33 Yıllık Sessizliğin Ardından Kars Toplantısı
Güney Kafkasya’nın jeopolitik haritası, 2026 yılı itibarıyla ulaşım hatları üzerinden yeniden şekilleniyor... Bu sürecin en somut adımlarından biri, 28 Nisan 2026 tarihinde Kars’ta gerçekleştirilen Ermenistan-Türkiye Ortak Çalışma Grubu toplantısı oldu.
Toplantının konu başlığı 1993 yılından bu yana kapalı olan ve bölgesel bağlantısallığın önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul edilen Kars-Gümrü demiryolunun rehabilitasyonu ve yeniden işlerlik kazanmasıydı. Bu bağlamda taraflarca bir an evvel hayata geçirilmesi gereken stratejik bir öncelik olarak vurgulandı. Ancak bu teknik iyileşme çabası, arka planda Ermenistan’ın ulaşım altyapısı üzerindeki egemenlik mücadelesini ve küresel aktörlerin bölgeye müdahil olma biçimlerini barındırıyor.
Ermenistan Demiryollarında Rusya Hegemonyası OlarakKonsesyon Rejimi
Kars-Gümrü hattının açılmasına yönelik teknik hazırlıklar sürerken, Ermenistan’ın karşı karşıya olduğu en büyük yapısal sorun demiryolu altyapısının yönetim modelidir. Ermenistan demiryollarının mülkiyeti her ne kadar devlete ait olsa da,işletme ve yönetim hakkı 2008 yılında imzalanan uzun vadeli bir konsesyon anlaşması ile Rusya’ya devredilmişti. Rus devlet şirketi Russian Railways’in iştiraki olan South Caucasus Railway tarafından yürütülen bu süreç, 2038 yılına kadar geçerli olup 10 yıllık uzatma opsiyonu da içermekte.
Bu durum, hukuki bir mülkiyet devri olmasa da fiili olarak Ermenistan’ın kritik ulaşım ağları üzerinde Rusya’nın mutlak bir veto gücüne sahip olması anlamına gelmekte. Başbakan Nikol Paşinyan’ın son dönemdeki çıkışları, bu bağımlılık ilişkisinin bölgesel ulaşım projelerinin hayata geçirilmesini zorlaştırdığına ve stratejik özerkliğe zarar verdiğine odaklanmakta. Özellikle Batı merkezli yatırımların ve Avrupa Birliği projelerinin, Rusya’nın yaptırım uygulanan devlet şirketleri nedeniyle hukuki engellere takılması sebebiyleErivan bu konsesyon rejimini hiç yoksa revize etmek istiyor.Uzun vadede ise millileştirmeye yönelik arayışları içindedir.
Millileştirme ve Çeşitlendirme Arayışları
Ermenistan hükümeti, demiryolu işletme hakkını Rusya’dan geri almak istiyor. İlla ki bu hakkın devredilmesi fikri ön plana çıkacaksa üçüncü bir tarafa devrederek bu düğümü çözmeyi planlıyor. Mart 2026 itibarıyla Kazakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerle potansiyel işletme modelleri üzerine görüşmeler yapılması, Rusya’nın doğrudan kontrolünü kırma çabasının bir parçası. Bu hamleler Moskova nezdinde ise sert tepkiyle karşılandı. Rusya Başbakan Yardımcısı Alexey Overchuk, mevcut anlaşmanın revize edilmesi için ekonomik bir gerekçe olmadığını belirtmiş ve Ermeni şirketlerinin Rus pazarına erişiminin kısıtlanabileceği uyarısında bulunarak ekonomik araçları birer baskı unsuru olarak kullanacağının sinyalini vermiştir.
TRIPP Projesi ve ABD’nin Finansal Müdahalesi
Rusya’nın altyapı üzerindeki baskısına karşılık, ABD arabuluculuğunda geliştirilen Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) projesi, Ermenistan için alternatif bir çıkış kapısı olarak sunulmakta. 8 Ağustos 2025’te imzalanan Barış Deklarasyonu’nun bir uzantısı olan bu proje, bölgesel bağlantıyı sağlamayı hedefleyen bir ticaret yolu olarak kurgulandı.
Projenin en dikkat çekici tarafının ise kurumsal yapısı olduğu görülüyor. 13 Ocak 2026 tarihinde imzalanan çerçeve anlaşmaya göre, koridorun inşası ve işletilmesi için kurulan TRIPP Geliştirme Şirketi’nin hisselerinin %74’ü ABD’de, %26’sı ise Ermenistan’da kalacak. 49 yıllık işletme hakkıyla başlayan bu süreçte, ABD’li şirketlerin bölgeyi kalkındırmak adına büyük yatırımlar yapması planlanmakta. Anlaşma metninde Ermenistan’ın mutlak egemenlik haklarının korunacağı vurgulansa da, stratejik bir ulaşım hattının %74 hissesinin bir yabancı devlette olması, Rusya’nın konsesyon modeline benzer bir bağımlılık riski taşıyıp taşımadığı sorusunu da beraberinde getiriyor.
Tom Barrack Faktörü Toplumsal Risk Yaratıyor
X hesabında Kars-Gümrü hattındaki teknik mutabakatı tarihi bir dönüm noktası olarak tanımlayan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, bu gelişmeyi TRIPP projesindeki vizyona uygun bir adım olarak selamladı. Ancak bu noktada Barrack’ın kişisel ve profesyonel geçmişinin bölge halkları nezdindeki yansıması göz ardı edilmemeli. Lübnan ve Türkiye gibi ülkelerde çeşitli kesimler tarafından istenmeyen adam ilan edilen bir figürün bu denli kritik bir projede başrol oynaması, projenin meşruiyetine dair ciddi riskler doğurmakta.
Toplumda Tom Barrack figürüne yönelik oluşan olumsuz algı, TRIPP projesinin ve demiryollarının rehabilitasyonu sürecinin bir barış projesi olmaktan ziyade kişisel veya dış odaklı bir ajanda olarak algılanmasına yol açabilir. Barrack’ın bu işe el atması, yerel kamuoyunda projeye karşı bir refleks geliştirilmesi riskini tetiklemekte. Bütün bunlarda bölgesel iş birliği çabalarının toplumsal tabana yayılmasını zorlaştırmakta. Yani teknik olarak doğru bir adımın, yanlış bir diplomatik profil üzerinden sunulması projenin gelecekteki kabul edilebilirliğini zayıflatabilir.
Bölgesel İstikrarın Anahtarı Egemenliktir
Kars-Gümrü demiryolunun açılması bölge ekonomisi için yaşamsal bir kazanım vaat etse de, bu hattın hangi hukuk rejimiyle yönetileceği asıl belirleyici unsur olacaktır. Ermenistan’ın Rusya’nın 2038 yılına kadar sürecek olan konsesyon hegemonyasından kurtulma ve demiryollarını milli bir stratejiye dönüştürme çabası, ülkenin gerçek bağımsızlığı için bir sınav niteliğindedir. TRIPP projesi gibi büyük ölçekli ve yüksek yabancı hisseli modeller, Rusya’ya karşı bir dengeleyici unsur sunsa da, TomBarrack gibi tartışmalı isimlerin gölgesinde yürütülen bu süreçler toplumsal desteğin kaybedilmesi riskini de barındırmaktadır. Güney Kafkasya’da kalıcı barışın ve refahın yolu, ulaşım hatlarının sadece inşa edilmesinden değil, bu hatların bölgesel paydaşların tam egemenliği ve şeffaf yönetim modelleriyle idare edilmesinden geçmektedir.
Özer Arslanpay

