KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Rusya
  4. »
  5. Mary Dejevsky: Batı, Rusya’yı istemediği bir savaş için kışkırtmaya çalışıyor

Mary Dejevsky: Batı, Rusya’yı istemediği bir savaş için kışkırtmaya çalışıyor

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 11 dk okuma süresi
36 0

Yeni bir gün*, Batı’nın tamamen Rusya’nın Ukrayna’yı her an işgal edebileceğinden oluşan alarmında yeni bir sarmal. Adı açıklanmayan ABD yetkililerine atfedilen ve sözümona soğukkanlı kamu hizmeti yayıncılarımızın (diğerlerinin yanı sıra) bize aktardığı son gerilim, Rusya’nın şimdi Ukrayna’nın başkenti Kiev’in ele geçirilip işgal edilmesini de içeren büyük bir askeri ilerleme planladığı yönünde.

Arka planda 100 bin Rus askerinin Ukrayna sınırı yakınına yığıldığını öne süren haberler yer alırken, ABD Başkanı Joe Biden muhabirlere Rusya’nın Ukrayna’ya “gireceğini” düşündüğünü ama bunun “tam kapsamlı bir savaşa” girişeceği anlamına gelmediğini söyledi. Sadece 24 saat önce, Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov, BBC Hardtalk muhabiri Stephan Sackur’a Batı’nın Rusya’ya işgalden sonra değil önce ağır mali yaptırımlar uygulaması gerektiğini söylemişti.

Derler ya, başka bir haberse Pentagon’un, Rusya’nın işgalin başlangıcı için bir “sahte bayrak” operasyonu planlayabileceğini tahmin etmesi (Şüphesiz ABD’yi Vietnam’a bulaştıran kötü şöhretli Tonkin hadisesi tarzında). Rusya liderliğinde Belarus’ta gerçekleştirilen askeri manevralar Ukrayna’ya doğru ilerleme için muhtemel bir kılıf olarak görülüyor. Öte yandan Birleşik Krallık (BK), Kiev’e tanksavar silahları gönderdi ve şimdiye kadar kargaşanın ortasında görece mantıklı konuşan BK Savunma Bakanı Ben Wallace’ın, Vladimir Putin’in Rusya ile Ukrayna’nın akrabalığı üzerine 6 ay önce yazdığı makaleye madde madde bir karşılık kaleme almak için değerli zamanından saatler harcadığı anlaşılıyor.

Tüm bunlar, Rusya ile askeri bir çatışmaya sebebiyet verme riskini almaktan çok daha iyisini bilmesi gereken kimselerin ortaya attığı sorumsuz saçmalıklar. Ya da Rusya’yı doğrudan (ve aceleci) bir işgalle aşağılayıcı bir geri çekilme arasında seçim yapmaya zorlamayı hedefleyen, Batı’nın kasıtlı planının bir parçası. Her iki durumda da, Batılı yetkililerden ve “kaynaklardan” çıkan bu günlük savaş davullarının pervasızlığını, dengesizliğini gerçekte bundan daha fazla abartmak zor.

Özellikle ABD’nin savaş senaryosu hakkında neden şimdi konuştuğunu da anlamak güç. Gerekirse, Biden’ın Rusya’ya karşı iyi polis/kötü polis yaklaşımı izlediği, yeni ve ciddi müzakereler isterken aynı zamanda güvenlik teşkilatından gelen Donald Trump’ın üstesinden gelemediği türden itirazları savuşturmak zorunda kaldığı tahmininde bulunabilirdim. Bir de güç durumdaki bir başkanın ABD kamuoyu dikkatini kendi birçok sıkıntısından uzaklaştırmayı amaçladığı kolay bir dikkat dağıtma senaryosu var.

Fakat kaygı duyan herkesin derinlerde bunun gerçekleşmeyeceğinden gayet emin olmasına rağmen, engin siyasi tecrübeye sahip ve yapacak başka çok işi olan bir ABD Başkanı’nın, neden Avrupa’daki bir savaşı hızlandırabilecek bir şeyler söylediğini veya yaptığını anlamak zor. Eğer düşünce buysa, o zaman hepimiz hesabın yanlış olmadığını ummalıyız. Fakat o halde neden argümanı bu noktaya getirmek için zorlayalım? Rusya neden Batı’nın kendinden bu kadar emin bahsettiği türden bir işgali düşünsün ki?

Rusya, kış savaşının tehlikelerini çoğundan daha iyi biliyor. Kızıl Ordu’nun Afganistan’dan geri çekilişinin gölgesi hâlâ ortalıkta dolanırken, Rus halkı askeri maceralara karşı temkinli ve bunu Kremlin de biliyor. Ukrayna’nın herhangi bir şekilde işgali, 2014’teki Kırım’ın tekrarı olmayacak. Ukrayna savaşacaktır ve dökülen kan, hem Putin’in 20 yılı aşkın iktidarını kolayca sona erdirebilir hem de bütün bölgeye yayılma tehdidi içeriyor. Kısacası, ne olursa olsun böyle bir savaşın hiçbir mantığı yok ve Putin’in ya da Kremlin’deki veya Kremlin yakınındaki herhangi birinin aklında böyle bir şey olduğuna dair çok az kanıt var.

Putin de ne Sovyetler Birliği’ni ne de Rus İmparatorluğu’nu yeniden kurmayı arzuladığına dair herhangi bir ipucu vermedi. Bu Putin’in Sovyetler’in çöküşünün 20. yüzyılın “en büyük jeopolitik felaketi olduğunu” belirttiği kötü şöhretli sözünün ne manası ne de yorumu. Putin bunu daha sonra, açıkça en az Batılı klişeler kadar yorgun biçimde açıklarken, neo-emperyal nostaljiden değil, Sovyet çöküşünün sıradan Ruslara getirdiği karışıklık ve yoksunluktan söz ediyordu.

