Mehmet BOZKUŞ: TÜRKİYE – İSRAİL REKABETİ VE DOĞU AKDENİZ GÜVENLİK DENKLEMİ

Suriye, Lübnan ve Kıbrıs Üçgeninde Artan Jeopolitik Riskler
Yeni dünya düzeninin şekillendiği bu dönemde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, diplomatik gerilimlerin ötesinde çok katmanlı bir stratejik rekabete dönüşmektedir.

Her iki ülke de kendisini bölgesel güvenlik mimarisinin merkezinde konumlandırmakta olup Siyonist yapı işgal ve yayılmacı politikalarıyla bölgede kriz ve kaos üzerinden teolojik anlayışını uygulama alanları açmakta Batı’nın çıkar ve menfaatleri ile beraber hareket ederek kendisine güç merkezi oluşturmak istemektedir. Çevresindeki tehditleri farklı yöntemlerle yönetmeye çalışmaktadır.

Türkiye, bölgesel istikrarı ve sınır güvenliğini önceleyen bir yaklaşım benimserken,terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge doktrini ile beraber bölge ülkelerinin toprak güvenlikleri ve kabul edilmiş sınırlarının korunmasını kendisine tehdit oluşturacak bütün riskleri görerek ‘’Barış için Caydırıcılık ‘’ politikaları ile bölgenin kalkınmasını huzurunu ve refah kavuşması için gerekli adımların atılması ile beraber bölgesel işbirliklerinin önemini ortaya çıkarmakta olmasıdır.

İsrail, güvenlik tehditlerini sınırlarından uzakta etkisiz hale getirmeyi hedefleyen proaktif bir güvenlik doktrini uygulamaktadır.

Bu farklı stratejik yaklaşımlar, özellikle Suriye, Lübnan ve Doğu Akdeniz–Kıbrıs hattında giderek artan bir sürtünme zemini oluşturmaktadır.

Bugün itibarıyla iki ülke arasında doğrudan bir savaş kaçınılmaz görünmese de yanlış hesaplama riski ve krizlerin kontrol edilememesi ihtimali, geçmiş dönemlere kıyasla belirgin biçimde artmıştır.

Yapısal Rekabetin Üç Ana Cephesi
1. Lübnan Sahası
Lübnan, Türkiye ve İsrail’in farklı güvenlik anlayışlarının en belirgin şekilde ayrıştığı alanlardan biridir.

İsrail’in Perspektifi

Tel Aviv yönetimi, Lübnan’ı Hizbullah tehdidinin kaynağı olarak değerlendirmektedir. Gerekçe her ne kadar Hizbullah olsa da esas neden tatlı su kaynakları verimli tarımsal araziler,Lübnan’ın Doğu Akdeniz’de tespit edilmiş olan enerji kaynaklarının yönetimini ele geçirmek ve teolojik anlayışı ile birleştirerek Arzu Mevud hayallerinin planlaları çerçevesinde kendisine alan açarak sistematik olarak bölgesel hedeflerine uzanmaktır.

Bu nedenle İsrail, sözde tehdidi sınırlarından uzak tutmayı hedefleyen sürekli ve proaktif bir askeri strateji izlemekte olduğunu uluslararası arenada kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Türkiye’nin Perspektifi

Ankara açısından Lübnan’ın istikrarsızlaşması; yeni göç hareketleri, bölgesel ekonomik kayıplar ve Doğu Akdeniz’de daha derin güvenlik sorunları anlamına gelmektedir. Bu nedenle Türkiye, Lübnan’ın toprak bütünlüğünü ve devlet kapasitesinin korunmasını desteklemektedir.

İsrail’in güvenlik adına gerçekleştirdiği operasyonlar ile Türkiye’nin istikrar arayışı, aynı coğrafyada kaçınılmaz olarak karşı karşıya gelmektedir.

