Rus televizyon: O gece NATO neden Erdoğan’a yönelik olası suikasta göz yumdu

Putin Merkel görüşmesi

Interpol tarafından aranan Daşgın Gülmemmedov’u Bakü’de kim hapsettirdi?

Rus uzmandan uyarı: 15 Temmuz tekrarlanabilir

DAĞISTAN’IN İSLAMİ MEGA-ALANA YAKLAŞIMI MI?: CİHATCILIĞIN POTANSİYELİ VE SINIRI

Kuzey Kafkasya 5 Şubat 2017
592

1999 yılında Dağıstan’da meydana gelen askeri çatışmanın bütün Rusya Federasyonu’nu sarstığını çok az kişiler şüphelenecektir. Bu olay bize Slav Avrasya mega-alanının kaderi hakkında düşündürüyor. Bu alanın Güney kenarları başka bölgeye yönelip nihai olarak komşu olan İslami mega-alan ile birleşecek? Arap ülkelerin eski Sovyet coğrafyasına, özellikle Dağıstan’a Vahhabilik olarak da bilinen Selefiliği yaymaya yönelik girişimleri ve 1990’lı yıllardan 2000’lı yılların başına kadar yaşanan bu Selefi hareketin yükselişi ve düşüşü bize bu soruyu araştırmak için değerli malzemeleri sağlamaktadır.
Gerçi Selefi harekete ana kaynak olarak medeni, maddi ve mali destekleri sağlayanların yabancı ülkelerin ajanları olduğunu ileri süren propaganda Dağıstan’ın dini ve seküler otoriteleri tarafından aktif şekilde yayılmaktadır da, Yukarıdaki cümle benim bunu önermem anlamına gelmez. Daha ziyade, bana göre, Selefi hareket 1990’lı yıllarda Dağıstanlı toplumunun başına gelen derin krizlere karşı doğal tepkiydi. Ben bu makalenin belirlediği metodolojik hedeflere katkı sağlamak için Selefi hareketin uluslararası bağlamını vurgulayacağım. Dağıstan’daki İslamiyet üzerindeki araştırmada yakın zamanlarda açık şekilde ilerleme gözlemlendiğinden dolayı, Selefi hareketi teşvik eden uluslararası faktörler üzerinde odaklamak okurlara Dağıstan’daki Selefiliğin saptırılmış imajının sunulmasına sebep olmayacaktır.
Bazı sebeplerden dolayı, bu makale ve Magomed-Rasul İbragimov ve Kimitaka Matsuzato tarafından hazırlanan makale birbirini tamamlayacaktır. İbragimov ve Matsuzato Dağıstanlı toplumunun geleneksel temelleri, yani etnisiteler ve en azından geçici olarak 1990’lı yıllardaki Selefilerin meydan okumalarını atlatan tasavvufu incelerken, ben ise Dağıstan’daki geleneksel olmayan “yabancı” İslamiyet’i analiz edeceğim.
1. Radikal İslamcı Gruplarının Ortaya Çıkması: Yerel Kökenler
Dağıstan’daki ilk radikal İslamcı hareketler 1980’lı yılların sonu ve 1990’lı yılların başının arasında ortaya çıkmaya başlamıştır. Tarihsel açıdan baktığımızda, Dağıstan İslamiyet’in bütün Kuzey Kafkasya’ya yayılması için önemli köprübaşı rolünü oynamıştır. 20. yüzyılın başına kadar en derin dini bilim ve eğitimin geleneği, en çok sayıda dini aktivistlerin tabakaları ve hoca-şeyh tarafından yönetilen Sufi kardeşlik (tarikat) şeklindeki gayri resmi “popüler” İslamiyet’in güçlü ve istikrarlı yapıları işte burada oluşmuştur. Bu faktörlerin hepsinden dolayı Dağıstan’daki İslamiyet SSCB hükümetinin acımasız ateist baskıları ve tutuklamaları sebebiyle birçok insan kurban olmalarına rağmen kendi varlığını sürdürebilmiştir. Mikhail Gorbaçov yönetimi altında SSCB’nin toplumsal ve siyasal hayatı liberalleşmeye başladığından dolayı Dağıstan’daki İslamiyet’in “yeniden doğuşu” için uygun koşul yaratılmıştır. 1980’lı yılların sonundan beri, özellikle, 1991 yılında SSCB dağıldıktan sonra, mescitlerin inşaatı ve restorasyonu, yerel dini topluluklarının kayıtları, dini eğitim için kurulan kurumların sayısı ve yayınlanan dini yazılar ve eserlerin sayısı Dağıstan’da hızla artmaya başlamıştır. Üstelik Müslümanların Mekke’ye umre ve hacca gitmek için ve yurtdışında dini eğitimi görmek için başka ülkelerdeki dindaşlarıyla iletişim kurmaları artık serbest olmuştur. Dağıstan’da çeşitli dini ve toplumsal kuruluşlar, hareketler ve partiler faaliyet göstermeye başlamıştır.
Radikal İslamcı hareketin bir örgüt olarak birleşmesi hemen gerçekleşmemiştir. Başlangıçta bu hareket ağırlıklı olarak daha sonra kendi ismini Bagauddin Muhammed olarak değiştiren Bagauddin Kebedov’a yönelen gençlerden oluşan çeşitli cemaatler görüntüsünü taşımaktaydı. Bagauddin, ailesinin Dağıstan’ın dağlık kesiminde yer alan Santlada köyünden olduğu karizmatik vaizdi. Onun özelliği devletin din adamlarına karşı uzlaşmaz tutumu ve onları Rusya devletiyle işbirliği yaparak İslamiyet’in hakiki inancından sapmalarına karşı sert eleştirileridir. Bagauddin’in ideolojisinin teolojik temeli Selefilikti. Bu akım İslamiyet’in şeriata uygun olmayan yenilikler (bid’a) ve “dindar atalar”, yani Hz. Muhammet (s.a.v.) ve 4 halife dönemindeki Müslümanların (selef) benimsediği İslamiyet üzerinde yapılan yeniliklerden arıdırılması gerektiğini savunur. İslam tarihinde tekrar tekrar ortaya çıkan Selefilik bu öğretinin resmi ideoloji olarak benimsendiği Suudi Arabistan’da en eksiksiz şekilde gerçekleştirilmiştir. Suudi Arabistan’daki Selefilik akımının kurucusu ve manevi temeli 18. yüzyılda yaşamış ilahiyatçı Muhammed İbn Abdulvahap’tır ve bu sebepten dolayı günümüzde Selefiliğe sıkça Vahhabilik denmektedir. Selefiliğin ana düşmanı ve eleştirinin nesnesi her zaman tasavvuftu. Selefiler evliyaları tapmak ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ve hoca-şeyhlere aşırı derecede şeref göstermek gibi tasavvufun önemli özelliklerini İslamiyet’in ana ilkesi, yani tevhidin en ciddi ihlali olarak görmüştür. Ayrıca Selefiler tasavvufa ait ritüel uygulamalarının birçok unsurlarından da rahatsız olmuştur.
