Şimdi yükleniyor

İbrahim Maraş: İslamcılık kime yenildi

İSLAMCILIK; HAYATA, HAKİKATE, AHLÂKA, ADALETE, DAHA DOĞRUSU BİZATİHİ İSLAM’IN KENDİSİNE YENİK DÜŞMÜŞTÜR
İslamcılık tabiri ülkemizde Cumhuriyet inkılapları sonrası yeşermeye başlamış ve yeşil kuşak projesiyle bütün dünyada güçlenmiş bir harekettir. 18. yy’da Hint alt kıtası, Osmanlı ve İdil-Ural’da başlayan uyanış yenileşme ve modernleşme hareketleri İslamcılık hareketiyle asla karıştırılmamalıdır.
İslamcılık tabiri inkılaplar öncesinde kullanılmamıştır. Namık Kemal, Akif ve Gaspıralı için kullanılmasının sebebi ise Türkçülük ile aynı manada Türklerin uyanışı, akılcı bir din anlayışına sahip olması ve devletlerini ayakta tuttuklarından dolayı idi. Bu yüzden Atsız, Akif’in ve Namık Kemal’in ülkülerini dönemin Türkçülüğü olarak görmüştür. Namık Kemal vb.lerinin İslamlaşma ülküsü, çöküşe giden Osmanlıya reçete sunmaktı. Onlar hayali bir ümmetçilik peşinde hiç olmadılar. Çoğunluğu akılcı, birazı da gelenekçiydi.
Hint alt kıtasındaki hareket tam anlamıyla bir dini yenileşme düşüncesi ile başlamış iken, Osmanlı’daki hareket topyekün bir modernleşme ve Türk kimliğine dönüş hareketi olmuştur. Asıl varmak istediği hedefine Cumhuriyet inkılaplarıyla varmıştır. İdil boyundaki ceditçilik ise, hem bir dini düşüncede yenilenme, hem eğitim reformu, hem de milli kimlik, ortak ve sade Türkçecilik ve bağımsızlık hareketidir. Bütün hepsinde ağırlıklı düşünce modernleşme ve Batı’yı kendi değerlerimiz doğrultusunda özümseme idi.
Yani İnkılaplara kadar İslamlaşma taraftarları, Türkçüler ve hatta çoğu Batıcılar aynı ülküye yönelmişlerdi, sadece metotları farklıydı. Neredeyse hepsi faz farkıyla modernleşmeci ve akılcıydı. İnkılaplardan sonra ortaya çıkan İslamcılık ise çoğunlukla gerici ve muhafaza-kâr-dır.
Buna çoğunlukla Türkçü İslamcılar da dâhildir. Yenilikçi görünenleri de tam anlamıyla yenilikçi değil, tepkisel hareketlerle sözde medeniyetçi ve sözde akılcıdır. İslamcılık, sadece Batı karşısında değil, hayatın değişen şartları karşısında zihnen çaresiz kalanların bağırtısından başka bir şey değildir.
Bu öyle bir bağırtıdır ki, devleti, milli kimliği, hayatın bizatihi kendisini yok sayarak mitolojiye ve imancılığa/fideizme sığınır. Ona göre hilafet, İslami ekonomi, İslami siyaset, İslami hukuk…vb. davalar var gibi görünür. Ancak bunlar, altı da üstü boş olan havada davalardır. İslamcılığın yaşadığı şey, tam bir zihin bölünmesidir. İslam’da din ve dünya ayrımı olmadığı halde buna inanırlar. Onlar için laiklik, demokrasi bir yel değirmenidir. Adalet, hak, hukuk ve hakikat sadece kendileri için söz konusudur. Kendi çocuklarına bile anlatamadıkları davaları için her şey caizdir.
İnkılaplar sonrasında İslamcı olmayıp Müslüman kalarak modernleşmeyi savunan aydınlar olmadı mı? Elbette oldu. Erol Güngör bunların başında gelir ama o, hayali bir ümmetçi değil gerçek bir Müslüman ve hakiki bir Türkçüydü. Devlet ve millet kaygısı vardı. Aynı dönemde birçok İlahiyatçı aydın da Müslüman kalarak modernleşmeyi ve gerçek anlamda İslam’ın ne olduğunu ortaya koymaya çalıştı. Ancak bunlar her zaman İslamcıların hedefinde oldu ve dışlandı. Son çeyrek asırda ise tamamen etkileri sıfırlanmaya başladı.
Bu böyle elbette devam etmeyecekti. Nitekim artık İslamcılık; hayata, hakikate, ahlâka, adalete, daha doğrusu bizatihi İslam’ın kendisine yenik düştü. İslamcıların savunduğu din dili ile artık gidecek hiçbir yer kalmadı. Muhtemelen tamamen savrulup yeniden İslamlaşacağız.
İbrahim Maraş

Yorum gönder