Iran seeks to regain its oil market share, not cares about prices

Afrin Rusya Türkiye

Rus ve Amerikalı askeri uzman Afrin Operasyonu’nu değerlendirdi

TÜRK’TEN BAHSETMEK

PASTÖR BRUNSON DAVASI; ULUSLAR ARASI CEZA HUKUKU VE TÜRK CEZA HUKUKU KAPSAMINDA BİR DEĞERLENDİRME

Gündem 21 Temmuz 2018
298

Rahip Brunson Davası olarak bilinen ve son birkaç gündür yargı konusu yeniden gündeme geldiği için İç ve dış politikada dikkatleri Türkiye’nin üzerine çeken hukuk davası hakkında bir çok fikir ortaya atılmaktadır. Konuyla ilgili genel itibarı ile yapılan yorumlar siyasi olarak ele alınmaktadır. Halen yargı aşaması devam ettiği için Türk Yargı Sistemine saygı sınırları ve yargılamaya etki edebilecek yorumlardan uzak değerlendirmeler önem kazanmaktadır. Bu bağlamda konunun hukuki yönünün uluslar arası ve iç hukukta yetki kavramı üzerinden ele alınması fazlasıyla önem kazandı. Dolayısıyla konu, yargılamanın sonuçlarından çok yargılamayı yapan ülke yetkisi ve yabancı uyruklu suçluların yargılanması çerçevesinde değerlendirilmesi uygun bir vaka olarak önemlidir. Bu nedenle yazımızda özellikle yukarıda belirttiğimiz hassasiyet çerçevesinde hareket ederek davanın tanıtımı açısından kısa hikayesini aktarmaktan öteye dava konusunu ile ilgili detaylı yorum yapmamayı uygun görüyoruz. A.Craig Brunson , İzmir’de Protestan Cemaatine ait Diriliş Kilisesi’nin pastörü ve 2016 Ekim’inde gözaltına alındı yaklaşık 13 gün sonrasında ise FETÖ üyesi olmak gerekçesiyle tutuklandı. Brunson basına yansıyan haberlere göre gizli tanık ifadesi ile tutuklandı. Tutukluluğu sırasında “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi ve askeri amaçla casusluk kapsamında temin etme, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçları ile de suçlandı. Bu suçlar kapsamında da tutuklanması talep edildi. Pkk ve Fetö terör örgütleri ile ilgili kilisesinde yaptığı övücü ve devleti bölmeye yönelik vaazları, tutuklunun evinde yapılan aramadaki dijital materyaller de delil olarak elde edildiği basına yansıdı. Konu bu haliyle Türkiye ve ABD arasında politik bir mesele haline geldi ve iki ülke arasındaki ilişkiler açısından sanki kilit nokta gibi aktarılmaya çalışıldı. Bu açıklamayı yaptıktan sonra vakanın hukuk açısından ele alınması uygundur.
Doktrinde ve yargı içtihatlarında “Ceza Kanunu’nun Evrenselliği İlkesi”(Principle of Universality) adıyla yerini alan ve devletin “suç mahalli, failin uyruğu, mağdurun uyruğu” kavramlarıyla kendi yetkisini sınırlandırmadan ceza yargılaması yapabilmesi, uluslararası kamu hukuku ve ulusal ceza hukuku açısından yeni ancak bir o kadar da önemli bir yetkidir. Ceza Kanunu’nun Evrenselliği İlkesi Türk Hukuk Sistemine ise 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile girmiştir. Evrensellik İlkesinin, Uluslararası Ceza Hukuku’na kazandırdığı “YETKİ” kavramı hukuk literatüründe bir çok teorik tartışmaya neden olmuş ve özellikle “Ülke Dışı Yargılama Yetkisi” (Extraterritoriality) kapsamında devletleri kendi vatandaşlarının davranışları başta olmak üzere diğer ülke taabiyetlerinin davranışlarından da sorumlu tutmuştur. Bu bağlamda ABD ‘de önde gelen bir çok hukukçunun bir araya gelerek 1935 ortaya koydukları “Harvard Ceza Yargılamasına Dair Taslak Sözleşmesi” ve “Ceza Meseleleri İçin Yetki Çatışmaları Üzerine Taslak Avrupa Konvansiyonu” devletin yetkisi konusunda en çok dikkate alınarak başvurulan metinler haline gelmiştir. Doktrinde yetki kavramının sınırlandırılmasına temel olarak alınan ve benimsenen ilkeler; yer bakımından, suçun faili veya mağdurun uyruğu bakımından değerlendirilir ve bu ölçütler temel alınarak ceza yargısını yapacak ülke ve ilgili kişi arasında bir “nexus” yani bağı önceler. Dolayısıyla yukarıda ifade edildiği üzere devlet yargı konusunda yetki alanını beş çeşit yetki üzerine temellendirir. Mülkilik İlkesi ya da Yer Yönünden Yetki İlkesi olarak bilinen ilk ilke kapsamında her ülke kendi tasarrufu ve hakimiyet alanı içerisinde meydana gelen herhangi bir suçu kovuşturma soruşturma ve yargılama hakkına sahiptir. Ülkenin kendi toprakları içerisinde işlenen bir suçun sonuçları taktir edildiği üzere kendi kamusal alanını sonuç açısından etkileyecektir. Dolayısıyla kendi sosyal yapısının etkilendiği suçun cezası da yine o devlet tarafından uygulanmaktadır. 