KAFKASSAM – Kafkasya Stratejik Araştırmalar Merkezi

  1. Anasayfa
  2. »
  3. Gündem
  4. »
  5. Kenan Hasip: DEMOKRASİ’DE NEFRET SÖYLEMİ

Kenan Hasip: DEMOKRASİ’DE NEFRET SÖYLEMİ

Kafkassam Editör Kafkassam Editör - - 11 dk okuma süresi
32 0

Nefret ve korku hastalıklı ruh halleridir. Üstelik bunlar çağımızın hastalığı ! (Harry Allen Overstreet)
Saygı değer dostlarım, aziz kardeşlerim…
Balkanlarda çok yaygın olan bu olguyu analiz etmeden önce, size uzun yıllar önce Makedonya Cumhuriyeti Meclisinde yaşanan bir tartışmayı kısaca aktarmak istiyorum. “Siyasal Sistem ve Topluluklar arası İlişkiler Komisyonu’nun” etnik toplulukların bayraklarının kullanımına ilişkin yasa tasarısı’nın tartışıldığı bir oturumda, milletvekillerinden biri ‘’kin ve nefret’’ dolu konuşmasında, etnik topluluklara yönelik çeşitli ithamlarda bulunarak, diğerler arası etnik topluluklara “Resmi Bayramlarda” kendi bayraklarını kullanma hakkı tanınması takdirinde, sokaklarda yürünemeyecek kadar ve bayraklardan dolayı ”nefes alınamayacak” kadar bir olasılıktan bahsetmişti.
Böyle asılsız ve nefret dolu ithamlardan dolayı kendisine tepki verirken, önce sesini azaltmasını istemiş, Resmi Bayramlarda “sokakların bayraklarla kaplanacağını değil, Devlet ve ya Belediye Kurumları’nın önünde ki direklere asılacaklarını ve bayrakların oksijen tüketmemelerinden dolayı solunum problemler yaratacaklarından bahsetmek ”ahmaklık” ve ”şoven” bir davranış olduğunu vurgulamıştım.
Bu olay “nefret söyleminin” nereye kadar gidebileceğinin en basit bir örneğidir. Genel olarak “Nefret söylemi” belirli Sosyal gruplara ve ya bireylere karşı şiddet, nefret ve ayrımcılıkta bulunmak gibi bir ifade anlamına gelir. Ancak bir şeyi “Nefret söylemi” olarak nitelendirmek “Kamusal alanda” sunulan ve ya medya, internet ve ya sosyal ağlar aracılığıyla yayılan “Kamusal konuşma ” olması gerekmektedir. Nefret söyleminden bahsederken bu olgunun bireylere, belli gruplara veya topluma yönelik ‘’yıkıcı’’ etkisini vurgulamalıyız.
Bu etki özellikle kamusal alanda belirgindir çünkü siyasilerin, kamu görevlilerin ve entellektüel elitlerin bir çoğunun geniş halk kitleleri üzerinde etkisi büyüktür. Eski Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nin kanlı parçalanması, eşi görülmemiş boyutta “Nefret söylemleri” ile başlamış olduğunu hatırlatmak istiyorum. Çeşitli tanımlara göre “Nefret söylemi” çoğunlukla azınlık gruplarının üyeleri olan bir kişi veya gruba saldırmayı, karalamayı, itibarsızlaştırmayı, değersizleştirmeyi, cesaretini kırmayı, korkutmayı veya kışkırtmayı amaçlamaktadır. Bunun nedeni ırk, din, ulusal veya etnik kimliği, renk, cinsiyet, dil, siyasi ve diğer inançlar, sosyal ekonomik durumu, eğitim, engellilik, cinsel yönelim v.b.olabilir.
Irk, din, ulusal veya etnik kökene dayalı “Nefret söylemi” özelikle önemlidir çünkü genelde şiddet çağrısında bulunarak dar veya geniş boyutlu çatışmalara neden olabilir. Nefret söyleminin tarihçesi iki bin yıldan fazla bir süre öncesine Antik Atina’ya kadar uzanmaktadır. Thuk idides (Thucydides), Aristophanes ve Aristoteles’in yazılarında Atinalı lider Kleon (Cleon) “Nefret söylemi” ve “Yönetim gaddarlığı” ile tanınmıştır. Midilli adasının başkenti olan Mytilen (Mytilenes) şehrinin başarısız isyanından sonra Atinalı lider Kleon (Cleon), Atinalıları sadece mahkumları değil, tüm erkekleri katletmeye kadınları ve çocukları köle olarak satmaya ikna etmiştir.
