Çin Amerika’dan önce Rusya’ya saldırır mı?

Rusya, NATO ve S-400 Füze Sistemi

Türkiyə Mərkəzi Asiyada öz nüfuzunu artırır…

КАРТ-БЛАНШ. КТО БЫЛ ЗАКАЗЧИКОМ ПРЕСТУПЛЕНИЯ

ASIL TEHTİT GİZLENİYOR

Gündem 2 Haziran 2020
225

İnsanoğlu yeni bir dönemin başlangıcında mı? Aslında herkes bu soruya cevap arıyor. 2020 yılında art arda meydana gelen olaylar, insanoğlunu ister istemez bu soruya yöneltti. Küresel boyutta etkileri hissedilen Cov-19 pandemisi ve bununla bağlantılı olarak meydana gelen problemler bir takım atılımların yapıldığı hususundaki tezi kuvvetlendiriyor.
Konu ile ilgili aylardır konuşuluyor ve hala tam manası ile bir çözüme varılabilmiş değil. Çözümden öte henüz sorunun tam kaynağı tespit edilebilmiş değil. Konu ile ilgili olarak üzerinde en fazla durulan husus tek dünya düzeni ve insanlığın tek tip bir model etrafında toplanması. Bu süreçte de modern çağın en büyük devleti olan Amerika Birleşik Devletleri kurban seçilmiş gibi gözükmektedir. Bilişim çağı olarak adlandırdığımız dönemimiz şüphesiz ki hala orta çağ seviyesinde kurumlarla idare edilmekte ve bu durumda ister istemez birçok sıkıntıyı beraberinde getirmektedir. Nasıl ki sanayi inkılabı ile birlikte antik çağ devlet modeli ortadan kaldırılmışsa bilişim çağı da hala devam etmekte olan Orta Çağ devlet modelini ortadan kaldıracaktır.
Sanayi inkılabına kadar özellikle Batı Avrupa ve dünyanın geri kalanı Antik Yunan, İskender ve Roma Uygarlığının oluşturduğu modeli yaşıyordu. Kurumsal ahlak, ticari kavramlar ve toplumsal seviye antik çağ kurumlarının oluşturduğu kurallar çevresinde ilerlemekteydi. 19. Yy la kadar Avrupa devletleri hala kendi aralarında Roma imparatorluğunun vasiliği konusunda kavga ederken Asya başta olmak üzere dünyanın değişik coğrafyalarında kurulan devletler kendi tarihlerindeki ihtişamlı günlere dönme hayalindeydiler.
Kavimler göçü insanlık tarihi açısından bu noktada çok önemli bir görev üstlenmektedir. İnsanlığın yüzyıllardır içinde yaşadığı ancak anlamlandıramadığı doğu- batı mücadelesinde farklı bir kırılma noktasıydı. Milletleri coğrafyalarından oynatarak insanlık tarihinin yeniden şekilleneceği coğrafyadaki insanları kaynaştırmış ve orta çağ sisteminin temelini oluşturmuştur. Antik çağ kurumları şekil değiştirerek insan etkeni dışında gelişen bu değişime karşı ayakta kalmayı başarmışlardı. Şekil değiştirmişti diyorum çünkü insanoğlunun üretim modelinde bir farklılaşma gerçekleşmemiş sadece kurumsal yapısında çeşitli değişiklikler gözlemlenmiştir. İnsanlığın tarımsal hayata geçtiği dönem asıl kırılma noktası olarak değerlendirilebilir. Bu süreç Sanayi inkılabına kadar devam etmiş ve sanayi inkılabında yeni bir kırılma gerçekleşmiştir. Bu iki devir arasında geçen dönemde yaşanan her şey şekil değiştirerek varlığını devam ettirmiştir.
Peki, bilişim çağı olarak değerlendireceğimiz günümüzde insanlık için 3. Kırılma noktası gerçekleşir mi? burada asıl cevaplanması gereken soru budur. Ortaya çıkan küresel bir salgın ve akabinde meydana gelen ekonomik, politik ve sosyal buhranlar olası yaşanabilecek durumlardır. Biliyoruz ki günümüzde şirketler artık devletlerin yerini almaya ve bu uğurda her şeyi yapabilecek kadar da ileri gitmeye hazır olduklarını göstermektedir. Ancak bu değişim bir kabuk değişikliği mi olacak yoksa kökten bir kırılmayı mı tetikleyecek. Özellikle son 2 haftadır Asya coğrafyasında yaşanan bazı gelişmeleri yakından takip ediyorum. Küresel çapta güç sahipleri bütün güçleri ile ellerindeki bütün senaryoları ortaya koyarak Antik çağın sonunu getiren Kavimler Göçü benzeri hamleleri planlamaktalar.
Yoksa aylardır evlerine kapatılan, işsizlik ve açlık karşısında yaşam mücadelesi veren Amerikan vatandaşlarının birkaç bina yakması ile bu düzen değişmez. Bu gayet normal bir süreçtir. Amerikan topraklarında yıllardır siyahi vatandaşlar öldürülüyor. Siyahi vatandaşların köle gemileri ile dünyanın değişik yerlerinde satılmasının yasaklandığı tarih çok eski bir tarih değil. Öte yandan Amerikalıların Amerikan vatandaşı olmayanlara karşı “ ölsünler” tutumu gözümüzün önündeki Suriye ve Irakta hala yaşanmaktadır. Bu eylemlerin diğer dünya ülkelerine de sıçrayacağı aşikârdır. Ancak, insanlık için büyük kırılmalara sebebiyet verir mi burası şüphelidir. Yoksa bu planların altında yatan asıl sebep aslında daha büyük bir hamleyi hazırlamak için zaman kazanmak mı? Hindistan ve Çin arasında yaşanan son gelişmeler bu noktada beni tedirgin ediyor. Güneş her zaman doğudan doğduğuna göre, bir düşünün bakalım 400 milyon Asyalının yerinden kalkıp başka coğrafyalara göçü mü insanlık tarihini değiştirir, yoksa her asırda yaşanan virüs tehlikesi mi? Bunun cevabını da siz verin.

Serhat Doğan

Yorumlar