Dagestan’ın yerli ulemasından geleneksel eğitimi gören Bagauddin Selefilik ile ağırlıklı olarak dini eserler vasıtasıyla ve SSCB’de okuyan Arap öğrencilerle az olan irtibatlar vasıtasıyla da tanışmıştır. O, Selefiliğin katı versyonunu benimsemiş ve öğretinin provakatif ve tutarsız yönleri olan tekfiri (birini kâfir olduğunu iddia etmek) vurgulamıştır. Bir de o, Selefilerin benimsediği “hakiki inanç”ın katı kriterlerine uymayan Müslümanlara karşı bu öğretiyi sıkça kullanmıştır. Diğer yandan Bagauddin’in tasavvufa karşı patolojik diyebilecek kadar aşırı nefretini onun kişisel hırsları ve öfkelerine atfeden de vardır. Sorun şuydu ki, 1980’lı yılların sonunda Bagauddin ve onun müritleri bazı tarikatların şeyhlerinin destekçileriyle birleşerek, KGB ile ilişkileri kurmakla ve ahlaki ve etik normları ihlâl etmekle suçlanan Kuzey Kafkasya Müslümanlar Ruhani Kurulu’nun mevcut yönetimini değiştirmeye çalışmıştır. Fakat müftü Mahmud Gekkiev 1989 yılının Mayıs ayında nihai olarak görevden alındığında, Bagauddin hiçbir etkiye sahip olamamışken yeni müftülük üzerindeki kontrol gelenekçi Sufilerin eline geçmiştir. Bu olaydan sonra onun tasavvuf karşıtı söylemleri sertleşmiştir. Bagauddin’in ideolojisinin başka temel unsuru ise kaçınılmaz olanın dışında devlet yapılarıyla hiçbir karşılıklı işbirliğini kabul etmemesidir, çünkü Bagauddin devlet yapısını “ kâfirlere ait yapı” olarak tanımlamıştır. Mesela, Bagauddin Vahhabileri hakaret eden yazıları yayınlayan gazeteye karşı hukuk paketini oluşturmayı da reddedip, Müslümanların “kâfirler”in mahkemesine başvurmasının kabul edilememesi bahanesiyle bu kararı haklı gösterdiği iyi bilinmektedir. O dönemde, yani 1990’lı yılların başında Bagauddin İslami düzeni kurmak için mevcut otoritelere karşı silahlı cihata yönelik vaaz vermeye henüz başlamamıştır. Ama yine de onun görüşleri Bagauddin’in destekçilerinin cemaatlerinin toplumun diğer kesimine karşıtı olan fanatik gruplara dönüşmesine katkı sağlamıştır. Böylece onların toplumun diğer kesimiyle meydanda çatışmaya başlaması artık sadece zaman ve şartlar meselesi olmuştur.
SSCB toprağı içindeki ana İslamcı hareketler ve kuruluşlar birleşip İslam Diriliş Partisi kurulduktan sonra, Bagauddin ve onun kardeşi Abbas bu partinin Dağıstan şubesinin liderleri olmuştur. Bütün İslam Diriliş Partisi’nin lideri olarak ise ünlü Dağıstanlı dini aktivist olan Ahmed-Kadi Akhtayev seçilmiştir. Akhtayev de Selefi inanca sahipti ama onunki daha ılımlı versyondu ve o, Müslümanların birleşmesi için Sufiler ile diyalog kurmayı ve Rusya’nın toplumsal ve siyasal hayatına aktif şekilde entegre olmayı ileri sürmekteydi. 1992 yılında Akhtayev de Dağıstan Yüksek Sovyeti’nin (parlamento) milletvekili olmuştur. O zamana kadar Akhtaev’in ve Bagauddin’in destekçileri arasındaki anlaşmazlık oldukça şiddetli hale geldiğinden dolayı İslam Diriliş Partisi 1992 yılının Ağustos ayında kendi kendine dağıldığını ilan etmiştir. Ondan sonra Bagauddin daha sonra “Dağıstan İslam Cemaati” olarak adlandırılan (bundan sonra sadece kısaca “Cemaat” diyeceğim) Dağıstan’daki Selefilerin radikal kanatının lideri olurken Akhtayev kültür ve eğitim kuruluşu olan “El-İslamiyet”i kurup yönetmiştir. Onun ardından, Bagauddin’in eski öğrencisi olup ‘İslami’ ismi olan Eyüp ismini benimseyen Anguta Omarov Bagauddin’i bırakıp tekfir konusunda daha da radikal görüşleri benimsemeye başlamış ve seküler otoritelere karşı onun tutumu da daha sertleşmiştir. Bu sırada, Dağıstan’daki Eyüp’ün destekçilerinin cemaati remained marginal ve göze çarpan siyasal faaliyetleri göstermemiştir.
Zaman geçtikçe, Bagauddin’in cemaati Dağıstan’da en çok sayıda olup en etkili Selefi grup olmuştur. Onun cemaatinin üyelerinin tam sayısını gösteren veriler olmasa da, aslında 2000-3000 kişi üyenin olduğunu tahmin etmek gerçeğe uygun olabilir. Bagauddin’in cemaati güney Dağıstan’daki bazı rayonları hariç neredeyse bütün Dağıstan’da onun destekçilerinin az olmayan cemaatleri faaliyeti gösterirken, onun cemaati ovadaki Kızılyurt ve Khasavyurt Rayonları ve Dağlık kesimdeki Tsumada ve Botlikh Rayonları ve Mahaçkale Şehri’nde en sağlam güç temeline sahipti. Onun cemaatinin etnik yapıına bakarsak, Bagauddin’in cemaati ağırlıklı olarak Avarlardan oluşmaktaydı: Avarlar cemaatin liderleri arasında hâkim olmakla kalmayıp müminleri / müritleri arasında da çoğunluğu oluşturmuştur. Tek Darginlerden oluşan Selefi cemaatler sadece Buynaksk Rayonuna bağlı Karamakhi, Kadar ve Çobanmakhi köyleri (başka deyişle Kadar bölgesi) ve Karabudakhkent Rayonuna bağlı Gubden köyünde oluşturulmuştur. 1990’lı yılların sonuna kadar, Dağıstan’ın başka etnik grupları, yani Laklar, Lezgiler ve Kumukların temsilcilerinin Bagauddin’in cemaatine akını bir ölçüde daha güçlenmiştir. Toplumsal açıdan baktığımızda Bagauddin’in cemaatinin en belirgin özelliği cemaat içinde gençlerin hâkim olmasıydı. Köylerdeki Selefi cemaatler genellikle şehirdekilerden daha güçlü ve çok sayıdaydı. Her cemaat bir emir tarafından yönlendirilmiş ve genellikle danışma konseyine de (Şûrâ) sahipti. Ayrıca, cemaat kendi üyeleri arasındaki sorunları şeriata dayanarak çözen adli organa sahipti. Bir bütün olarak Selefi dini cemaatler oldukça iyi şekilde örgütlenmiş ve kendi üyelerini harekete geçiren yapıya sahipti. Gerçi her cemaat Bagauddin’in manevi otoritesini kabul ederek onun genel fikirlerini ortak şekilde benimsemiş de, bazı cemaatler (özellikle Karamakhi’dekiler) belli bir seviyedeki örgütsel ve idari özerkliğe sahipti.
1990’lı yıllar boyunca, Bagauddin’in cemaati kendi fikirlerini aktif şekilde yaymış ve kendi kurumsal altyapısını inşa etmiştir. 1991 yılının başlarında Kızılyurt Şehri’nde Bagauddin yaklaşık 700 kişinin eğitim gördüğü medrese “Hikmet” isimli medreseyi resmen kayda geçirmiştir. Küçük medrese nispeten büyük bütün Selefi cemaatler içinde faaliyet göstermiştir. Bagauddin’in cemaati bu tür vasıtalarla kendi fikirlerini yaymıştır: kendi denetimi altındaki mescitler, kendi üyelerinin Dağıstan’daki rayonlardaki misyonerlik çalışmaları, kendi cemaatine ait “Santlada” Yayınevi (daha sonra “Bedir” yayınevi olarak değiştirilmiştir) tarafından basılan kendi eserlerinden başka yurtdışından gelen dini eserler ve Bagauddin’in vaizleri ve radikal İslamcı ideologların derslerini içeren broşürler, kasetler ve videolar. Onun cemaati hukuken “Kafkasya Merkezi” olarak görülmekteydi ve 1996 yılında resmen kayda geçirilmiştir. Onun Mahaçkale ve Kızılyurt’ta şubeleri vardı.
