Şimdi yükleniyor

Alex Vatanka: ABD-İran Çıkmazında Umman’ın Arabuluculuğu

Maskat’ın Arabuluculuğu: Sessiz Diplomasi Artık Yetmez

Maskat’ın görüşmelere aracılık etmesi, bölgeye geçmişte birden fazla kez somut fayda sağladı. Bugün ise Umman’ın, İran’ı anlamlı tavizler vermeye ikna etmek ve olası bir çatışmayı önlemek için daha aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor.

Yıllar boyunca Umman’ın sessiz diplomasisi Körfez genelinde şüpheyle karşılandı. Maskat’ın, özellikle gerilim dönemlerinde Tahran’la açık iletişim kanallarını koruma ısrarı, onu Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) içinde zaman zaman yalnızlaştırdı. Bazı ortaklar Umman’ı saf, bazıları aşırı bağımsız, bazıları ise tarafsızlığının İran üzerindeki kolektif baskıyı zayıflattığını düşündü. Ancak Körfez monarşilerinin bugün Beyaz Saray’a, Maskat’ta İran’la görüşmelerin sürmesi için baskı yapmasıyla bu algı köklü biçimde değişti.

Ocak 2026 itibarıyla Körfez başkentlerinin çoğu, Umman arabuluculuğunun yalnızca değerini değil, zorunluluğunu da kabul etmiş durumda. Değişmeyen ise tehlikenin büyüklüğü ve Umman’ın artık sadece mesaj taşımanın ötesine geçmesi gerektiği gerçeği. Maskat, İran’ı bölgeyi savaşa sürükleyebilecek politikalarını yeniden gözden geçirmeye daha güçlü biçimde zorlamalıdır.

Körfez’deki zihniyet değişimi, Ocak ortasında Tahran’ın ülke çapındaki protestoları sert biçimde bastırmasıyla ve ABD’nin İran’a yönelik bir saldırı ihtimalinin artmasıyla belirginleşti. 15 Ocak 2026’da üst düzey bir Suudi yetkili, Suudi Arabistan, Katar ve Umman’ın Başkan Donald Trump’ı askeri müdahaleden vazgeçirmeye ve İran’a gerilimi düşürme fırsatı tanımaya yönelik “son dakika” diplomatik çabalara öncülük ettiğini doğruladı. Bu girişimler sembolik değildi: ABD personeli Katar’daki El-Udeid Hava Üssü’nden geçici olarak çekildi, elçilikler güvenlik uyarıları yayımladı ve Körfez liderleri kontrolsüz bir bölgesel savaşı önlemeye çalıştı.

Bu tablo, Umman diplomasisinden faydalanan devletlerin refleksi değil; ABD–İran savaşının Körfez için de yıkıcı olacağını artık net biçimde gören hükümetlerin davranışıydı. Petrol piyasalarının sarsılması, yatırımcı güveninin çökmesi ve İran misillemesinin Körfez topraklarını hedef alması güçlü ihtimallerdi. 2019’da Suudi petrol tesislerine yönelik saldırı ve 12 günlük İsrail–İran savaşı sonrasında İran’ın Haziran 2025’te El-Udeid’e saldırısı, tırmanmanın ne kadar hızlı kontrolden çıkabileceğini hatırlattı.

Ocak 2026’ya gelindiğinde, İran’ın en sert bölgesel rakibi olan Suudi Arabistan dahi artık engelleyici bir aktör gibi değil, gerilimi düşürmeye çalışan temkinli bir paydaş gibi davranmaya başladı. Riyad, Doha ve Maskat’ın tartışması, İran’la çatışmaya girilip girilmeyeceğinden ziyade Washington ile Tahran’ın açık bir savaşa sürüklenmesinin nasıl önleneceği üzerine yoğunlaştı. Bu durum, GCC’nin Umman’ın rolüne bakışındaki derin dönüşümü yansıtıyor: Bir zamanlar “yararsız tarafsızlık” olarak görülen yaklaşım, bugün istikrar unsuru olarak kabul ediliyor.

Umman’ın merkezi rolü tesadüf değil. 10 Ocak 2026’da Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, Tahran’da Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile görüştü. Bu ziyaret, geleneksel ABD–İran temas kanallarının tıkandığı ve Trump’ın açıkça askeri müdahale tehdidinde bulunduğu bir dönemde gerçekleşti. Görüşmelerden kısa süre sonra Trump’ın, İran’ın müzakere istediğini açıklaması, mesajların Maskat üzerinden iletildiğine işaret etti.

