlı geçmişini yeniden kurmak istiyor. Atatürk laikliğinden kaynaklanan çelişkili bir söylemle Osmanlı Devleti fikri çatısı altında Müslümanları birbirine bağlamaya çalışıyor. Modern meşru Türk devletinin kendisi tarafından tahrip edilmiş halifeliğe geri dönmeyi arzu ediyor.(6) İran’ın Suriye’de konuşlandırdığı paramiliter güçleri (İranlı, Iraklı ve Afganistanlı Şii gönüllüler), Lübnan’dan transfer ettiği Hizbullah unsurlarını ve Kudüs Ordusunun kadrolu askeri danışmanları çekmesini beklemek Velayet-i Fakih rejiminin askeri stratejisine uygun düşmüyor. ABD’nin son Suriye saldırısı ile verdiği mesaj ve bu saldırının oluşturduğu sosyopsikolojik ve reel politik ortam İran’ı buna zorlayabilir mi? ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar henüz başlamamış bir savaştır.

Bunun yanında barışçıl veya başka bir yolla, rejimle anlaşma yaparak veya askeri manda (Suriye ve İran’da rejim darbesi) oluşturularak Suriye’deki iç savaşın bitirilmesi isteniyor. ABD’nin Suriye’nin kuzeyindeki projesi gibi. İhtiyaç olduğunda DEAŞ ile savaş için askerlerini oradan sevk ediyor. ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar kesinlikle Tahran’daki rejimi zayıflatıyor. Bu yaptırımlar Suriye’deki savaşın çözümü için daha uygun bir iklim oluşturuyor. İran’ın Irak ve Lübnan’daki elini zayıflatıyor. Suriye, kendisini orada yenilmez olduğunu düşünen Velayet-i Fakih rejiminin yumuşak karnı olabilir.(7)

Velayet-i Fakih rejimi şimdiden bunu yolunu yapmaya başladı bile. Tüm totaliter sistemlerde görüldüğü gibi halkın taleplerinden kaynaklanmayan tepeden inmeci yani Jakoben bir değişim için kolları sıvadılar. Tahran’da faaliyet gösteren Devrim Muhafızları’na bağlı Ensar-ı Hizbullah’ın lideri Hüseyin Allah Kerim’in birkaç gün önce yaptığı, “Bugünkü durumda General Kasım Süleymani ülkemizi kurtarabilir” açıklaması, rejimin kan değişikliğine gideceğini gösteriyor. Kerim’in önerisi tartışmaların kapısını araladı. Kerim, ülkede tanınan bir isim. İran ile Irak arasında yaşanan ilk Körfez Savaşı’ndan sonrası, 1990’ların başında Ensar-ı Hizbullah’ın kurucusu olarak biliniyor. Hareket, İran’da Ali Ekber Haşimi Rafsancani ve reformcu Muhammed Hatemi sürecinde iki cumhurbaşkanlığı döneminde de baskı gruplarına liderlik ediyordu. Söz konusu dönemde muhafazakâr kanadın lobici faaliyetlerindeki araçlarından biriydi. Bu gruplar, hükümetin ordunun kontrolüne geçmesi gerektiğini, aksi durumda rejimin çökeceğini savunuyor. Hüseyin Allah Kerim, her ne kadar İran siyasetinde etkin bir isim olmasa da Devrim Muhafızları ve onu destekleyen muhafazakârların darbeci eğilimini yansıtıyor. Bu yaklaşıma göre İran sisteminin çöküşten kurtulmasının yegâne yolu militarizasyondan geçiyor. “Militarizasyon” fikri İran için yeni değil. Askeri çözüm söylemi, İran kamuoyuna yüzyıl öncesinden bu yana gündemde olan tartışmalı bir modeli hatırlatıyor.

20’inci yüzyılın başlarında diktatör olarak tanımlanan Pehlevi sisteminin kurucusu Rıza Şah gücünü, yine sistemin çöküşünün tartışıldığı bir dönemde ordu aracılığıyla genişletmişti. Şah rejimini deviren İslamcı muhafazakârlar da bugün Rıza Şah ile aynı söyleme sarılıyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) medyası “Askeri Cumhurbaşkanlığı”nın ordunun değil, DMO’nun kontrolünde olması gerektiğini savunuyor. Halkın orduya karşı duyduğu hoşnutsuzluk sebebiyle ‘Askeri Cumhurbaşkanlığı’ söyleminin teorisyenleri bu hoşnutsuzluğu analiz ederek halk arasında popüler olabilecek “askeri kahraman” profilini öne çıkartma uğraşında. Bu profile uyan isim İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani. Bu sebeple Süleymani’nin portreleri sinemadaki reklamları, panoları, televizyon reklamlarını, muhafazakâr gazetelerin birinci sayfalarını ve etkinliklerini kaplıyor. Süleymani’nin bugüne kadar cumhurbaşkanlığına aday olmayacağına dair her hangi bir açıkla yapmaması da dikkat çekiyor. Velayet-i Fakih yanlısı Şii mezhebi ideologlarına göre “Süleymani Şiileri Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye ve Lübnan’dan birleştirmeyi başaran ve onları tek bir hedefe yönlendiren stratejik bir isim.” Hüseyin Allah Kerim’in, “Bugünkü durumda General Kasım Süleymani ülkemizi kurtarabilir” açıklaması bu bağlamda önemsenmesi gereken bir mesaj. Ancak konu bu kadar basit değil. Zira son yıllarda Devrim Muhafızları, yedi farklı baştan oluşan bir ejderhaya dönüşerek İran’ı yutuyor ve farklı ilgi alanlarına sahip farklı gruplarla yarışıyor. Bu grupların hepsi Kasım Süleymani’yi kabul etmiyor. “Devrim Rehberi” sıfatıyla sistemin en üst makamında oturan Ali Hamaney’in prostat kanseri olması ve ölümünün ardından rejime nasıl bir yönetimin hâkim olacağı tartışmaları reformistleri askeri darbe olasılığı nedeniyle endişelendiriyor.(8)

Bakınız:
1- http://kafkassam.com/suriyede-savas-yok-esatin-gidisi-var.html
2- http://www.wsws.org/tr/articles/2018/04/13/pers-a13.html
3- https://tr.sputniknews.com/rusya/201804141033031952-kosacev-turkiye-suriye-saldiri-destek-hata/
4- http://www.wsws.org/tr/articles/2018/04/13/euro-a13.html
5- https://tr.sputniknews.com/abd/201804151033040132-abd-operasyon-suriye-askerleri-cekmeyecegiz/
6- https://turkish.aawsat.com/2018/04/article55390496/suriyedeki-krizin-gelecegine-dair-senaryolar
7- https://turkish.aawsat.com/2018/04/article55390658/saldiridan-sonra-ne-olacak
8- https://turkish.aawsat.com/2018/04/article55390436/iranda-rejim-askeri-cumhurbaskanligini-tartisiyor

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

Yorumlar