Bagauddin’in etkisi gittikçe Dağıstan sınırlarını aşarak Diğer Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerine, özellikle Çeçenistan, İnguşetya, Karaçay-Çerkesya, Kabardino-Balkarya, Stavropol Krayı’na da (bilhassa Nogay nüfusunun hâkim olduğu rayonlar) yayılmıştır. Bu bölgelerde de Dağıstan’daki radikal Selefilerin ideolojisini başka dillere çevirip onların faaliyetlerinin yöntemlerini aynı şekilde benimseyen cemaatler ortaya çıkmıştır.
Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’nın başka bölgelerindeki Selefi propaganda çalışmalarının maddi açıdan başarıyı elde etmesinin meşru sebepleri vardı. Gittikçe kötüleşen ekonomik şartlar altında, Selefilerin cenaze törenleri ve anma ritüellerinin boş ve abartılı uygulamalarını reddetme çağrısında bulunması birçok halkın temyizine gitmiştir. Selefilerin anlattığı fikirlerin basitliği ve erişebilirliği, Selefi cemaatlerin temiz görünümü ve bu cemaatlerde hâkim olan kardeşlik ve yardımlaşma ruhu birçok halkın destek vermesine sebep olmuştur. Halk Selefilerin katı şekilde tek Allah’a ibadet etmek istediğini öğrenince onlar Selefilerin bireyleri ataerkil geleneklerden kurtarmak için etkiye sahip olduğunu algılamıştır, çünkü bu istek insanların eski kuşakların kontrolünden kurtulma arzusuna dinen onay vermekteydi. Bu, özellikle gençler için önemliydi. Son olarak, toplumsal adalet ve eşitliliği savunup mevcut seküler rejimi sert biçimde eleştiren Selefi ideoloji nüfusun önemli kısmının perişan olması, artmakta olan işsizlik, suçlar, yolsuzluk ve toplumun genel ahlaki çöküşünden dolayı büyümüş halkın hoşnutsuzluğu ve öfkesini ifade etmek için mükemmel kanal olarak görülmüştür. Etnik meselelerin Halkın Selefiliğe destek vermesini o kadar önemli derecede teşvik etmemiş olabilir, ama bu sorunların arka plan olarak belli bir rol oynadığı tartışılmaz. Burada demek istediğim şudur ki, Kray yönetimi tarafından yürütülen milliyet politikasından hoşnutsuz olan Stavropol’daki Nogaylardan başka özellikle kendilerini kendi cumhuriyeti içinde ayrımcılığa mağdur kalan azınlık olarak hisseden Balkarlardır. Dikkat etmemiz gerekir ki, Stavropol’un Nogaylarının arasındaki Selefilik destekçisinin sayısı Nogayların etnik “memleketi”, yani Nogay Rayonu’nun olduğu Dağıstan’ın Nogayları arasındaki destekçinin sayısından çok daha fazlaydı.
Devlete karşı silahlı cihadı amaçlayan en radikal ve aşırıcı güçler neden 1990’lı yılların ikinci yarısında Dağıstan’daki Selefi hareketi arasında hâkim olmuştur? Bu soruya cevap vermek için Selefi hareketin dinamizmini etkileyen 2 tane önemli faktöre dikkat etmemiz gerekir: yabancı ülkelerin (bilhassa Arapların) destekleri ve Çeçenistan’daki savaştır.
2. Dışarıdan Gelen Radikalleşme: Dini Mesihcilik ve Jeopolitik
Dağıstan’da İslamiyet’in yeniden canlanmaya başlamasının arkasında Ortadoğu’daki radikal İslamcılığın hızla yükselmesi vardır. Bu gelişme aşağıdaki faktörlerden dolayı hız kazanmıştır: 1989 yılında Sovyet ordusunun geri çekilmesi ve nihai olarak eski SSCB yanlısı rejimin 1992 yılında yıkılmasına yol açan Afganistan’daki mücahitlerin direnişi ve zaferi; 1990-1991 yıllarındaki Basra Körfezi Krizi boyunca Suudi Arabistan’da Amerika ordusunun konuşlandırılmasına karşı Müslümanların çoğunluğunun acısı ve öfkesi; işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’de 1989 yılında başlayan Filistinlilerin isyanındaki (intifada) İslamcı grupların aktif rolü; İslamcıların parlamenter seçimindeki zaferine karşı ordunun müdahalesinden sonra 1992 yılının başlangıcında başlayan Cezayir İç Savaşı ve Mısır’da radikal İslamcı grupların hükümete karşı savaşı fiilen ilan etmesidir. Bütün bu olaylar Dağıstan’daki İslamcıların müfrit kesiminin manevi atmosferini pekiştirmiş ve onların argümanlarını güçlendirmiştir.
SSCB’nin sınırları açıldıktan hemen sonra, birçok yabancı Müslüman kuruluşları began to Kafkasya dahil eski SSCB coğrafyasında faaliyetleri göstermeye başlamıştır. Onlar ağırlıklı olarak Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Ürdün merkezli sivil toplum yardım kuruluşlardı. Bu kuruluşlar mescitler ve medreseleri inşa etmek için ve dini eserleri yayınlayıp dağıtmak için mali destekte bulunmuştur. Ayrıca onlar inani yardımı vermiş ve Rusya’daki Müslümanları yurtdışında okumaya davet ederek misyonerlik faaliyetlerinde bulunmuştur.
Bütün bu yardımların amaçları ve sebepleri neydi? Burada zor durumdaki dindaşlara içten yardım etmeyi isteme ruhu, özellikle Suudi Arabistan’a özgün olan mesihcilik ve yardım vakıflarının yöneticilerinin para ile alakalı menfaatları vardı. Bu vakıfların yardım programları her zaman iyi gelir kaynağıydı. Fakat hiç şüphe yoktur ki, yabancı kuruluşların faaliyetleri siyasal öğeyi taşımaktaydı. Onlar resmi Müslüman Ruhani Kurulları’nın yerine hükümet karşıtı olan paralel İslamcı bünyesine büyük miktarda mali desteği vermiştir. Gerekçe olarak Araplar Müslüman Ruhani Kurulları’ndaki yolsuzluk ve etkisiz yönetim vakalarından bahsetmiştir. Ama gerçekte ise onlar kendi fikirlerini yayınlayan bağımsız kanalları kurup daha sonra eski Sovyet coğrafyasında kendi etkisini yaratmaya da ilgi göstermiştir.
Bu dış etkiyi yekpare şey olarak değerlendirirsek yalan söylemiş oluruz. Rusya’da, eğilimler ve yönlendirmeler üzerinde sıkça birbirleriyle çakışan çeşitli yabancı Müslüman kuruluşlarının temsilcileri kendi kuruluşlarını yönetmeye çalışmıştır. Onların arasında en önemli hareketler Selefiler, “Müslüman Kardeşler” ve Tebliğîlerdi (Pakistan merkezli uluslararası hareket “Tebliğî Cemaat”). İşte bu hareketler Rusya’daki Müslümanları daha da karıştırıp bölerek sıkça Rusya’la rekabetteydi
Çok ya da az Suudi Arabistan ve başka Arap ülkeleriyle bağlantılı Uluslararası Müslüman yardım kuruluşlarının çoğunluğu ideolojik açıdan kendilerine daha yakın olan Selefiler ile beraber çalışmayı tercih etmiştir. Bagauddin dış mali yardımların Dağıstan’daki ana alıcısı ve dağıtıcısı olmuştur. Onun ismi birçok Suudi Arabistan merkezli yardım kuruluşlarına kapıyı açan şifre gibi şey olmuştur. Bilhassa, Karaçay-Çerkesya Cumhuriyeti’ne bağlı Üçkeken köyündeki medresenin müdürü Ramazan Borlakov işte Bagauddin’in vasıtasıyla yurtdışından gelen mali yardımlarına erişim imkânını elde etmiştir. Bu medrese kuzeybatı Kafkasya’da radikal Islamcı ideolojiyi yaymak için kullanılan ana merkezlerden birine dönüştürülmüştür.