1927 yılında vuku bulan ve sosyal yapısı vakadan dolayı etkilenen Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin , Fransa’ya karşı vermiş olduğu hukuk savaşında ( BOZKURT/LOTUS DAVASI) SUAD (Sürekli Uluslar arası Adalet Divanı)ülkesellik ilkesi kapsamında ceza hukuku yargısında yerel karakterin temel olarak alınması hükmüne varmıştır.Bu bağlamda Türk Hukukuna 5273 sayılı Kanunla giren ülkesellik ilkesi ile “Türkiye de işlenen suçların Türk Kanunları kapsamında yargıya tabi olacağı” kabul edilmiştir. Dolayısıyla yukarıda belirtildiği üzere ülkesellik ilkesi fail veya mağdurun tabiyetine bakılmasızın hareket etmeyi cevaz verir. Dahası işlenmiş olan fiilin tamamen veya kısmen Türkiye sınırları içinde işlenmiş olması da suçun Türkiye’de işlenmiş olduğu ve dahi suçun neticesinin Türkiye sınırları içinde varlık göstermesi de suçu yine Türkiye’de işlenmiş olduğunu öngörür. Dolayısıyla yetki sınırları kapsamında yazıya konu davanın daha uzun metinle ele alınabilir bir durumu söz konusudur. Ancak yargılama yetkisi bakımından konu detaylı bir incelemeye tabi tutulacak olursa akademik bir makalenin konusu olmaya adaydır. Faile Göre Şahsilik ilkesi, Mağdura Göre Şahsilik İlkesi,Evrensel Yetki, Koruma İlkesi ve beraberinde TCK’da düzenlenmiş bir çok suç kapsamında değerlendirilebilir nitelik taşımaktadır. Bir diğer deyişle bahsi geçen ve tutukluya isnat edilen suçun devlet güvenliğine ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik olması iddiası kapsamında ayrıca değerlendirilebilir yanı vardır. Bu nedenle sadece Brunson’un yabancı ülke vatandaşı olması ve tutukluk hali göz önünde bulundurularak Türkiye’nin yargı yetkisinin var olup olmadığı hakkında konuya yaklaşmak daha önce belirttiğimiz üzere yargı aşamasındaki bir davanın sınırlarını aşmama, beraberinde de mevzuya kısıtlı da olsa yetki çerçevesinde bir perspektif geliştirmektir. Diğer taraftan politika ve siyasi yaklaşım perspektifinden bakacak olursak doğrusu egemenlik hakkı çerçevesinde devletler bir takım sorunlarını kendi inisiyatifleri doğrultusunda karşılıklı çözme yolunu tercih edebilirler bu her iki devletin ülkesel çıkarları kapsamında şekillenecek bir politika yapımıdır. Bu nedenle konunun daha evvel basına yansıdığı üzere “suçlu takası” gibi yanlış bir algı ile çözümleneceği durumu hukuki bir adımdan ziyade siyasi ve politik bir yaklaşım olacaktır. Şöyle ki; Fetö/Pdy Türkiye’de yürüttüğü faaliyetler ve 15 Temmuz darbe girişimine rağmen ABD ve diğer bir çok Batılı Ülkeleri tarafından ne yazık ki terörist yapı olarak görülmüyor. Bu nedenle bu yapının faaliyetlerine yönelik yüzlerce dosyaya rağmen henüz bir iade söz konusu olmamış buna mukabil ABD nin yargı sistemine saygı vurgusuyla da talepler ya geri çevrilmiş ya da beklemeye alınmıştır. Diğer taraftan Türkiye’nin yargı sistemine saygı bir tarafa bırakılarak iç hukukta yapılan bir yargıya müdahale edilmektedir ve bu siyasi baskı aracı olarak kullanılmaktadır ABD tarafından. Yargı yetkisinde olan Türkiye bu konuyu siyasi bir tutumla değil hukuk çerçevesinde çözmeye çalışacaktır. Kaldı ki kendi varlığını tehdit eden bir yapının mensubu olmakla suçladığı yabancıyı egemen hakkı çerçevesinde yargılamakla hukuk devleti ilkesinden taviz vermemiş olacaktır.
Z.Deniz ALTINSOY/KAFKASSAM
KAYNAK:HAFIZOĞULLARI Zeki-ÖZEN Muharrem, “Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler”, US-A Yayıncılık, Ankara, 40 (2010).HENKIN Louis, “Human Rights and State ‘Sovereignty’ ”, Sibley Lecture March 1994, GA.J.INT’L&COMP.L, Vol 25:31, 35 (1995/96) PAZARCI Hüseyin, “Uluslararası Hukuk”, Gözden Geçirilmiş 5. Bası, Turhan Kitabevi, Ankara, 104 (2007) ÜNAL Şeref, “Uluslararası Hukuk”, Yetkin Yayınları, Ankara, 47 (2005); SOYASLAN Doğan, “Ceza Hukuku Genel Hükümler”, Yetkin Yayınları, Ankara, 135 (2005).KOCAOĞLU Sinan Serhat,Uluslararası Ceza Hukuku ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Perspektifinden Evrensellik İlkesi, Ankara Barosu Dergisi • Yıl:68 • Sayı: 2010/1

Yorumlar