2. Suriye Sahası
Suriye, iki ülke arasındaki en karmaşık ve en riskli rekabet alanı olmayı sürdürmektedir.

İsrail’in Temel Hedefi

İran’ın Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanan lojistik ve askeri koridorunu engellemek.Suriye’deki terör odaklarını bölgesel vekil aktörler olarak Türkiye dahil her ülkeye karşı kullanmak ve mezhepsel çatışmaları destekleyerek kriz ve kaos stratejisini uygulamak istemesi bölgede zayıflatılmış ülkeler yaratarak istediklerini elde etme stratejisine dayandırmaktadır.

Bu doğrultuda İsrail, Suriye’deki İran bağlantılı hedefleri yönelik düzenli hava operasyonları gerçekleştirmektedir.

Türkiye’nin Temel Önceliği

Sınır hattında bir terör koridorunun oluşmasını engellemek ve PKK/YPG yapılanmasını sınırlarından uzaklaştırmak.

İki ülke farklı hedeflere odaklansa da aynı hava sahasında, aynı istihbarat ortamında ve aynı operasyonel coğrafya içerisinde hareket etmektedir. Bu durum, istemeden yaşanabilecek karşılaşma riskini önemli ölçüde artırmaktadır. Özellikle hava operasyonlarının yoğunlaşması, elektronik harp faaliyetlerinin tırmanması veya yanlış istihbarata dayalı bir müdahale, iki ülkeyi kısa süreli fakat ciddi bir krizin içine sürükleyebilir.

3. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz Sahası
Doğu Akdeniz yalnızca bir enerji meselesi değildir; aynı zamanda egemenlik, deniz yetki alanları ve bölgesel liderlik mücadelesidir.

İsrail’in Stratejik Hedefi GKRY ve Yunanistan ekseni üzerinden Avrupa’ya enerji taşınmasını sağlamak ve bu güzergâhı stratejik bir çıkar olarak pekiştirmek.

Türkiye’nin Stratejik Çerçevesi Mavi Vatan doktrini kapsamında KKTC’nin haklarını ve kendi kıta sahanlığını korumak, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Bu denkleme göre enerji arama faaliyetleri, sondaj çalışmaları ve deniz yetki alanları konusundaki olası bir kriz, yalnızca ekonomik değil; stratejik ve siyasi sonuçlar da doğuracaktır.

Bir sondaj gemisine yönelik müdahale, bir savaş gemisinin tacizi veya hava sahası ihlali, bölgesel gerilimi hızla tırmandırabilecek unsurlar arasında yer almaktadır.

ABD Faktörü ve İsrail’in Stratejik Hesabı
İsrail, büyük ölçekli bir bölgesel operasyona girişmeden önce geleneksel olarak ABD’nin açık siyasi ve askeri desteğini arkasında görmek istemektedir. Ancak günümüzün jeopolitik ortamı geçmiş dönemlerden farklı bir tablo sunmaktadır.

ABD’nin aynı anda Avrupa, Hint-Pasifik ve Orta Doğu’da kriz yönetmeye çalışması, Washington’ın yeni ve uzun süreli bir bölgesel savaşa mesafeli yaklaşmasına yol açmaktadır.

ABD stratejik önceliği giderek Çin rekabetine kaymakta; bu durum ise Orta Doğu’daki krizlerin mümkün olduğunca bölgesel aktörler tarafından yönetilmesini teşvik etmektedir.

Bu nedenle İsrail’in geçmişte olduğu gibi otomatik ve sınırsız bir ABD desteği alması artık daha güç görünmekte olsa da ABD ve İsrail arasında devlet ilişkileri devam ederken liderlere bağlı gelişmelerden dönemsel etkinlenmeler bu ilişkilerinin geleceğini etkilemeyeceğidir.

Türkiye’nin Caydırıcılık Stratejisi
Türkiye’nin mevcut yaklaşımı, beka ve güvenliğini tehdit eden bütün unsurlar ve yapılara karşı tavizsiz bir politika ile hem saha da hem masa da var olan Türkiye ‘’Barış için Caydırıcılık’’ politikası ile doğrudan çatışmadan kaçınırken savunma kapasitesini sürekli artırmak üzerine inşa edilmiştir.

Ankara’nın temel hedefi, tehditlere karşı gerekenini yapılması ve zaman kazanmak ve bu süre içerisinde yerli savunma sanayisini tam bağımsız bir konuma taşımaktır.