Atinalılar ancak ertesi gün oyunun farkına varmış ve kararı iptal etmişlerdir. Kleon’a (Cleon) benzer şekilde Atina Meclisini yöneten Alkibiadis (Alkibiades) de “Nefret soylemini” sık sık kullanmıştır.
Trazim Gölü yakınlarında ki yaklaşık 15.000 ölü ile sonuçlanan savaş, Roma Konsolosu Gaius Flaminius’un “nefret söylemlerine” dayalı bir savaştı. Buna benzer örneklerle tarih doludur. Orta çağda İngiltere, İspanya, Portekiz, Hollanda, Fransa v.b. Afrika, Kuzey Amerika ve Güney Amerikaya yönelik sömürge seferleri uygulayarak farklı dil, ırk, kültür ve geleneğe sahip olan toplumlara vahşi davranışlarla zorla din değiştirme eylemleri, tarihi bir gerçektir. XVII.asırdan itibaren XX. asıra kadar ABD de zencilere kölelik yöntemini uygulamaları, ABD yöneticilerin’nin bir çoğunun nefret söylemi ve davranışlarına dayanmaktadır.
Makalem sınırlı olduğu için bunlara ayrı ayrı değinmek mümkün değil, ancak devamda bazı örneklerden bahsedeceğim. Modern çağda bu tür “Nefret söylemleri” insanlık tarihinde belki de iki en kanlı rejiminin ortaya çıkmasına neden olmuştur; Faşizm (Nasyonal-Sosyalizm) ve Sosyalizm/Komünizm. Ancak Faşistler bunu “Siyasi propaganda” Komünistler ise “Ajitasyon” adı altında yapmışlardır. Makalemin devamında amaçlarına ulaşmak için ağırlıklı “Nefret söylemlerini” kulanan demagoglardan bazılarını anmadan geçemeyeceğim. Bunlar arası Adolph Hitler, Benito Mussolini, Huey Long, Joseph Mc.Carthy, Denis Kearney, BenjaminTillman, Yosif Visyoronoviç Stalin v.s. yer almaktadır.
Örneğin Mc.Carthy ABD’nin tüm sorunları Komünistlerden kaynaklanması’nın tezini sürekli gündeme getirmiştir. Mc.Carthy hiçbir zaman kanıtlayamadığı State Departement’e çalışanların iki yüzden aşkın Komünist olduklarını suçlamalarda bulunmuştur.
Denis Kearney Kaliforniya’daki sorunlardan Çinli göçmenleri sorumlu tutmakla birlikte, onlara karşı sürekli nefreti körüklemiş oldu. Siyasilerin bir çoğu “nefret söylemi “sayesinde seçimleri kazanmıştır. “Pitchfork Ben” Tillman retoriği çok canlıdır, çünkü beyaz kadınların siyahlılar tarafından tecavüz edildiklerini canlı yalanlarla suçlamalarda bulunmuştur. Siyahlıların tecavüz eğilimi yalancı hikayelerin sayesinde Benjamin Tillman 1890 yılında Güney Karolina Valisi, 1985-1918 yılına kadar birkaç kez senatör görevine seçilmis oldu.
“Nefret söylemi” yöntemiyle nasıl iktidara gelindiğinin en klasik örneği Adolf Hitler’in iktidara gelmesidir. Olağanüstü bir retorik ve vücut diliyle Hitler kitleleri ustaca manipüle etmiş ve Almanya’nın I.Dünya Savaşını kaybetmesi ve ciddi bir ekonomik kriz yaşanmasından Yahudileri suçlu tutmuştur. Bu propagandanın sayesinde Yahudilere yönelik tarihte görülmemiş zulüm ve cinayetler başlamış oldu. Hitler “Mein Kampf” adlı kitabında bile “fiziksel gözdağının” kitleleri harekete geçirmenin etkili bir yöntem olduğundan bahsetmektedir. Böylece Alman halkını milliyetçilik ve o zamana kadar görülmemiş birliktelikle aşılamış oldu.
