Şimdi yükleniyor

Zhanat Momynkulov: ANAYASA’NIN AMACI – İktidarı İSTİKRARA KAVUŞTURMAK mı, yoksa demokrasiyi KISITLAMAK mı?

Kapalı bir ortamda aceleyle doğan Anayasa taslağı (iktidar muhtemelen bu kadarını beklemiyordu), toplumda hararetle tartışılıyor. Gelecekteki siyasi rejimin karakterini belirleyecek olan bu temel belge; cumhurbaşkanının yetkilerini genişletiyor, ona anayasal yasa gücünde kararnameler çıkarma hakkı veriyor, Kurultay’ı feshetme ve siyaseti kontrol etme mekanizmaları sağlıyor. Peki, bu durumda “Güçler Ayrılığı” ilkesi zayıflamaz mı? Parlamentonun ve diğer kurumların özerkliği daralabilir mi? Bu durum klasik güçler ayrılığı ilkesini zayıflatır ancak kriz anlarında yönetim verimliliğini ve karar alma hızını artırabilir. Siyaset biliminde bu durum, “iktidarın yeniden merkezileşmesi” mantığına yakındır.
EĞER CUMHURBAŞKANI İHANET EDERSE NE OLACAK? HİÇ CEZALANDIRILMAYACAK MI?
Taslakta 42 ile 51. maddeler tamamen cumhurbaşkanına ayrılmış. Cumhurbaşkanı sadece “vatana ihanet” suçundan sorumlu tutulabiliyor; ancak yolsuzluk, görevi kötüye kullanma, yasadışı kararnameler, baskılar ve yetki aşımı görevden alınması için bir gerekçe sayılmıyor. Cumhurbaşkanını ihanet durumunda bile yargıya taşımak pratikte imkansıza yakın: Bunun için Kurultay üyelerinin en az 1/3’ünün başlatması, çok aşamalı oylamalar, Kurultay’ın kendi soruşturması, Yüksek Mahkeme ve Anayasa Mahkemesi görüşleri ve üyelerin 4/3’ünün onayı gerekiyor. Siyasi olarak bağımlı bir sistemde bu neredeyse imkansızdır. Yani cumhurbaşkanı için hukuki sorumluluktan koruyan çok katmanlı, demirden garantiler kurulmuş.
HALK MECLİSİ VE ELİT SÜZGECİ
İkinci önemli mesele; Kurultay ve atanmışlardan oluşan “Halk Konseyi”, halkın temsilini kağıt üzerinde (de-jure) genişletirken, uygulamada (de-facto) genişletmiyor. Aksine, seçimle oluşacak siyaseti sınırlayan bir elit süzgeci (“bizim çocukları geçirelim”) rolü oynayabilir. Oysa mevcut sistemde resmi siyasi meşruiyet seçimle oluşur. Buradaki çelişki göze çarpıyor.
ÖZEL HUKUKİ REJİM VE TOPRAK MESELESİ
Toplumda en büyük endişeyi yaratan konu, bazı bölge ve şehirlere “özel hukuki rejim” verme imkanıdır ki bu doğrudan toprak meselesine dayanıyor. Toprağa ilişkin anayasal güvenceler zayıflıyor mu? sorusu pek çok kişiyi tedirgin etti. Toprak, Kazak toplumu için sadece ekonomik bir kaynak değil; ulusal egemenliğin ve tarihi adaletin sembolüdür. Bu meselenin anayasa düzeyinden yasa düzeyine indirilmesi, toplumsal güvene doğrudan gölge düşürüyor. Devletin üniter yapısına zarar vermez mi?
İKTİDARIN SORUMLULUĞU NEREDE?
Ayrıca taslak, vatandaşların görevlerini ve kısıtlamalarını net bir şekilde belirtirken, iktidarın ve memurların anayasal sorumluluğunu açıkça belirlemiyor. Bu, siyasi sistemdeki klasik asimetridir: vatandaş yükümlü, iktidar ise bağımsız ve sorumluluğu belirsiz. Ülkenin doğal zenginlikleri halkındır deniyor ama halk adına memurlar yönetiyor; peki bu zenginliklere el konulması durumunda çözüm yolu gösterilmiyor.
DİL MESELESİ: KURUMSAL BİR “ŞİZOFRENİ”YE Mİ YOL AÇACAK?
