Mustafa Hajibeyli: Baydenin gahgirliyi

YUNANİSTAN’IN 25 MART MİT’İ

Nesrin Sipahi Kıratlı: BULGARİSTAN’ da Face”book” KOMUNİZMİ ve MİLLİ FECEAT

Kürtler Türkiye’nin öncü güçleri!

Hüda Huseyni: ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi Pakistan’da korku niçin yayıyor

Gündem 23 Temmuz 2021
67
MAKEDONYA'DA SINAVSIZ ÜNİVERSİTE

Taliban Hareketi’nin üç heyeti aynı anda Rusya, İran ve Katar’daydı. Bunlardan en önemlisi, Afganistan hükümetinin Abdullah Abdullah başkanlığındaki heyetiyle toplantılar yapan Katar’daki heyetti. Taliban özellikle şeriata aykırı olduğu gerekçesiyle seçim yapmayı kesin bir şekilde reddetmesi ile ilgili olarak ne istediğini açıklamadan toplantıları sonlandırarak görüşmelerin haftalar veya aylar sonra bir sonuca ulaşabileceğini söyledi. İran’da ise Muhammed Cevad Zarif, ülkesi ile Afganistan arasında parlak bir geleceğin olmasını memnuniyetle karşılarken Büyük Ayetullah Lütfullah Safi Gülpayegani, hükümetini şeytani ve cani yapısını cümle alemin bildiği bir terör grubuna güvenmemesi konusunda uyardı.

ABD Başkanı Joe Biden’in ülkesinin Afganistan’dan çekilmesinin 31 Ağustos’a kadar tamamlanacağını duyurmasıyla birlikte Afganistan’daki son oyun ciddi bir şekilde başladı. Afganistan Talibanı, ABD güçlerinin ülkeden çekilmesinin hükümet ve düzenli kuvvetler üzerinde yarattığı hayal kırıklığı hissinden yararlandı ve kontrol bölgesini genişletmek için iyi bir şekilde planlanmış saldırılar düzenleyerek rakiplerinin elinden liderliği aldı. Her gün, Afganistan’ın farklı yerlerindeki bölgelerin Taliban’ın eline düştüğüne dair haberler geliyor. Çoğu zaman Afganistan hükümeti güçleri büyük bir direniş göstermeden teslim oldu. Taliban’ın Afganistan hükümeti güçlerine karşı kolay bir şekilde zafer kazanmasına bakılırsa, Kabil rejiminin günlerinin sayılı olduğu söylenebilir.

Ağır can ve mal kaybına rağmen ABD’nin Afganistan’daki askeri macerasının başarısızlığa uğraması, ABD’nin ülkeyi işgal etmesinin gerekçeleri ve izlediği stratejiye ilişkin önemli birtakım soruları gündeme getirdi. Geriye dönüp bakıldığında, işgalin 11 Eylül 2001 saldırılarının teröristlerine bir tepki niteliğinde olduğu aşikâr. Ancak o zamanlar El-Kaide’yi işlediği suçlardan dolayı cezalandırmak için başka yolların da var olduğu söylenebilir. Brown Üniversitesi’ndeki “Cost of War” (Savaşın Maliyeti) projesine göre ABD’ye yapılan 11 Eylül saldırıları, ABD ve müttefik güçlerden 3 bin 500’den fazla askerin ölümü, 47 binden fazla Afgan sivilin ve en az 66 bin Afgan askerinin ölümü ve 2,7 milyondan fazla Afgan’ın yerinden edilmesi ile sonuçlanan yaklaşık 20 yıllık bir savaşa sebep oldu.

Kıdemli ABD’li savaşçı Jason Lilley pazartesi günü Reuters haber ajansına verdiği demeçte Afganistan’da dökülen kanın boşa gittiğini söyleyerek “Yüzde yüz savaşı kaybettik” dedi.