Bütün bu örnekler tarihte bazılarının “Nefret söylemi” yoluyla nasıl güç kazandıkları ve yasaları değiştirerek mutlak güç kazandıklarını göstermektedir. Ancak sonuçları da felakettir. Bugün de dünyanın dört tarafında az veya daha çok “Nefret söylemi” mevcuttur .
Bütün bunlara zaman zaman terör eylemleri eşlik ediyor. Dini bazda “Nefret söylemleri” genelde “Radikal İslamcılık” ve İslamofobi’ye dayalıdır. Ancak araştırdığınızda bir çoğunda maalesef hedef “İslam dinini” aşağılamaktır. Bunun en belirgin örneği Charlie Hebdo olayıdır. “Charlie Hebdo” haftalık yayın yapan dergisinin 2011 yılında bir sayıda derginin kapağı “Şeriat Hebdo” ismiyle yayınladı ve Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed SAV’i hakaret eden bir karikatür bulunmaktaydı. Bu olay İslam dünyasında rahatsızlık ve ciddi tepkiler yaratmakla birlikte 7 Ocak 2015 tarihinde, Charlie Hebdo’nun Paris’teki ofisine silahlı saldırıyla sonuçlandı. Yapılan saldırıda 11 kişi hayatını kaybetmiş 11 kişi yaralanmıştı.
Ulusal bazda “Nefret söylemleri” okadar çoktur ki ayrıntılı anlatmak imkansızdır ancak eski Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nin kanlı parçalanmasında, Bosna Hersekte ki korkunç savaş ve Srebrenitsa soykırımı II.Dünya savaşından sonra görülmemiş bir vahşilikti.
Makaleme son vermeden önce bir kaç kelimeyle bu olgunun Kuzey Makedonya Cumhuriyeti’nde de görünlüğünden bahsetmek istiyorum.
İster vatandaş olsun, ister yöneticiler, devlet görevlileri, milletvekiller, akademisyenler, medya mensupları v.s. bunların bir kısmı “Nefret söylemleri” tablosunun bir parçasıdır. Ancak makalemde iki “Nefret söylemi” vakasına atıfta bulunacağım.
Makedonya Bilim ve Sanat Akademisi’nin bir üyesi tarafından sosyal medyadaki gönderi; “Bir arada yaşamanın bedelini hayatımızla ödemekteyiz” sert tepkilere yol açmış oldu. Bu gönderi aslında başta Arnavutlar ve Romanlar olmak üzere müslümanları Korona virüsün taşıyıcıları ve pandeminin yayılmasına onları suçlu tutmak anlamına gelir. Bütün bu tepkilerin yanısıra Makedonya Helsinki Komitesi de gönderiye tepki göstererek bu “Nefret söylemini” şiddetle kınamıştır.
İkinci vaka ise Bulgaristan’ın Avrupa Birliği müzakerelerin başlatılmasının veto etmesine yanıt olarak sosyal medyadaki yoğun “Nefret söylemleridir”. Bunların yanısıra malesef bir çok “Nefret söylemi” içeren metinler de var. Bunların tanınması, kaydedilmesi, yetkili makamlara bildirilmesi ve mahkemeye sevk edilmesi sadece Devlet kurumlarının değil, her vatandaşın görevidir. Malesef edindiğim bilgilere göre bir elinizde sayılacak kadar “Nefret söylemlerin” yargılanması üzücüdür. Hele hele etrafımızda savaş rüzgarları estiği bir dönemde.
Bu vesileyle bu olgunun yakıtı olan medyalar (hangisi olursa olsun) ve özellikle ayrımcı, ötekileştiren ve hedef gösteren bir dil kullanan medyaları yetkili kurumlar tarafından denetleneceğine, gereken önlemlerin alınacağına ve yasal işlemlerin hızlandırılacağına inanarak hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Kenan Hasip Kuzey Makedonya

İlgili Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.