Güç Gösterisi mi, Pazarlık Dili mi?
Güç Gösterisi mi, Pazarlık Dili mi?
Trump’ın “En Büyük ve En Güçlü Gemiler” Söylemi Ne Anlama Geliyor?
Donald Trump’ın “dünyanın en büyük ve en güçlü gemileri İran açıklarında” açıklaması, askeri bir hazırlıktan çok müzakereyi sertleştiren klasik bir baskı dili olarak okunmalı. Trump, hem İran’a hem de küresel kamuoyuna ABD’nin caydırıcılık kapasitesini hatırlatırken, aynı anda “anlaşma” vurgusunu koruyor. Bu ikili söylem, Trump diplomasisinin temel karakteri: önce tehdit, ardından pazarlık.
İran cephesinde ise tek sesli bir yapıdan söz etmek giderek zorlaşıyor. İsrail kaynaklarının da işaret ettiği üzere, Dini Lider Ali Hamaney uzlaşmaya kapalı, sert bir çizgiyi temsil ederken; sistem içindeki bazı aktörler, özellikle ekonomik baskıların sürdürülemez hale gelmesi nedeniyle kontrollü bir uzlaşma arayışında. Bu durum, Washington’un manevra alanını genişletiyor.
İsrail’in Asıl Endişesi: Eksik Bir Anlaşma
İsrail açısından sorun, ABD ile İran arasında bir anlaşma ihtimalinin kendisi değil; bu anlaşmanın kapsamı. Tel Aviv, Trump yönetiminin yalnızca nükleer programı sınırlayan, ancak İran’ın balistik füze kapasitesini ve bölgesel vekil ağlarını dışarıda bırakan bir uzlaşıya razı olmasından kaygı duyuyor. CNN’in aktardığı üzere Tahran’ın balistik füzeler konusunda taviz vermeyi reddetmesi, bu endişeyi daha da derinleştiriyor.
Bu noktada İsrail’in Washington’la yaşadığı sorun askeri değil, stratejik şeffaflık sorunu. ABD’nin karar alma süreçlerinde İsrail’i tam olarak bilgilendirmemesi, Tel Aviv’de “oyun dışında kalıyoruz” algısını güçlendiriyor.
Pentagon’un Hamlesi: Savaşa Hazırlık mı, Caydırıcılık mı?
Wall Street Journal’ın aktardığı ek THAAD ve Patriot konuşlandırmaları, doğrudan bir saldırı hazırlığından ziyade çok katmanlı savunma mimarisinin tahkimi anlamına geliyor. ABD, İran’la doğrudan bir savaştan kaçınırken; İsrail’i, Körfez müttefiklerini ve kendi askerlerini koruma altına almayı hedefliyor. Bu, Washington’un “kontrollü gerilim” stratejisiyle uyumlu.
İran’ın Cevabı: Boğazlar Üzerinden Tehdit
İranlı yetkililerin Hürmüz ve Bab el-Mendeb boğazlarını gündeme getirmesi ise askeri değil, jeoekonomik bir tehdit. Tahran, doğrudan ABD donanmasına meydan okumaktan ziyade, küresel enerji ve ticaret akışlarını riske sokabilecek bir kartı masada tutuyor. Bu söylem, fiili bir hamleden çok maliyet hatırlatması niteliğinde.
Sonuç: Savaş Eşiği Değil, Pazarlık Tavanı
Ortaya çıkan tablo, tarafların savaşa hazırlandığı değil; savaş ihtimalini pazarlıkta azami baskı unsuru olarak kullandığı bir süreci gösteriyor. Trump’ın gemileri, Hamaney’in sert söylemi, İsrail’in huzursuzluğu ve Pentagon’un savunma konuşlandırmaları aynı denklemin parçaları.
Bu aşamada en olası senaryo, yüksek tansiyonlu bir sürecin ardından sınırlı ve eksik bir uzlaşı. Ancak bu uzlaşı, ne İsrail’i tam anlamıyla rahatlatacak ne de İran içindeki sert kanadı ikna edecek. Dolayısıyla gerilim düşse bile, dosya kapanmış olmayacak.



Yorum gönder