Dil meselesinin değişmeden kalması uzun vadeli bir risk taşıyor. 30 yıl önceki toplumsal ve demografik şartlarda kabul edilen dil politikasında bir ilerleme yok. Sosyoloji ve demografi her on yılda bir sıçrama yaparken, Kazak dili hala kendi haklarını yalvararak talep ediyor. Kazak dilinin önümüzdeki 7-10 yıl içinde gerçek ve tam anlamıyla bir devlet diline dönüşmemesi büyük bir problemdir ve patlama yaratır. Anayasal statü ile günlük pratik arasındaki bu uçurum, “bilişsel kopuş” yaratır. Gelecekte dil meselesi hukuk zemininde çözülmezse siyasallaşarak duygusal radikalleşmeye yol açabilir.
RADİKALİZME SET ÇEKİLMELİ – AMA DİNE KARŞI SAVAŞA DÖNÜŞMEMELİ!
Dinle ilgili düzenlemeler radikalizm ve fanatizme karşıysa doğru bir adımdır; ancak bunun “dinle mücadele”ye veya “kızıl kampanyalara” dönüşmemesi sivil toplum açısından hayatidir. 2022’ye kadar Kazak dilli toplumun iç birliği güçlüydü, o zamandan beri kirli bilgi oyunlarıyla toplum içine “dini bölünme” sokuldu. Batı ülkelerinde namaz odaları varken, bizde bazı kurumlarda namaz kılanlara para cezası mı kesilmeye başlandı? “Baş getir denilince saç getirilmesin”. Laikliğin katı formuna kaymak (dindarları baskılamak) iç huzuru bozar ve ülkeyi böler.
SİYASİ ELİT NEDEN BU KADAR ACELE EDİYOR? JEOPOLİTİK BİR BASKI MI VAR?
Milletvekili Bapi, Dugin’in son açıklamalarına atıfta bulunarak tehlikeye dikkat çekmiş. Eğer ona inanırsak, bu hamle jeopolitik belirsizlik ortamında devletin otoritesini yeniden tesis etme çabasıdır. “Can derdine düştüğümüz bu zamanda” iktidarı istikrara kavuşturma adımı mı? Yoksa bu, cumhurbaşkanlığı dikeyini daha da sağlamlaştırmak mı? Resmi söylemde reform; dış riskler ve güvenlik ihtiyacıyla açıklanıyor. Yani demokrasiyi derinleştirmekten ziyade, “önce güvenlik” mantığına dayalı bir anayasacılık (security-first constitutionalism) ön planda. Bu, siyaset biliminde “otoriter dayanıklılık” (authoritarian resilience) olarak tanımlanan mantıktır.
İKTİDARIN TERCİHİ BU, PEKİ TOPLUM NE YAPSIN?
Sonuç olarak; yeni anayasa taslağının kısa vadede elit istikrarını ve yönetimi güçlendirmeyi amaçladığı açıktır. Ancak orta vadede, örneğin başkanlık süresinin sonuna doğru yaklaşıldığında, bu durum temsil ve güven krizini derinleştirebilir. Uzun vadede ise siyasi sistemin esnekliğini düşürebilir ve toplumun siyasete barışçıl uyum sağlama imkanlarını kısıtlayabilir.
Her halükarda, bu anayasa taslağı kabul edilirse, siyasi sistem otoriter istikrar yönünde katı ve sabit bir rejime geçecektir. Yeni proje demokrasiyi genişletmiyor, ancak yönetimi ve güvenliği güçlendiriyor. Kısacası iktidar, jeopolitik riskleri öne sürerek siyasi sistemi sadece istikrara kavuşturmayı değil, aynı zamanda katılaştırmayı seçiyor. Bu benim şahsi fikrimdir.
(Fotoğraflar rastgele seçilmiştir, siyasi elit temsilcileridir. Yazıyla doğrudan ilgisi yoktur. Spoiler.)
Analiz Notu: Bu metin, Kazakistan’daki mevcut anayasa tartışmalarının “güvenlik” ve “otorite” eksenine kaydığını, Kazak milliyetçiliğinin (dil ve toprak üzerinden) bu süreçte nasıl bir endişe taşıdığını çok iyi özetliyor. Hasan Oktay’ın analizlerinde sıkça vurguladığı “bölgesel statüko” ve “rejim güvenliği” konularıyla bu metin birebir örtüşüyor.

Yorum gönder