Bu, Umman için tanıdık bir zemin. 2013’te ABD–İran gizli görüşmelerine ev sahipliği yapan ve 2015 nükleer anlaşmasının yolunu açan ülke Maskat’tı. Mahkûm takasları, kriz mesajları ve geri çekilmenin yaşandığı anlarda diyaloğun sürdürülmesi de Umman’ın sicilinde yer alıyor. Arap analistler bu yaklaşımı “pozitif tarafsızlık” olarak tanımlar: ideolojik yakınlık değil, denge, müdahale etmeme ve diyaloğa dayalı bir devlet aklı.

Ancak bu başarının sınırları da var. Arabuluculuk, taraflar itidalin çıkarlarına hizmet ettiğine inandığında etkili olur. Bugün İran, tırmanmanın tolere edilebilir—hatta faydalı—olduğunu varsayan bir duruş sergiliyor. Yüksek düzey zenginleştirme ısrarı, denetimlerin kısıtlanması ve ABD ile İsrail’i bölgeden uzaklaştırmaya dayalı strateji, ideolojik olarak tutarlı görünse de stratejik olarak kırılgan. Washington ve Kudüs’te artık mevcut olmayan bir risk toleransına dayanıyor ve Körfez’in geniş çaplı bir çatışmada ne kadar savunmasız kalacağını küçümsüyor.

İşte Umman’ın rolünün evrilmesi gereken nokta burası. Sadece mesaj iletmek yeterli değil. Maskat, Tahran’ın uyarıları ciddiye aldığı nadir başkentlerden biri; bu da Umman’a hem etki hem sorumluluk yüklüyor. Aynı güven, şimdi İran’a daha sert bir mesaj iletmek için kullanılmalı: Mevcut gidişat sürdürülebilir değil ve bölge, İran dâhil herkes için yeni bir büyük savaşı kaldıramaz.

Bu mesajın Washington ya da Tel Aviv’den değil, öncelikli kaygısı bölgesel istikrar olan bir Körfez komşusundan gelmesi kritik. İranlı diplomatlar da bunu örtük biçimde kabul ediyor. İran’ın Suudi Arabistan Büyükelçisi, Suudi, Katarlı ve Ummanlı yetkililerle yoğun temasları doğrulayarak, tek bir ülkeyi hedef alan bir çatışmanın bile bölgesel felaket doğuracağı uyarısında bulundu. Tahran diyaloğu, gerilimi frenleyen bir unsur olarak benimsiyor; şimdi diyaloğun aynı zamanda uyum gerektirdiğini kabul etmeye zorlanması gerekiyor.

Uzlaşma alanı hâlâ mevcut. İran’ın riskleri azaltmak için nükleer programından tamamen vazgeçmesi gerekmiyor. En yüksek zenginleştirme seviyelerinden geri adım atmak, IAEA’ya anlamlı erişimi yeniden sağlamak ve bölgesel duruşta itidal sinyali vermek güven inşasına katkı sunabilir. ABD ise anlamlı yaptırım hafifletmesi sağlayabilir ve maksimalist taleplerden kaçınabilir. Bunlar, Umman’ın geçmişte başarıyla aracılık ettiği sınırlı ve pazarlık odaklı adımlardır.

Ancak Maskat yalnızca sessiz bir kolaylaştırıcı olarak kalırsa bu adımların hiçbiri gerçekleşmeyebilir. Bölgesel iklim değişti. GCC, bir zamanlar sorgulanan Umman–İran ilişkilerini artık felakete karşı bir kalkan olarak görüyor. Bu kabul, Umman’a Tahran’da açıkça değil ama kararlı ve özel biçimde konuşmak için daha geniş bir siyasi koruma sağlıyor.

Umman uzun süredir gölgede kalmayı, sonuçları görünür biçimde şekillendirmek yerine perde arkasında etki etmeyi tercih etti. Bu içgüdü yıllarca işe yaradı. Ancak bugün yönlendirme olmadan gizlilik, etkisizliğe dönüşme riski taşıyor. Tehlike artık diplomatik mahcubiyet değil, yanlış hesaplamadan doğacak bir savaş. Maskat, arabuluculuğunun güvenilirliğini korumak ve bölgesini ayakta tutmak istiyorsa, Tahran’daki iyi niyet kredibilitesini yalnızca mesaj taşımak için değil, İran’ın tercihlerini etkilemek için de kullanmalıdır. Umman’ın sessiz rolü her zaman değerliydi; artık sonuç üretmesi gerekiyor.

Yorum gönder