Araplar neden Bagauddin üzerine bahis oynamıştır? Bir yandan, onun katı ve dogmatik Selefiliği Ahmed-Kadi Akhtayev’in çok fazla “liberal” görüşlerine nazaran onları muhtemelen daha çok etkilemiştir. Üstelik, Araplar Rusya’daki İslamiyet’in gerçeği ve Rusya’nın genel durumunu iyi anlamadığından dolayı çoğunlukla İslamiyet’in bu tür versyonunun Rusya’ya girmesinin Rusya’daki Müslümanlar arasında çatışmalar, panik ve bölünmeleri tetikleyerek iyilikten daha çok zararı getireceği farkında değillerdi. Fakat en makul sebep hırslı ve heybetli Bagauddin’in Rusya’yı Kuzey Kafkasya’dan kovup bu bölgede bağımsız İslam devletini kurmayı amaçlayan radikal İslam projesini gerçekleştirmek için çok daha uygun ortak olması olduğu gibi görülmektedir. Akhtayev Müslüman hareketinin kendi stratejisini takip etmek için her zaman onun Rusya’daki hakkını korumaya çalışmıştır. Ona göre bu stratejinin en önemli ilkeleri seküler hükümetle sağlam ilişkileri sürdürmek ve zorla İslamlaştırma yöntemlerini kabul etmemekti. İslam Diriliş Partisi ideolojik açıdan “Müslüman Kardeşler”e yakın olduğu halde, Akhtayev İslam Diriliş Partisi’ni bu uluslararası hareketle birleştirmek için bu kuruluşun temsilcileri tarafından sunulan ve finansal açıdan çok cazip olan teklifi geri çevirmiştir. “Müslüman Kardeşler” bu reddi unutmamıştır. “Müslüman Kardeşler”in Mısır şubesinin üst düzey temsilcisi 1992 yılının yaz mevsiminde Akhtayev ve Bagauddin’in grubu arasındaki tartışmada hakem olarak konuşmak için davet edildiğinde Bagauddin’in görüşünü desteklemiştir. İşte bu olay İslam Diriliş Partisi’ni mahveden son darbe olmuştur.
Bagauddin yardım önerilerine karşı o kadar titiz davranmamıştır. Onun ne kadar fonları aldığı hakkında tartışma yapılabilir, ama uluslararası Müslüman kuruluşlar tarafından onun cemaatine sabit şekilde büyük miktarda mali yardımın verilmiş olması gerçeği şüphesizdir. Bu kuruluşlar El-Harameyn Vakfı, Uluslararası İslami Yardım Komisyonu (“El-İgasse el-İslamiye”), Tayyibe Uluslararası Yardım Kuruluşu ve Dünya İslam Gençlik Meclisi’ni kapsamaktaydı. Yakın zamanlarda Suudi Arabistan hükümeti nihai olarak bu kuruluşlarının yurtdışındaki şubelerinin sıkça radikal İslamcı gruplara destek verdiğini kabul etmiştir. 2002 yılının Mart ayında, bu şubelerin terör faaliyetlerini ve El-Kaide dâhil terör örgütlerini desteklediği teyit edildikten sonra Suudi Arabistan hükümeti El-Harameyn Vakfı’nın Bosna ve Somali’deki şubelerinin banka hesaplarını kapatmıştır. 2003 yılının Mayıs ayında, Suudi Arabistan paranın yadadışı amaçlar için kullanılmasını engellemek maksadıyla paranın hareketini takip edip denetim altında tutmak için uygun mekanizma devreye girene kadar El-Harameyn Vakfı ve Suudi Arabistan merkezli bütün yardım vakıflarının Suudi Arabitan dışındaki faaliyetlerini durdurmasını talep etmiştir.
Şu gariptir ki, Kuzey Kafkasya’daki radikal İslam projesinin destekçilerinin orta vadeli hedefleri, yani durumu istikrarsızlaştırıp bu bölgedeki Rusya’nın komumunu zayıflatmak onların Batı ve Ortadoğu’daki amansız düşmanlarının belli çıkarlarına uymuştur. Bu çıkarlar aşağıdaki gibiydi:
(1) Rusya ile jeopolitik rekabette üstünlüğü kazanmak için radikal İslamcılıktan istifade etmek (Afganistan’da Rusya’ya karşı kazanılan başarıya dayalıdır).
(2) Hazar Denizi’ndeki petrolü Batı’ya nakletmek için kullanılacak Kuzey’deki Rusya boru hattının yapılmasını engellemek.
(3) Yükselen radikal İslamcılık dalgasının yönünü Batı, İsrail ve Ortadoğu’dan Kuzey Kafkasya dâhil dünyanın başka bölgelerine değiştirmek.
Yukarıda anlatılan dış güçlere ait gruplar ve çıkarlar birlikte Dağıstan’daki Selefiliğin radikalleşmesine hız kazandırmış ve onun devlet ile çatışma şiddetlenmiştir. Dış faktörlerin yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı etkisi Çeçenistan’da savaş başladığından beri büyümeye devam etmiştir.
3. Birinci Çeçen Savaşı (1994-1996): Dağıstan’daki İslamcılığın Cihatçılığa Dönüşümü için Ön Koşulları
1990’lı yılların başındaki Çeçen ayrılıkçı hareketi ilke açısından Çeçen milliyetçi sloganlar altında gelişmiştir. 1994 yılında savaş başladıktan hemen sonra da Çeçen ayrılıkçı hareketi belli bir seviyede İslamcı özelliğini taşımaktaydı, ama yine de İslamcılık bu harekette hâkim olmamıştır. Çeçen ayrılıkçılarının İslamiyet’e tekrar yönelmesinin ana sebebi ancak muazzam mali, siyasi ve insani kaynaklara sahip olan İslam dünyasınıkendi tarafına çekmekti ve bu eğilim pragmatik arzudan kaynaklanmaktaydı. Birinci Çeçen Savaşı’nın başlangıcında Bagauddin Çeçen Savaşı’nın dini sebepten tamamen yoksun olduğu farkındaydı ve bu savaşı cihat olarak nitelendirmeyi reddetmiştir. O, bu savaşın kâfirler arasında gerçekleştirilen savaş olup savaşa katılanların cehennemin ateşiyle yakılacağını bile söylemiştir. Fakat kendi dindaşlarını desteklemek için Çeçenistan’ı ziyaret eden İslamcı aktivistler dâhil Arap dini otoritelerden etkilenerek, Bagauddin 1995 yılının Ocak ayının başında kendi tutumunu değiştirerek kendi destekçilerine “Çeçen jihadı”na katılma çağrısında bulunmuştur. Bu andan sonra Bagauddin’nin cemaatinin birçok üyeleri Çeçenistan’ı ziyaret etmiştir.