Bu strateji dört temel sütun üzerinde yükselmektedir:

1. Katmanlı Hava Savunması Yerli ve milli hava savunma sistemleriyle hava sahasının etkin biçimde korunması.
2. Beşinci Nesil Savaş Uçağı (KAAN) Hava kuvvetlerinde dışa bağımlılığın azaltılması ve teknolojik özerkliğin sağlanması.
3. Asimetrik Kabiliyetler İnsansız sistemler, elektronik harp ve ağ merkezli savaş kabiliyetlerinin güçlendirilmesi.
4. Deniz Gücü: MİLGEM sınıfı fırkateynler, REİS sınıfı denizaltılar ve TCG Anadolu çok amaçlı amfibi hücum gemisiyle denizde caydırıcılığın artırılması.
Ankara açısından temel amaç savaşmak değil; olası bir çatışmanın maliyetini artırarak caydırıcılık üretmek ve karşı tarafın hesaplama dengesini bozmaktır.

Doğrudan bir Türkiye,İsrail savaşının gerçekleşme ihtimali sınırlı görünmektedir.

Her iki taraf da böyle bir çatışmanın ekonomik, siyasi ve askeri maliyetinin son derece yüksek olduğunun farkındadır.

Buna karşın vekâlet savaşları, siber operasyonlar, istihbarat mücadeleleri ve sınırlı krizler daha olası senaryolar olarak öne çıkmaktadır.

Suriye ve Doğu Akdeniz’de yaşanabilecek gri bölge rekabetinin giderek yoğunlaşması.

Bir deniz veya hava unsurunun karşı karşıya gelmesi sonucunda kısa süreli ve sınırlı bir krizin yaşanması.

Yanlış hesaplama sonucu ortaya çıkabilecek doğrudan askeri çatışma.

Risklerin giderek arttığını gördüğümüz günümüzde ki gelişmelere göre riskler krize ve kaosa dönüşmeden Türkiye güçlü savunma sanayisi ve güvenlik adımları ile bunun önüne geçme planlarını uygulamakta gerektiğinde gerektiği kadar yapılması gerekeni yapacak politikaların oluşması ile adımların atılması stratejilerini izlemektedir.

Hangi Kıvılcım Önce Çakılır
Jeopolitik göstergeler değerlendirildiğinde, ilk kıvılcımın Suriye ve Kıbrıs sahasında ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir; zira bu bölgede operasyon temposu daha yoğun, aktör sayısı ise daha fazladır.

Buna karşılık en tehlikeli tırmanma riski Doğu Akdeniz ve Kıbrıs sahasında bulunmaktadır. Bu coğrafyada mesele yalnızca güvenlikle sınırlı değildir; aynı zamanda egemenlik, enerji ve ulusal doktrin meselesidir.

Suriye kıvılcımı ateşi başlatabilir; ancak Doğu Akdeniz bu ateşi bölgesel bir yangına dönüştürebilecek potansiyele sahiptir.

Türkiye ve İsrail, aynı coğrafyada birbirinden köklü biçimde farklı güvenlik paradigmalarıyla hareket etmektedir. İsrail,işgal ve tehdit soykırımcı ve yayılmacı politikaları ile tehditleri kaynağında etkisiz hale getirmeyi amaçlayan proaktif bir güvenlik anlayışını benimserken; Türkiye, caydırıcılığı ve bölgesel istikrarı önceleyen bir strateji izlemektedir.

Bu nedenle iki ülke arasındaki rekabetin geleceği, doğrudan savaş ihtimalinden çok, olası krizlerin yönetilip yönetilemeyeceğine bağlıdır.

Bugünün temel sorusu artık savaşın çıkıp çıkmayacağı değil; yaşanabilecek bir krizin ne ölçüde kontrol altında tutulabileceğidir.

“Suriye kıvılcımı yakabilir, Doğu Akdeniz yangını büyütebilir; asıl sınav ise rekabetin savaşa dönüşmeden yönetilebilmesidir.”
Dr. Mehmet BOZKUŞ
Stratejist / Jeopolitik Analist

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.