Amerika üçün ən böyük təhlükənin adı çəkildi

Türkmənçay müqaviləsi

Siyaset, Milliyetçilik ve MHP

“Suriya məsələsində Qarabağ bazarlığı olacaqsa…” – Almaniyanın oyunu, yoxsa…

PANDEMİ SÜRECİ VE SONRASI

Gündem 23 Eylül 2020
79

Şimdiye kadar reddedilen milliyetçi okuma biçimi günümüzde yeni vizyonla ve versiyonu ile tüm dünyanın gündeminde olduğu görülmektedir. Küreselleşme ile başlayan süreç, gelinen noktada, eş zamanlı olarak radikal/popülist/aşırı sağın da bir yükseliş yaşadığı olgusu birçok çalışmayla ortaya konulmuştur. Her ne kadar kavramların içini medeniylet okumalarımıza bağlı olarak farklı anlamlandırmalarımız olsa da millet merkezli okumanın öncelendiğini görüyoruz.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağ partileri Avrupa Birliğinden çıkma istekleri, göçmen ve yabancı karşıtı söylemleri ve içine kapanma arzusu taşıyan topluluklar bu ivmeyi net olarak gözler önüne sermektedir. Küresel kriz ve ulus devletin yeniden dönüşü olarak yorumlamak mümkündür. Ancak Batının Millet ve Milliyetçilik tanımı ve hedefleri açısından Türk Uygarlığının, Millet ve Milliyetçilik kavramlarının içeriği farklıdır. Batı Elinde bulunan toprakları ve köleleri korumak için bir araya gelmiş ve kendini üstün gören bir anlayışla milletleşirken – Türk’ün Milletleşmesi birlikte yaşamış ve yaşayan, ortak Ugarlıklarının ferdi olan, ortak idealleri olan insanların bir araya gelerek oluşturduğu ve bizim yönettiğimiz bir dünya da herkes, Adalele, Hür bir biçim de yaşama ve yaşatma ideali bir Millet oluşturmuştur. Üretim ve Tüketim merkezli değil İnsan merkezli bakışın adıdır Türk Uygarlığı.
Küreselleşme ile başlayan / başlatılan süreç, parelel olarak ulus devlet kavramlarını, bunlarını tarihsel gelişimini ve neyi ifade ettiklerini, günümüzde büyük sıçrama yaşayan milliyetçilik anlayışına ne kadar bağlantılı olduğunu Batı Avrupa ülkeleri örneği çerçevesinde görebiliriz.
Küreselleşmenin sağladığı birçok şeyi tehdit olarak algılayan ve ulus kavramına sarılan siyasi anlayışların Ülkemiz de ve Batı Avrupa ülkelerinde her geçen gün daha da güçlendiği bir tespit olarak ortadadır.
Küreselleşme ile Pandemi arasında bir bağ kurarsak, her ikisi de küreseldir. Ancak küreselleşme büyük emek, gayretlerle ve büyük maliyetletlerle bu hale getirilirken, bulaşıcı virüsün ilerlemesini durudurmak için mücadele ediyor. Bu Pandemi sürecinin gelişmesi gibi ekonomik, sosyal, siyasal ve politik çıktıları da olacaktır.
Bulaş süreci, ölümlerin artması halin de ülkeler yeniden üretimi durdurmak zorunda kalacaktır. Bu çalışanların işsiz kalmasına neden olacaktır. Üretimin kesintiye uğradığı toplumsal gelirin sıfırlandığı, arz – talep dengesinin bozulduğu bu süreçte enfilasyon hızla yükselecektir. Bu yaşadığımız ülkede devlet hukukunu hiçe sayan bireysel çözüm odaklı bir toplumsallıkla karşı karşıya kalınacağı tahmin edilmektedir. Toplumsal barışı ve huzuru sağlamak için devletin daha fazla otoriterleşmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Karşılıklı yükseliş, İşsizlik – enfilasyon – toplumsal hareketlilik – şiddet – devletin otoriterleşmesi birbirini besler bir hal alacaktır. Ülkemizi yönetenlerin bu durumu şimdiden öngörerek önlem almalıdır.
Bütün ulus devlet modeliyle yönetilen ülkeleri yönetenler, gerekli önlemleri almazlar ise; ülkelerinde yükselen enfilasyonu aşağı çekebilmek veya durdurmak için dış borç aramaya başlayacaklardır. O zaman sizin, kanla, canla doğmamış çocuğunuzun ödediği bedelle, bağımsız ve özgür olarak, insanca yaşamak için kurduğunuz ülkenizin geleceğini, Para karşılığında kendi ellerinizle başkalarına veririsiniz.
Son cümle, kendine ait bir felsefesi olmayan ülkeler dünyada ve bölgesin de oyuncu olamaz. Çünkü taklitçiler hiçbir zaman gerçek olamaz. Taklitçilikten kurtulup kendimiz olmalıyız.
Dr. Abdullah BUKSUR

Yorumlar