Rus ordusunun Çeçenistan’dan geri çekilmesi ve Çeçenistan’ın yarı-bağımsızlığı kazanmasıyla 1996 yılında sona eren Birinci Çeçen Savaşı Dağıstan ve bütün Kuzey Kafkasya’daki radikal İslamcı hareketinin askerileştirilmesine ve cihatçı hareketine hızla dönüşmesine güçlü zemin hazırlamıştır. Bu dönüşümden dolayı, aşağıdaki yeni önkoşullar ortaya çıkmıştır:
(1) Ahlaki ve psikolojik önkoşullar. Rus ordusunun Çeçenistan’dan geri çekilmesi evaluated Rusya devletinin zayıflığını ve Rusya’nın Kafkasya üzerindeki kendi kontrolünü sürdüremediğini gösteren işaret olarak değerlendirilmiştir. Nihai olarak, radikal İslamcılar cesaretlendirilmiş, onların hevesi büyümüş ve artık onlar Rus askeri makineleri ve araçlarından korkmamakla kalmayıp Rusları yenebileceğine de inanmıştır. Radikal İslamcıların şiddete alışıp kendilerini Rusya’dan daha üstün olduğu gibi zannetmesi sebebiyle onların Rusya ile yeni kritik savaş açma hevesi artık sakinleştirilemeyecek kadar büyümüştür.
(2) Siyasal önkoşullar. Radikal Selefi gruplar “İslamcılaşan” radikal Çeçen milliyetçileri (Şamil Basayev, Movladi Udugov, Zelimhan Yandarbiyev ve saire) arasında kendi müttefiklerini elde etmiştir. Bu Çeçen milliyetçileri için Selefilik yurtdışından destek almaktan başka “Çeçen Devrimi”ni Kafkasya’nın başka bölgelerine yaymak için elverişli araçtı. Bu ittifak Dağıstan’daki radikal İslamcıların otoriteyle çatışmasında onlara siyasal ağırlığını katmıştır. Ayrıca, Çeçen halkıyla dayanışma için Müslüman ülkelerinde yapılan büyük ölçülü kampanyadan dolayı Dağıstan’daki radikal İslamcılar gelecekte faaliyet yürütecekken dünyadaki Müslüman topluluklarından her zaman siyasi, mali ve insani destekleri alabileceğine inanmıştır.
(3) Jeopolitik ve askeri önkoşullar. Dağıstan ve bütün Kuzey Kafkasya’daki radikal İslamcılar uzun zamandır beklediği ve Rusya’nın kontrolü altında olmayan stratejik ileri karakolu, yani Çeçenistan’ı ele geçirmiştir. Onlar Çeçenistan’da askeri eğitim kamplarını inşa etmiş ve oradan cihadın yeni sahnesine çıkmak için ideologik hazırlık ve propaganda çalışmalarına yönelik hazırlıkları da yönlendirmiştir. Savaş sona erene kadar radikal İslamcılar iyi şekilde tedarik edilen silahlar ve teknolojiden dolayı yeterince büyük ve silahlı yapıya sahip olabilmiştir. Birçok İslamcılar silah kullanıp gerila savaşlarını yürütmekte pratik tecrübeleri kazanmıştır.
(4) Kişisel önkoşullar. Birinci Çeçen Savaşı savaşa geçim kaynağını sağlayan yol olarak bakan marjinal unsurları taşıyan çeşitli dini cemaatlerin kadro oluşturmalarını kolaylaştırmıştır. Bu insanlar için ahlak ve davranışı belirleyen birçok geleneksel normları reddeden Selefiliğin tutumu onların herhangi faaliyetine güzel şekilde gerekçe sağlamıştır. Onların faaliyetleri temel saygısızlık ve kendi çevrelerine yönelik şiddetten kaçırma ve rehin ticareti gibi suçlara kadar birçok şeyleri kapsamaktaydı. Sonuç olarak, radikal Selefi cemaatlerin sayısı arttıkça onların “kalitesi” de somut şekilde bozulmaya başlamıştır. Bu cemaatlerde dini ve ideolojik boyutlar ancak onların ana görevini gerçekleştirmek, yani mücahitleri yetiştirmekte ikincil ve yardımcı rolünü oynamıştır.
(5) Örgütsel önkoşullar. Birinci Çeçen Savaşı’nın en önemli sonucu cihatçı grupların bölgedeki bir bütün ağının ortaya çıkmasıydı. Bu grupların temelini Çeçenistan’daki kamplarda askeri ve ideolojik eğitimi görenlerden başka Çeçen Savaşı’na katılıp tecrübe kazananlar da oluşturmaktaydı. Bu gruplar katı şekilde merkezileşmemiş, ama yine de radikal İslamcılığın insanları harekete geçiren değerli kaynak rolüne sahipti.
Bunları özetlersek, Afganistan Ortadoğu, Kuzey Afrika ve İslam dünyasının başka bölgeleri için cihatçiliğin yuvası olduğu gibi, birçok noktada Çeçenistan da Dagestan ve bütün Kuzey Kafkasya için cihatçiliğin yuvası olmuştur. Birinci Çeçen Savaşı Kuzey Kafkasya’da radikal İslam projesi fikrini amele boyutlarına geçirmiştir. Bu andan sonra Çeçenistan içindeki gelişmeleri göz çnüne almadan Dağıstan’daki İslamcılığın radikalleşme dinamizmini anlamak artık imkânsız hale gelmiştir.

4. Kuzey Kafkasya’da Radikal İslam Projesini Gerçekleştirmeye Yönelik Girişimler: Çeçenistan ve Dağıstan (1997-1999)
Radikal İslam projesi neydi? Bu bir alternatif dengeleme politikasıydı: İslami düzenin kurulması toplama istikrarı sağlayıp onu toplumsal, ekonomik, siyasal ve manevi-ahlaki krizlerden kurtarmak için istenmiştir. Radikal İslam projesi bir birleştirme projesiydi: bu projenin nihai amacı Kafkasya’da birleşik İslam devletini kurmaktı. Bu projenin Kuzey Kafkasya’nın Rusya’dan ayrılmasını hedefleyen ayrılıkçı ve Rusya karşıtı bir proje olduğu hiç şaşırıtıcı değildir. Son olarak, bu proje bir yayılmacı projeydi, çünkü İslamiyet’e dayalı bağımsız Kuzey Kafkasya Volga havzasındaki Müslüman cumhuriyetlerine ulaşıp Karadeniz’den Ural bölgesine kadar uzanan birleşik İslam alemini yaratmak amacıyla özellikle kuzeye, yani Rusya’nın içine İslamiyet’i yaymak için köprübaşı olarak önem verilmiştir.
Çeçenistan’la birleşmeye ilk aday olarak Dağıstan gösterilirken bu projenin jeopolitik kalbi Çeçenistan’dı ve Bu projeyi gerçekleştirmek için İnisiyatifin Şamil Basayev, Movladi Udugov, Zelimhan Yandarbiyev, I. Halimov, Ömer İbn İsmail, Emir İbn el-Hattab, Ebu Ömer eş-Şerif ve başkaları gibi radikal Çeçen liderleri ve onlara yakın Arap temcilcilerin elinde olduğu tartışılmazdı. Arapların askeri katkıları (Arap komutanların müfrezeleri Çeçen direniş hareketinin en savaşçı ve etkili alt bölümlerinden biriydi), dini otoritesi (birçok dini eğitimi almış ve fiilen yerel dini cemaatlerin manevi liderleri olarak görev yapmışlardır) ve özellikle mali kaynaklarından dolayı onların rolü ve etkisi somut şekilde artmıştır, çünkü Arap emissaries uluslararası Müslüman kuruluşlarından gelen yardımlar ve fonlar işte Arap temsilcileri vasıtasıyla ulaştırılmıştır. Araplar Çeçenistan içindeki siyasal çatışmalara açık şekilde müdahale etmenin yanı sıra Çeçenlere Rusya’nın Kafkasya’da olmasına karşı savaşmak için birleşme çağrısında bulunmuştur. Birçok Arap Müslüman kuruluşları (ağırlıklı olarak radikal Selefiliğe yönelenler) Şamil Basayev, Vakha Arsanov (Çeçenistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı) ve başkaları gibi Cumhurbaşkanı Aslan Maskhadov’un siyasal rakiplerini desteklerken yine de “Müslüman Kardeşler” gibi Maskhadov’a daha çok destek veren kuruluşlar da vardı. Sonuç olarak, Arap faktörü Çeçenistan’daki iç çatışmanın şiddetlenmesinin başka kaynağını sağlamıştır.