Sonuç olarak, ABD liderliğindeki batının Afganistan’a dayattığı hükümet rejimi, Afgan toplumunda kök salmakta ve halkının, özellikle de kırsal kesimde yaşayanların kalbini ve aklını kazanmakta başarısız oldu. Her şeyden önce Kabil’deki hükümet, alnında işgalci bir güç tarafından Afganistan’a dayatıldığı şeklinde bir utanç lekesi taşıyordu. Afganistan tarihini biraz bilen herhangi biri, böyle bir hükümetin yabancı askerin desteğinin çekilmesi ile uzun süre ayakta kalamayacağını tahmin edebilir. Afganistan’da şu anda yaşanan şey tam olarak bu. Birçok ABD’li Afganistan savaşını Vietnam savaşı ile karşılaştırıyor. Her iki savaşın da net bir hedefinin olmadığını ve her iki ülkede de askeri üniforma giymeyen şiddetli bir düşmana karşı verilen mücadeleye birçok ABD başkanının eşlik ettiğini söylüyorlar. Pek çok ABD’li, tarihçilerin Afganistan’a neden “imparatorluklar mezarlığı” dediğini anlayacak şekilde büyüdü.

İngiltere 19’uncu yüzyılda Afganistan’ı iki kez işgal etti ve 1842 yılında en kötü askeri yenilgilerinden birini orada yaşadı. Sovyetler Birliği 1979 yılından 1989’a kadar Afganistan’ı işgal etti ve 15 bin askerinin öldürülmesi ve on binlercesinin de yaralanmasının ardından geri çekildi. Ancak başka ABD’lilerin savaş hakkında farklı değerlendirmeleri var. Nitekim onlara göre savaş, 2011 yılında El-Kaide lideri Usame bin Ladin’in Pakistan’da öldürülmesine ve kadın haklarında iyileşme olmasına yol açtı.

Burada Pakistan’ın endişesi devreye giriyor. Afganistan haritasına baktığımızda, güney ve doğu sınırları boyunca Pakistan ile yaklaşık 2 bin 400 kilometrelik bir sınırını paylaştığını görürüz. Ancak birinden söz ederken diğerinden bahsetmemek zor. ABD’nin Afganistan’daki savaşı pek çok kez Pakistan’la çakıştı. Taliban güçleri Pakistan’dan gidiş geliş yapıyor. Pakistan’ın kendisi Taliban’ın cani versiyonuna sahip. Ayrıca Usame bin Ladin öldürülmeden sınırı geçmişti.

ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi Pakistan’ı da etkileyecek. ABD güçleri Afganistan’dan fiilen çıkmış durumda. ABD ile müttefik olan hükümet çöküşte. Taliban, Afganistan ile Pakistan arasındaki büyük sınır kapısı ve İran’a açılan sınır kapısı da dahil olmak üzere daha pek çok toprağı ele geçirdi. İran ve Türkiye’nin nüfuz ve ekonomik kazanımlar için Afganistan ile ilgilendiği doğru. Ancak Afganistan’da barış sürecinin bozulması ve istikrarsızlığın devam etmesi Pakistan’ı birden fazla şekilde etkiliyor. Pakistan tarihsel olarak acı çekti ve muhtemelen Afganistan’dan sonra en ağır bedeli ödedi. Nitekim Pakistan bu savaşta 70 bin can kaybının yanı sıra yaklaşık 150 milyar dolarını kaybetti. Pakistan şu anki durumu büyük bir endişeyle takip ediyor. Birçok ülkenin fazlaca enerji harcadığı barış sürecinin desteklendiğinden ve bu son istikrarsızlığın etkin bir şekilde ele alındığından emin olmak istiyor.