Sadece bu da değil, Rusya genelde eski SSCB ülkelerinden gelen müdahale isteklerini de reddetti. Zor durumdaki Orta Asya cumhuriyetlerinden gelen askeri yardım istekleri ya geri çevrildi ya da (Kazakistan’da olduğu gibi) minimalist biçimde, birkaç gün içinde açıkça geri çekilen sınırlı bir paraşüt birliğiyle sağlandı.

Rusya, şiddetli Batı yanlısı bir hükümeti iktidara getiren Turuncu Devrim (2004-2005) esnasında veya sonrasında Ukrayna’ya dair hiçbir adım atmadı. Rusya 2008’de Gürcistan’da, Devlet Başkanı Saakaşvili’nin saldırısına uğrayan yerleşim bölgelerini kurtarmak için gerekenden daha fazla kalmadı. Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ele geçirmesi, Sivastopol’daki deniz üssünün NATO’nun eline geçmesine engel olmak amaçlı önleyici bir hamle gibi görülebilir. Putin kısa bir süre sonra, Rusya’nın Kiev’e kadar ilerleyebileceğini belirtmişti (bununla “ilerleyebilirdi ama ilerlememeyi tercih etti” demek istiyordu). Yine de sözleri yanlış çevrildi ve feragati reddi bir tehdide dönüştürüldü, bugün Batı’nın işgal konuşmalarına katkıda bulunabilecek bir tehdide dönüştü.

Ukrayna’nın statüsüne gelince, Rusya sürekli Ukrayna’yı bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıdı ve kabul etti. Moskova 2014’ten beri, bazılarının Ukrayna’nın doğusundaki savaşın parçaladığı Donbas’ın Rusya’ya katılması için yaptığı periyodik çağrıları sürekli geri çeviriyor. Putin’in temmuzda yayımlanan ve Batı’da Putin’in emperyal hırslarının kanıtı diye geniş çapta yanlış yorumlanan makalesi, hiç de öyle değildi. Makale daha ziyade, ilişkilerin bir zamanlar sahip olduğu seviyeye bir ağıttı, yine bu seviyeye gelebilir.

Ben Wallace yanıtında, makalenin ana pasajını aslında sadece reddetmek için alıntılıyor. Wallace, “İronik bir şekilde” diye yazıyor, “Başkan Putin makalesinde bir şeylerin değişebildiğini kabul ediyor: Ülkeler ve topluluklar bundan muaf değil. Elbette gelişme sürecinde olan halkın bir kısmı, bazı sebeplerden ve tarihi koşullardan etkilenerek, belli bir anda kendinin ayrı bir millet olduğunun farkına varabilir. Buna nasıl davranmalıyız? Tek bir cevabı var: Saygıyla!”.

Bunu tekrar belirtelim. Putin, Ukrayna’nın özlemlerinin bir cevabı olduğunu söylüyor: Onlara “saygıyla” davranılmalı.

Peki neden bu kadar çok kimse Putin’in Ukrayna’yı (ocakta değilse de kesinlikle şubatta) işgal etmeye hazırlandığına bu denli ikna olmuş durumda? Bunun bir nedeni basitçe Batı’nın Putin’i uzun zamandır yanlış anlaması olabilir. Bir diğeri Rus hamlelerini her zaman saldırgan ve bizimkileri savunmacı olarak görme eğilimi olabilir; Moskova için bu durumun tam tersi geçerli. Üçüncüsü de kesinlikle Batı’nın, Rusya’nın NATO (Moskova’nın eninde sonunda Ukrayna’yı da bünyesine dahil edeceğinden korktuğu aşırı üstün askeri bir ittifak) tehdidi altında hissettiğine inanmayı inatla reddetmesini yansıtıyor.

Risk şu ki, artık her iki taraf da kendinin zamana karşı yarıştığını düşünüyor: Rusya, Ukrayna’nın (eğer bilfiil orada olmazsa) hızla NATO’ya geçeceğinden, Batı da Rusya’nın gerekirse bunun önünü almak için harekete geçmesinden korkuyor.

Rusya aralıkta, Moskova’nın Avrupa güvenliği için istek listesini etkin şekilde belirleyen anlaşma taslaklarını ABD ve NATO’ya sunarken, Ukrayna’nın NATO üyeliğinin Rusya için bir “kırmızı çizgi”yi temsil edeceğini açıkça belirtmişti. Moskova’nın kırmızı çizgisini açıkça ortaya koyması, mevcut savaş konuşmasının arkasında ne yattığını açıklamaya yardımcı olabilir. O zamana kadar, NATO’nun daha da ilerlemesi karşısında Rusya sessizce pes edebilirmiş gibi yapmak mümkündü. Rusya bu kez “Dur” dedi.

Şimdiki durum şöyle: Batı, NATO’ya kimin katılacağını Rusya’nın veto etmesine izin veremez fakat Rusya da son tampon bölgelerinden birinin düşmanca bir ittifak olarak gördüğü şeye katılmasına müsamaha gösteremez. Eğer bir çatışma diplomatik kaçınma için haykıracak olsaydı, bu olurdu. Sorun şu ki Rusya, Batı’nın blöfünü görene kadar aslında bir tane vardı. Şimdi yeni bir tane bulunmalı ve bu bulunana, her iki tarafı da kapsayan bir tür kelime veya konum bulunana kadar gerilimler bugün olduğu kadar keskin ve tehlikeli kalacak.

* Dejevsky’nin 20 Ocak tarihli bu yazısını, yazıda ifade edilen görüşler güncelliğini koruduğu için yayımlıyoruz.

Mary Dejevsky Dış Politika Yazarı

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.