Bagauddin kendisini Çeçen ve Arap radikal İslamcıların oynadığı jeopolitik oyunundaki küçük ortak olarak bulmuştur. 1998 yılının başında Dağıstan hükümetinin baskısından kaçmak için o ve onun destekçilerinin çoğu kendi üssünü Çeçenistan’a kaydırdıktan sonra Bagauddin’in bağımlı konumu daha da belli olmuştur.
Savaş bittikten sonra Çeçenistan’daki radikal Selefiler Şeriat Muhafızları, şeriat mahkemeleri ve şeriat güvenlik sistemi gibi devlet yapıları içinde yer almaya başarımıştır. Onlar siyasal olarak birleşip Çeçen toplumuna kendi düzenini zorlamaya başlamıştır. Çeçen nüfusunun önemli kısmı şeriat mahkemesinde cahil hakimler tarafından adaletsiz şekilde cezalandırılmaktan, İslamcıların Çeçen kadınlara İslamiyet’e uygun kıyafetleri zorlama girişiminden, İslamcıların alkol alışverişine karşı şiddetli mücadelesinden ve onların yaptığı perol ürünleri hırsızlığından rahatsız olmuştur. Bunlar halka yönelik şiddet, şarapları ortadan kaldırma ve benzin vagonları ve küçük petrol rafinerilerini yağmalamak şekillerinde yapılmıştır.
Radikal İslamcıların etkisini sınırlamak için 1997 yılının Ağustos ayında Çeçenistan Cumhurbaşkanı Aslan Maskhadov Vahhabiliğin yasaklanmasına dair kanunu çıkarmıştır. Maskhadov’un destekçileri ve İslamcılar arasında yükselen gerginlik 1998 yılının Temmuz ayında Gutermes’te meydana gelen büyük ölçekli silahlı çatışmayla sonuçlanmıştır. Ancak Şamil Basayev, Zelimhan Yandarbiyev, Vakha Arsanov ve başka önde gelen radikal İslamcılar müdahale ettiğinden dolayı ciddi yenilgiden kendilerini kurtarabilmiştir. Bu olaylardan sonra silahlı Selefi cemaatler Şamil Basayev tarafından yönetilen radikal Çeçen muhalefetinin askeri organına dönüşürken İslamcılar devlet yapılarından uzaklaştırılmıştır. Ayrıca Çeçen halkına göre onlar gittikçe yarı-yasadışı faaliyetler ve insanları kaçırmalarda yer almaya başlamıştır. Böylece radikal İslamcılığın Çeçenistan’daki istikrarlaştırıcı faktötü olma beklentisi ters düşmüştür. Buna karşın, radikal İslamcılık ancak siyasal elitin bölünmesini daha hızlandırmış ve bu tür İslamcılık olmasa bile zayıf devlet yapısına sahip olan Çeçenistan’ı daha da istikrarsızlaştırmıştır. Esasında radikal İslamcılık toplumun ezici çoğunluğuna karşı olan marjınal güçlerin sembolüydü.
İslam projesi Çeçenistan’da tehlike altına girince projenin destekçileri gittikçe kendi ana hedefini merkezini Çeçenistan’ı Dağıstan ile birleştirmeye ve Rusya’nın Kafkasya’da olmasına karşı savaşmaya değiştirmiştir. Dağıstan üzerinde İslamcıların hakimiyeti kurulup Hazar Denizi’ne çıkış dâhil Dağıstan’ın ekonomik, demografik ve jeo-stratejik kaynakalrı onların eline geçseydi Rusya’nın Kafkasya’daki konumu en ciddi şekilde hasar görürdü ve aynı zamanda dünyadaki Çeçenistan’ın jeopolitik ve ekonomik konumu oldukça yükselirdi. Ayrıca böyle proje Müslüman kuruluşlarından mali desteklerin gelmeye devam etmesini garanti edecekti ve son olarak, Çeçenistan’ın iç siyasetinde yükselen gerginliği bir şekilde sakinleştirmeye yardımcı olacaktı.
Dağıstan’da ise Çeçen Savaşı bittikten sonra bile radikal Selefi cemaatler henüz hükümetle açık şekilde şiddetli çatışmaya girmemiş ve ancak Dağıstan’ın durumunu sözlü olarak eleştiriyordu. Dağıstanlıları daha radikalleşmeye yöneltmek için 23 Aralık 1997 tarihinde Emir İbn el-Hattab liderliğindeki Çeçen savaşçılar cüretli şekilde Dağıstan’ın iç kısmına doğru ilerleyip baskını gerçekleştirmiş ve Buinaksk’ta konuşlandırılan Rus askeri birliğine karşı saldırıyı düzenlemiştir. Aynı zamanda, 20 Aralık 1997 tarihinde Bagauddin’in cemaatinin temsilcileri ve Salman Raduyev arasında anlaşmanın imzalandığı kamuya açıklanmıştır. “Üçüncü taraflarca saldırılma durumuna” karşı karşılıklı askeri yardımı sağlamanın yanı sıra bu anlaşma fiilen Bagauddin’in cemaatini Dağıstan halkının tek meşru temsilcisi olarak tanımıştır. Bu açıklama aşırı kışkırtıcı özelliği anlaşmaya katmıştır. Buinaksk’ta düzenlenen baskının ardından devamlı olarak gelen baskılardan dolayı Bagauddin Çeçenistan’a geçmek zorunda kalmış ve 1998 yılının Ocak ayının başında orada Dağıstan hükümetine karşı savaşı ilan eden açıklamayı yapmıştır. Bu olay Dağıstan’daki radikal İslamcılığın gelişmesinde önemli değişim noktası olmuştur. O andan itibaren Bagauddin’in cemaati mevcut rejimi zorla devirmeyi açıkça ileri süren askeri-siyasi örgüte hızlı şekilde dönüşmeye başlamıştır. Akhtayev’in 1998 yılının Mart ayındaki ani ölümü münasebetiyle Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’daki İslamiyet kendi kişisel otoritesiyle bu eğilime karşı bir şekilde engel olabilen tek lideri kaybetmiş olmuştur.
1998 yılının Nisan ayında Şamil Basayev başkanlığında “İçkerya (Çeçenistan)-Dağıstan Halkları Kongresi” Dağıstan ve Çeçenistan’daki radikal İslamcıların birbirleriyle yardımlaşması için siyasal araç olarak kurulmuştur. Bu kongrenin görevi Dağıstan içinde İslam projesini destekleyen “beşinci kol”u oluşturmaktı. İbn el-Hattab’ın komutası altında olup “İslam Barış Koruma Taburu” denen birlik İçkerya (Çeçenistan)-Dağıstan Halkları Kongresi’nin faaliyetlerine askeri desteği vermek için kurulmuştur.