Şu anda yapılan konuşmalar, Afganistan hükümeti ile Taliban arasındaki barış süreci etrafında dönüyor. Taliban 20 yıldır hükümete karşı isyan halinde ve daha önce ülkeyi kontrol ediyordu. Pakistan Taliban Hareketi’ni destekleme boyutuna ilişkin iddiaları reddetse de farklı şekillerde hareketle ilişkilendirildi. Özellikle de ünlü Pakistan İstihbarat Servisi (ISI) ile Taliban arasında bağlantılar mevcut. Ancak Taliban’ın kazanması Pakistan’ın lehine mi? Hayır. Geçen hafta Özbekistan’ın Taşkent şehrinde bulunan Pakistan Başbakanı İmran Han çok net bir şekilde tercih ettikleri bir tarafın olmadığını söyledi. Han yaptığı açıklamanın devamında “Afganistan halkı tarafından kabul edilen, Pakistan tarafından da kabul edilmiş sayılır. Taliban’ı askeri bir zafer kazanmak için baskı yapmaktan kaçınmaya çağırdık. Bence Afganistan hükümetinin de esneklik göstermesinin zamanı geldi” ifadelerini kullandı.

Pakistan, Afganistan’da topyekûn bir iç savaş çıkmasını ve kan dökülmesini engellemek için çeşitli Afgan grupları arasında barışçıl bir çözüm bulunması çağrısında bulundu. Nitekim böyle bir savaş çıkmasının Pakistan’ın güvenliği ve ekonomik refahının yanı sıra bölgesel barış üzerinde de ciddi olumsuz etkileri olur. Ancak, ABD ordusunun geri çekilmesinin ve durumun kendi lehine dönmesinin ardından askeri bir zafer kazanacağını düşünen Taliban’ın, kendi şartları yerine getirilmeden böyle bir anlaşmaya varması pek olası değil. Taliban’ın yakında duyurmayı düşündüğü barış planı, Kabil hükümetinin barışçıl bir şekilde teslim olması için -atasözünde olduğu gibi- “incir yaprağı verecek”. Dolayısıyla, Pakistan’ın kendisini çok da uzak olmayan bir gelecekte Taliban’a veya Taliban’ın kontrol ettiği bir hükümete hazırlaması akıllıca olur. Pakistan, başkent İslamabad’da bir barış konferansına ev sahipliği yapıyor. Söz konusu konferans Pakistan’ın, barış sürecini kolaylaştırmak için var gücüyle çalıştığı girişimlerin bir parçasını oluşturuyor. Nitekim Biden Afganistan’daki savaşın kazanılamayacağını söylerken haklıydı. Görünen o ki, Pakistan Afganistan’da barışın hala sağlanabileceğine canı gönülden inanıyor ve barış sürecine odaklanmanın ABD’nin terörle mücadele etmek için yapabileceği en iyi yatırım olacağını düşünüyor. Taliban’ın 1996-2001 yılları arasında Afganistan’ı yönetirken yaptığı korkunç hatalardan ders çıkarmış olması ve iç ve dış politikada ılımlı davranmasının kendi yararına olduğunu anlamış olması umuluyor. Ulusal düzeyde, Taliban’ın hükümetini kurarken, geniş tabanlı ve sürdürülebilir olması için Afganistan’ın diğer partilerinin ve gruplarının çabalarını tek bir çatı altında toplamaya çalışması gerekiyor. Ayrıca uluslararası topluma, hiçbir terör grubunun Afganistan topraklarından başka bir ülkeye karşı faaliyet göstermesine müsaade etmeyeceğine dair güvence vermesi lazım. Taliban’ın insan hakları ve kızların eğitimi gibi meselelerde bu tür güvenceler verip esneklik göstermesi, dış güçlerin endişelerini gidermeye ve iç muhalefeti sakinleştirmeye yardımcı olacaktır.

Bununla birlikte İngiliz askerlerinin beklediği gibi iç savaş çıkma ve Taliban’ın kazanma olasılığının yüksek olması dolayısıyla, İslamabad başka bir mülteci dalgasıyla karşılaşmaya hazır olmalı. Mültecilerin sadece Pakistan’a akın ettiğini değil, bilakis yakın çevredeki diğer ülkelere sığındığını ve ardından Avrupa’ya ve dünyanın geri kalanına yayıldığını göreceğiz.

Kaç insan, kim için toprağından edilecek?

Hüda Huseyni
Lübnanlı gazeteci-yazar ve siyasi analist

Yorumlar