Fuad Gahramanlı: ABD’nin Maduro’yu Yakalaması Diğer Diktatörleri Etkileyecek mi?
Peki ya Azerbaycan iktidarı için durum ne? Bir “gece gelen dev” tehlikesi var mı?
Venezuela’da Maduro’nun ABD tarafından “Gece Yarısı Çekici” operasyonuyla ele geçirilmesi, diktatörlerin gücü üzerine kurgulanmış efsaneye ağır bir darbe indirdi. Maduro’nun tek bir kayıp bile verilmeden kolayca tutuklanıp götürülmesi, gerçek bir güç karşısında hiç kimsenin diktatörlere ve onların iktidarına sadık kalmadığını gösterdi. Elbette, Maduro’nun bu şekilde tutuklanmasını hiçbir durumda Trump’ın Venezuela’ya demokrasi getirme arzusu olarak sunma niyetinde değiliz.
Açıkça görülüyor ki ABD, bizzat Trump’ın da ifade ettiği gibi, Batı Yarımküre’deki çıkarlarını korumak için bu adımı attı. Ancak ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda attığı bu adım, yıllardır Maduro diktatörlüğüne gücü yetmeyen, onun baskıcı ve yozlaşmış yönetimi altında ezilen Venezuela halkına zulüm ve istibdattan kurtulma imkânı verdi; bu gerçeği kabul etmek gerekir.
Maduro’nun yakalanıp götürülmesiyle Venezuela halkı, özgür seçimler yoluyla yeni bir yönetim seçme fırsatı yakaladı ve böylece ülkede bir demokrasi penceresi açılmış oldu. Yani ABD’nin kendi çıkarları namına attığı adım, aynı zamanda Maduro rejiminden kurtulmak isteyen Venezuela halkına bir özgürlük fırsatı bahşetti. Bu konuda uluslararası hukuk ilkelerinin ihlal edilmesinden özel olarak endişe duyanlar şunu dikkate almalıdır: Bu ilkeler şimdiye kadar Venezuela halkının haklarını korumakta yetersiz kalmıştı ve müstebit Maduro rejiminin sonunu ancak ABD müdahalesi getirebildi.
Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu olay diktatörlerin aslında birer “kağıttan kaplan” olduğunu, yenilmez bir güce sahip olduklarına dair yürütülen abartılı propagandaların ne kadar içi boş olduğunu kanıtladı. Maduro rejiminin Venezuela halkından çalarak yıllarca beslediği ve her zaman silahsız halka karşı şiddet uygulayan çok sayıdaki kolluk kuvveti, en kritik anda onu korumak için hiçbir işe yaramadı. Tehlikenin ciddiyetini ve büyüklüğünü görerek kendilerini riske atmaktan kaçındılar. Bu olay, yozlaşmış bir diktatör ile en az onun kadar yozlaşmış ekibi arasında gerçek bir sadakat bağı olmadığını bir kez daha ortaya çıkardı.
Maduro’nun 4,2 milyon üyeli partisinden bile çıt çıkmadı; düne kadar onun propagandasını yapanlar sessizce ortadan kayboldu.
Çünkü tüm otoriter rejimlerde olduğu gibi, Maduro’nun ekibi de korku ve menfaatin bir araya getirdiği, manevi açıdan ona bağlılığı olmayan kişilerden oluşuyordu. İsimleri farklı olsa da bunlar tipik Zahid Oruçlar, Elman Nesirovlar, Behruzlar, Siyavuşlar ve benzerleriydi. Bu tür insanlar gerçek güçle karşılaştıklarında, öncelikle kendi güvenliklerini gerekçe göstererek —Venezuela örneğinde olduğu gibi— düne kadar savundukları siyasetten de liderden de kolayca yüz çevirebilirler.
Bu nedenle otoriter liderler, kendilerine çıkarla bağlı olan bu tür ekip üyelerine güvenip ne kadar zalimleşirlerse zalimleşsinler, öngörülemeyen ekstrem durumlar ortaya çıktığında Maduro’nun, Beşşar Esed’in ve diğer diktatörlerin akıbetiyle yüzleşmek zorunda kalırlar. İşin ilginç yanı, her biri kendinden önceki diktatörün kaderini paylaşmayacağından emin olsa da bela hiç beklemedikleri bir formda gelip tahtlarını viran eyler.
Ancak bu meselenin, günümüzün karmaşık uluslararası ortamında bir de milli güvenlik boyutu var. Venezuela hadisesi gösterdi ki; günümüzde uluslararası ilişkilerde milli egemenlik ve güvenlik meselesi demokrasiyle çok yakından ilişkilidir. Eğer yarın, ABD’nin Venezuela’da yaptığını diktatör Putin Rusya’nın komşularına karşı yapmaya kalkarsa ne olacak?
Bir an için düşünelim: Rusya böyle bir şeyi Ermenistan’da Paşinyan iktidarına karşı yapabilir mi? Ermeni halkı, demokratik yolla kendi seçtiği yönetimi ve lideri Putin’e “yedirir” mi? Muhtemelen hayır. Peki, aynı şey Azerbaycan ile ilgili olsa ne olur? İlham Aliyev, bu durumda ezdiği, yolsuzluk bataklığında boğduğu, siyasi baskılara maruz bıraktığı Azerbaycan halkının savunmasına ve desteğine güvenebilir mi? Bunun cevabını, kendi çıkarları için dalkavukluk yapanların samimiyetsiz ve cafcaflı nutuklarında değil; bugün Venezuela sokaklarında Maduro zulmünden kurtulmasını kutlayan halkın davranışlarında aramak gerekir.
Sonuç olarak, gücün uluslararası hukuk kurallarından daha üstün olduğu bir dönemde; Rusya gibi bir komşuyla olan ilişkilerde kendi halkını ezmek, muhalefeti baskı altına almak ve iktidarı sadece korku yoluyla elde tutmaya çalışmak, dış tehditler karşısında çok ciddi riskler yaratır. Maduro tecrübesi gösteriyor ki; halka zulmedip iktidarının şiddetine güvenenleri, masallarda olduğu gibi bir gün bir “dev” gelip kaçırabiliyor. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, bugün masal gibi görünenler yarın gerçek olabiliyor.



Yorum gönder