İslam projesini gerçekleştirmek için önemli adım Kadar bölgesindeki köyler üzerinde Selefilerin tam hâkimiyetini kurmaktı. Polis ve yerel dini cemaatler arasında uzun zamandır tekrarlanan çatışmaların sonucu olarak 1998 yılının Mayıs ayında oradan polis memurları hemen hemen otomatik şekilde çıkarılmışsa, 1998 yılının Ağustos ayında Kadar bölgesinin tek şeriat ile yönetilen bağımsız İslam bölgesi olduğunun fiilen ilan edilmesi artık devlete karşı açıkça siyaseten meydan okuma eylemi olarak görünmüş olur. Bu algı Dağıstan hükümeti’nin ortaya çıkan İslam-şeriat bölgesini kendi askeri gücüyle yok etmeye kalkıştığı durumda Selefilerin silahlı müdahaleleriyle tehdit edilen İçkerya (Çeçenistan)-Dağıstan Halkları Kongresi’nin liderlerinin hareketleriyle pekiştirilmiştir. Kadar bölgesi İslamcı propaganda çalışmalarını yönetmek için müthiş üs olmuş (yakında televizyon vericisi orada kurulmuştur) ve Karamakhi’de faaliyet gösteren medrese Dağıstan’daki Selefiler için askeri ve ideolojik eğitim merkezi haline gelmiştir .
23 Mart 1999 tarihinde Dağıstan ve Çeçenistan’daki Selefi cemaatlerinin cihadın başladığını ilan etmiş ve Kafkasyalı gençlere “Kafkasya İslam Ordusu”na katılma ve yaşamı sürdürmek için gereken ne varsa İslam askeri güçlerinin konuşlandırıldığı yerlere getirme çağrısında bulunmuştur. Bu dönemde Bagauddin’in konuşmalarının ana konusu Rus ordusunu Dağıstan’dan kovmaktı. Kafkasya’daki cihatçı ideologlardan biri olan Magomed Tagaev 1999 yılının ilkbahar mevsimindeki mülakatta şöyle ileri sürmüştür: “Biz ne pahasına olursa olsun Dağıstan’ı kurtulacağız… ve hiç gecikmeden, hatta Dağıstan’ın kurtuluşuyla paralel olarak Kafkasya’yı kurtulmalıyız… 1999 yılının yaz mevsimi imparatorluğa karşı ciddi savaşların başlangıcı olmalıdır.” Gerçekten de, 1999 yılının ilkbahar ve yaz mevsimlerinde Çeçenistan-Dağıstan sınırındaki provokasyonun ve Rus askerlerine karşı saldırılarının sayısı önemli derecede artmış ve cihada hazırlık sürecinin yoğunlaştığı belli olmuştur .
1999 yılının Ağustos ayında Bagauddin’in ve Basayev’in silahlı grupları Dağıstan’ın dağlık rayonlarına (Tsumada ve Botlikh) saldırıyı düzenlemiş ve Eylül ayında ise Dağıstan’ın Novolak Rayonu’ndan geçerek Dağıstan’ın iç kısımına ilerleme girişiminde bulunmuştur. Fakat bütün noktada Rus ordusu, Dağıstan polisi ve yerel öz savunma birlikleri birlikte onları geri itmiştir. Üstelik Rus ordusu 2 haftalık askeri operasyondan sonra Kadar bölgesini bu gruplardan arındırmıştır.
Bagauddin ve “dış cemaat”in (yani Bagauddin’in Çeçenistan içindeki cemaati) temsilcilerinin stratejisi “iç cemaati,” yani Dağıstan içindeki Selefi cemaatlerin bütün mensupları tarafından desteklenmediğini açıklamamız gerekir. Bagauddin Dağıstan’ın dağlık kesimindeki rayonlarda enbüyük desteği görürken, dağların eteklerinde ve ovalarında (Hazar Denizi sahili) ise birçok İslamcılar Selefi cemaatin etkisini istikrarlı ve barışçıl şekilde genişletme fırsatının halen mevcut olduğunu ve gerçek güç dengesini göz önüne aldığında hükümetle şiddetli çatışmaya girmenin tahrip edici sonucu getireceğini savunmuştur. İç cemaatinin birçok mensupları Dağıstan’daki İslamiyet işlerine Çeçenlerin müdahalesinin artmasına şüpheyle bakmıştır. Anlaşılır ki, Bagauddin’in iç cemaatin aktivistleri had oldukça güçlü ayrılıkçı ve Rus aleyhtarı duygulara sahipti ve onlardan bazıları Şamil Basayev’in grubuna katılmıştır. Fakat Dağıstan içindeki dini cemaatler hiçbir Rus aleyhtarı protesto eylemlerini planlamamıştır.
Kuzey Kafkasya’nın başka bölgelerinde ise cihat meydana gelmemiştir. Buna karşın, 1999 yılında cihatçı grupların birçok mensupları Çeçemistan’a geçmiş ve Şamil Basayev ve İbn el-Hattab’ın arzusuna göre kendi memleketlerinde cihadı gerçekleştirmek için silahlı Çeçen militanların gruplarına katılmıştır. Onların çoğu ideolojik sebepden daha çok hükümetin takibinden kaçınmak için gizlenmek ya da sadece para kazanmak amacıyla gruba katılmıştır. Nihai olarak Çeçen toprağının tamamı Rus ordusu tarafından tekrar işgal edilmiş ve Çeçen mücahitler 1994-1996 yıllarında kullandığı gerila savaş taktiklerine geri dönmüştür. Kuzey Kafkasya’daki radikal İslam projesi bazı temel sebeplerden dolayı başarısız olmuştur:
(1) İslamcıların Çeçenistan’da İslami düzeninin cazip modelini yaratamaması: 1999 yılının başında Çeçenistan’ın İslam cumhuriyeti olarak ilan edilmesi dâhil Çeçenistan’daki toplumsal ve siyasal hayatın İslamlaşmasına yönelik resmi adımlar ancak toplumsal ve siyasal kargaşanın derinleşmesi, güvensizliğin artması ve ekonomik felakete yol açmıştır. Çeçenistan’ın experience of yarı-bağımsız devlet olması ve İslamlaşması Dağıstan ve başka Kafkasya cumhuriyetlerini şaşırtmış ve bu cumhuriyetlerin Çeçenistan’a karşı tepkisi gittikçe artmıştır. Kapitalizme geçiş ve Avrupalılaşma Doğu Avrupa ülkeleri ve Baltik ülkelere birçok zorlukları getirdiği halde, 1990’lı yıllardaki bu ülkelerin deneyimi Belarus, Ukrayna ve Moldovya halklarının belli bir kısmı için halen cazip model olarak görülmektedir. Buna karşın, Çeçenistan modeli ancak Dağıstan ve bütün Kuzey Kafkasya’yı Rusya’nın etksi altına geri itmiştir.
(2) Etnik factörün hafife alınması: Dağıstanlılar 1999 yılının Ağustos ve Eylül aylarında silahlı gruplarının Dağıstan içine girmesini özellikle Çeçen saldırısı olarak algılamıştır. Bu yüzden Dağıstanlılara göre yerel İslamcılar hemen bu saldırganların işbirlikçisi ve kendi halkına karşı hain olmuştur. Burada Müslümanlar arasındaki dayanışma çalışmamıştır. Burada İslamiyet’in halkları birleştirme potansiyelinin radikal İslamcıların beklediğinden çok daha zayıf olduğu ispatlanmıştır.
(3) İslamcı liderler kendi potansiyel gücü ve imkanlarını gerçekte olduğundan daha fazla tahmin etmiştir. Ayrıca onlar Dağıstan’ın Rusya’dan ayrılmasına müsaade etmemeye ve Rusya’ya karşı isyan eden Çeçenistan’ı kontrol altında tutmaya yönelik Rusya hükümetinin siyasi iradesi ve potansiyel gücünü hafife almıştır.
