ASTARHAN HANLIĞI (1502-1556)

С чего начинались «Сатана» и «Сармат»

İsrail eski istihbarat başkanı: Türkiye Ortadoğu’nun en güçlü ülkesi

Փաշինյան-Ալիեւ «մենամարտը». ինչ կատարվեց Մյունխենում

İbrahim Maraş: İLAHİ VAHYİN TABİATI HAKKINDA NOTLAR

Gündem 3 Aralık 2020
364

Mustafa Öztürk’ün vahyin tabiatı ilgili görüşleri 2018’in Kasım-Aralık aylarında da gündeme gelmişti. O zaman da linç edilmiş ve piyasadaki vaizlerin din diye pazarladıkları saçmalıklara karışmayan Diyanet Din İşleri Yüksek Kurulu, olaya müdahaleye kalkarak yuvarlak bir açıklama yapmış ve Kur’an, lafız ve mana ile nazil olmuştur, dedi. Hâlbuki Diyanet’in açıklaması da, yanlış anlaşılabilir ve selefi bir algıya dönüştürülebilir bir açıklamaydı. Akaid eserlerindeki (Batıni-Sünni farketmeden) ortak kabul, Yüce Allah’ın harf ve seslerden münezzeh olmasıdır. Dolayısıyla Maturidiler ve Eşariler, Yüce Allah’ın harf ve seslerden oluşmayan kadim bir Kelam ile konuştuğunu kabul ederler. Hatta Maturidiler, bu Kelam’ın işitilmesinin de imkânsız olduğunu da belirtirler. Eşariler ise işitilmesinin mümkün olduğunu iddia ederler, ama bunu açıklayamazlar. Bu yorumlar vahyin anlaşılması açısından güzel yorumlardır, ancak yeterince açıklamalı değildir. Yani Peygamberimiz Melekut âlemi ile mülaki elbette olmuştur, ama bu karşılaşma sesle, işitmeyle, harfle olmamıştır. Öztürk’ün yorumu buradan hareketle değerlendirilebilir. O halde Öztürk’ü zındıklıkla suçlayanların önce Ehl-i Sünnet’in mevcut bu kabullerinin ne anlama geldiğini açıklamaları gereklidir. Ancak Öztürk, bu noktadan sonraki yorumunda, bize göre, yanılmakta ve Batınilerle benzer bir şeyi söylemektedir. Ona göre Kur’an, Peygamberimiz tarafından harf ve sese büründürülmüştür. Nitekim Batıniler de, harf ve sesten münezzeh olma özelliğinden yola çıkarak vahyin Peygamberimize okuduğumuz lafızlarla inmediğini söylemişlerdir. Selefiler ise harf ve seslerden oluşan okuduğumuz Kur’an Vahyi’nin bu şekliyle kadim ve ezeli olduğunu iddia etmişlerdir. Bu anlayış da teşbihe ve Arapça’nın ilahiliğini savunmaya yol açar, tevilin önünü kapatır ve tamamıyla yanlıştır.
Maturidi ve Eşarilerin belirli bir noktaya kadar tartıştığı İlahi Vahyin tabiatı meselesini İslam filozofları ve sufiler de ele almıştır. Piyasada videoları dolaşan meşhur bazı tasavvuf akademisyenlerinin ve bazı tarikatların vahyi ilhamla karıştıran görüşü ile klasik sufiliği bir tutmamak gereklidir. Bugünküler vahyi, kendinden kendine vahiy gibi her tarafa çekilebilecek anlamlarda yorumlarlar. Hâlbuki klasik sufiler ve filozoflar, vahyin Cebrail (a.s.) aracılığı ile (burada melek kavramının soyutluğunu, ses ve sözle, işitmeyle olmayacağını unutmayın) Peygamberimizin zihnine yazdırıldığını savunurlar. Peygamberimiz (s.a.v)’in buna hiçbir iradi müdahalesi yoktur. Sadece Arap olması, Arapça konuşan bir zihne sahip olması alışın niteliğini belirlemiştir. Buna göre İlahi Vahyin mana yönünden tabiatı devam etmekle birlikte, yaratılmış, yani Levh-i Mahfuz’dan dünyevi evrene (oluş bozuluş evreni) inmiştir. Bundan sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve bizlere düşen bu lafızlardaki İlahi muradı anlamaya çalışıp tevil etmektir. Her tevil de kaçınılmaz olarak insani, yani zamansal ve mekânsaldır. İmam Maturidi, bütün bu anlama çabalarına yönelik tevillere kavrayış vahyi adını vermektedir. Yani o da, filozoflar ve sufiler gibi, her insanın bilgi edinme eyleminin esasta insan aklının bir çabasıyla beraber, metafizik yönüne atıfta bulunmak için bunu kullanmaktadır. Çünkü vahyin bir somut ve dar anlamda Peygamberlere melekler aracılığıyla insani müdahale olmadan harf ve sese bürünerek gelmesi söz konusudur, bir de bu somut vahiy ile asla karıştırılmaması gereken bilgisel bütün kazanımlardaki etkili olan ilham boyutuyla gelmesi söz konusudur. Bu ikinci anlamda vahiy, balarısına vahyedilmesi türünden geniş anlamda bir vahiydir. Türkiye’de ilmin tek hakikatçi ahlaksız, küfürbaz cahil yobazların tasallutundan kurtulması ve Marmara Üniversitesi’nin ilmin haysiyetini koruyan bir açıklama yapması ümidimizi koruyoruz. Allah, en doğrusunu bilir.

Prof Dr İbrahim Maraş

Yorumlar