Türk Dünyasının Doğu Ucunda Yakılan Bir Özgürlük Meşalesi:
Altay Özerklik Hareketinin Öncüsü Grigoriy Çoros-Gurkin
Grigoriy İvanoviç Çoros-Gurkin (1870–1937), Altay Türklerinin Çoros boyuna mensup ressam, etnograf, eğitimci ve siyasi önderdi. 12 Ocak 1870’te, bugün Gorno-Altaysk sınırlarında bulunan Ulala köyünde doğdu. Ünlü Rus ressam İvan Şişkin’in yanında eğitim görerek manzara ressamlığında kendisini geliştirdi. Altay’ın doğasını resmetmenin yanı sıra halkının masallarını, destanlarını, geleneklerini ve kültürel mirasını kayıt altına aldı.
XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Altaylıların topraklarını, ana dillerini, inançlarını ve yerel yönetim haklarını koruma mücadelesine katıldı. 1917 Şubat Devrimi’nin meydana getirdiği siyasi ortam, ona Altay halkının kendi geleceğini belirleyebileceği bir yönetim kurma fırsatı sundu. Gurkin, 1–6 Temmuz 1917’de Biysk’te oluşturulan Altay Dağ Duması’nın başkanlığına seçildi; Mart 1918’de kurulan Karakorum-Altay Bölge İdaresi’nin de başına geçti. Bu yönetim, Altay dilinde eğitimin geliştirilmesini, millî okullar, kütüphaneler ve müzeler açılmasını, yerli halkın toprak ve kültür haklarının güvence altına alınmasını amaçlıyordu.
Gurkin’in siyasi mücadelesinin birinci ve öncelikli hedefi, merkezi Ulala olan Karakorum-Altay Bölgesi’ni kurarak bugünkü Altay Cumhuriyeti topraklarına Rusya içinde millî ve idarî özerklik kazandırmaktı. Böylece Altaylıların kendi yurtlarında kültürel kimliklerini koruyarak yerel yönetime katılmalarını sağlamaya çalışıyordu.
İkinci hedefi ise daha geniş bir Altay–Oyrot birliği meydana getirmekti. Tasarlanan bu siyasi yapı; Rus Altayı’nı, Batı Moğolistan’ı, bugünkü Tuva Cumhuriyeti’ni, Hakasya’yı, Güney Krasnoyarsk’taki Minusinsk bölgesini ve Doğu Türkistan’ın kuzeyindeki Çungarya’yı kapsayacaktı.
Eski Oyrot coğrafyasında yaşayan akraba Sibirya Türk halklarını ortak bir yönetim altında buluşturmayı amaçlayan bu düşünce, İç Savaş’ın yol açtığı karışıklıklar, siyasi baskılar ve Gurkin’in sürgüne gitmek zorunda kalması nedeniyle gerçekleştirilemedi; onun mücadele hayatındaki yarım kalmış büyük hedeflerden biri olarak kaldı.
Karakorum hareketi, Rus İç Savaşı’nın birbirine düşman iki tarafı olan Bolşevikler ile Kolçak yönetiminin kuşkusunu çekti. Kolçak yönetimi, 1918–1920 yıllarında Omsk merkezli faaliyet gösteren ve Beyaz Ordu aracılığıyla Bolşeviklere karşı savaşan bir hükûmetti; ancak Rusya’nın bölünmesine de karşıydı. Bu nedenle Gurkin, Dağlık Altay’ı Rusya’dan ayırmaya çalışmakla suçlanarak 12 Aralık 1918’de tutuklandı ve Biysk Hapishanesi’ne gönderildi. Suçlamayı kanıtlayacak somut bir delil bulunamayınca Nisan 1919’da kefaletle serbest bırakıldı. Yeniden tutuklanmaktan endişe eden Gurkin, aynı yıl ailesiyle Moğolistan’a, 1921’de ise Tuva’ya geçti. Altı yıllık zorunlu ayrılığın ardından 1925’te Altay’a dönerek sanat, eğitim ve kültür çalışmalarını sürdürdü.
Stalin döneminde Sovyet makamları, Gurkin’in geçmişte savunduğu özerklik ve birlik fikirlerini SSCB’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden Pantürkist bir hareket ve Türkçülüğün yayılması olarak yorumladı. Karakorum yönetimindeki faaliyetleri, kendisine yöneltilen karşıdevrimci milliyetçilik suçlamalarının temel dayanağı hâline getirildi. Gurkin, 12 Haziran 1937’de NKVD (SSCB İçişleri Halk Komiserliği) tarafından tutuklandı. Dosyası, NKVD troykasında (Stalin döneminde siyasî davaları hızla karara bağlayan üç kişilik olağanüstü karar kurulu) incelendi. Açık ve olağan bir mahkeme süreci yürütülmeden 4 Ekim 1937’de ölüm cezasına çarptırıldı; hüküm 11 Ekim 1937’de kurşuna dizilerek uygulandı. Gurkin öldürüldüğünde 67 yaşındaydı.
Hakkındaki suçlamaların dayanaksız olduğu daha sonra resmen kabul edildi ve 1956’da itibarı iade edildi. Günümüzde Çoros-Gurkin, yalnızca Altay resim sanatının kurucu isimlerinden biri değil, Altay Türklerinin kültürel uyanışının, millî iradesinin ve kendi kimliğiyle yaşama arzusunun simgesi olarak anılmaktadır.
Sanatçının en tanınmış eserleri arasında Han Altay, Dağ Ruhları Gölü, Şaman Ayini ve Katun’un Tacı yer alır. Gurkin bu tablolarda Altay doğasını sıradan bir manzara olarak değil, kutsal, canlı ve ruh taşıyan bir varlık şeklinde tasvir etmiştir. Özellikle Han Altay, Altay halkının yurdunu, millî kimliğini ve koruyucu ruhunu temsil eden simgesel bir eser kabul edilir.
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Gencehan Tunay