5. Devletin Tepkisi: Birbiriyle Ters Sonuçlar
1999 yılındaki istiladan önce birkaç yıl boyunca, ne kadar mantığa aykırı görünse de, Bagauddin’in cemaatinin radikalleşmesine kolaylık sağlayan şey Dağıstan yetkililerinin bu cemaat ile ilgili olarak uyguladığı politikalarıydı. Birinci Çeçen Savaşı bitene kadar Dağıstan hükümeti radikal Selefi hareketlerine özel olarak dikkat etmemiştir. Bagauddin ve onun çevresindekiler siyasete karışmamış ve onun devletin din adamlarının temsilcileriyle çatışmaları ile alakalı sorun 1990’lı yılların birinci yarısı boyunca Dağıstan’ı tam anlamda parçalayan şiddetli sosyo-ekonomik ve etnik-siyasal gerginliğe göre geri planda kalmıştır. 1997 yılından sonra Selefi hareket aktif olmaya başlayıp somut şekilde siyasallaştığında, devlet dini ve siyasal aşırılığa karşı tutarlı ve karmaşık stratejiyi yeterince oluşturamadığından dolayı Dağıstan yetkililerinin Bagauddin’in cemaatine karşı tepkisi onun faaliyetlerini teker teker bastırıp cezalandırmakla sınırlı kalmıştır. Ayrıca, resmi olup Sufi eğilimli olan Müslümanlar Kurulu tarafından yayıldığı “Vahhabilik”e karşı nefret sadece halk arasında stereotip oluşturmakla kalmayıp devlet politikasının unsuru da olmuştur. Bu, Vahhabiliğin dini cemaatlerin mensuplarıyla ilişkilerindeki milislerin kışkırtıcı davranışı ve milislerin temel insan hakları ve haysiyetinin yasadışı ihlali ile sıkça ifade edilmiştir. Böyle “küçük dırdır” taktikleri Bagauddin’in cemaatini ancak aşamalı şekilde hükümet karşıtı yaparak hırçınlaştırmış ve pekiştirmiştir. Bagauddin’in cemaati üzerindeki suçlamalar ancak daha fazla insanların onun cemaatine katılmalarına ve birçok genç İslamcıların kendilerinin çabucak cihatçiye dönüştüğü Çeçenistan’ı ziyaret etmelerine yol açmıştır.
Diğer yandan, İslamcı aktivistler Dağıstan’ın Kadar bölgesinde özerk bölgenin ortaya çıkması gibi kendi rejiminin itibarına karşı gerçek ve ciddi zorluklara decisive cevabı veremediğini görmüştür. 1 Eylül 1998 tarihinde bu bölgedeki dini cemaatiyle birlikte krizleri kontrol altında tutmakla ilgli anlaşmayı imzalayarak Dağıstan hükümeti yeni duruma fiilen teslim olmuştur. Radikal Selefilere tanınan serbestliği ara sıra sınırlayan hükümetin tutarsız ve çelişkili politikalarından başka Kadar bölgesi meselesine karşı böyle “yumuşak” yaklaşımın sebebi bir dizi taktik düşüncelerdi. “Vahhabi tehdidi”nin olması Dağıstan hükümetinin lobi faaliyetleriyle federal hükümetinin politikalarına kendi çıkarlarını yansıtmakta daha başarılı olmasına katkı sağlamıştır. Başka sebep ise Dağıstan hükümeti’nin Moskova’dan Karamakhi meselesi ile ilgili hiçbir net emri almamasıydı. Dağıstan hükümetinin yöneticileri Rusya İçişleri Bakanı Sergey Stepaşin’in 1998 yılının Eylül ayındaki Karamakhi ziyaretini duruma karıştırmamaya yönelik sinyal olarak algılamıştır. Karamakhi’deki Selefilerin krizin tam ortasında Karamakhi’deki aktivistlere aktif şekilde askeri desteği vermeye hazır olduğunu ilan eden Şamil Basayev ve İbn el-Hattab gibi güçlü müttefiklerinin olması Dağıstan hükümeti için o kadar önemli değildi. Son olarak bu da önemlidir ki, Karamakhi’deki İslamcılar da Dağıstan hükümetini yöneten elitleri oluşturan etnik grup olan Darginlerden oluşturulmaktaydı. Darginler için her şeye rağmen Karamakhi’deki aktivistler Darginler ve Avarlar arasındaki rekabet bağlamında yine de “kendi halkları”ydı. Gerçi daha sonra gördüğümüzde acayip gelir de, 1996-1998 yıllarında müftülüğü yapan S. M. Abubakarov altında somut olarak siyasallaşmaya başlayan Dağıstan Müslümanlar Kurulu vasıtasıyla yapılan baskı dâhil güçlenen Avarların baskısına karşı Karamakhi’deki aktivistlere dengeleyici olarak bakmak Dargiler için tamamen makul görülmüştür. Fakat illâki Bagauddin’in cemaati Dağıstan hükümetinin davranışını zayıflığın işareti olarak algılamış ve İslamcı gruplar hızlı şekilde silahlı çatışmaya doğru yönelmiştir.
1990’lı yıllar boyunca, Kuzey Kafkasya’daki cumhuriyetlerin yetkilileri arasında radikal İslamcılarla uzlaşmaya yönelik bu politika yaygın şekilde özümsenmekteydi. Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’daki başka cumhuriyetlerin yetkilileri 1999 yılındaki istilaya şaşırmış ve radikal İslamcı gruplara karşı topyekün savaşı yaparak askeri yöntemle sorunu halletmeye karar vermiştir. Bu zulüm kampanyasının hedefleri hakiki radikal İslamcılar ve terörist ağlarının içinde yer alanların dışında katı dindarlık ve toplumsal aktiflikle tanınan birçok sıradan Müslümanları da kapsamaktaydı. Yakın zamanlarda Dağıstan İçişleri Bakanlığı’nın organları tarafından derlenen “Vahhabilerin listeleri” denilen belgede yer alan isimlerin önemli kısmı bu insanlardı. Bu listede yer alanlar arasında din ile hiçbir alaka olmayan insanlar da sıkça bulunmuştur. İslamcılığa karşı asıl muhalifler de dâhil olmak üzere birçok yerel yetkililer, siyasetçiler ve dini aktivistlere göre “Vahhabiler”i avlama kişisel ve siyasal bilgileri araştırmak için ve yozlaşmış milisleri güçlendirmek için de bir yöntem olarak yaygın şekilde kullanılır hale gelmiştir. İslamcı aktivistleri toplu şekilde tehdit etme yöntemleri dâhil zorlayıcı ve cezalandırıcı yöntemlerin yaygın şekilde benimsenmesinin ancak kısmen etkili olduğu kanıtlanmıştır. Bu yöntemler onların bazıları üzerinde ancak ters etkiyi yaratmıştır. Bu yöntemden dolayı onların yerel yönetiminin temsilcilere intikam niyeti veya savaş için Çeçenistan’a gitme niyeti tahrik edilmiştir.
Ona rağmen, şunu kabul etmemiz gerekir ki, yabancı misyonerleri sınırdışı etmek, uluslararası yardım vakıflarının temsilci ofislerini kapatmak ve durumu sıkı şekilde takip etmeye devam etmek gibi radikal İslamcılara karşı özellikle 1999-2000 yıllarında yapılan geniş kapsamlı baskı ne kadar pahalı tutsa da en azından geçici olarak Dağıstan’da şiddetlenen radikal İslamcılık meselesini sakinleştirmeye katkı sağlamıştır. Fakat dini-siyasal aşırılığın yeni yükselişini engellemek için daha çeşitlendirilmiş yöntemlere dayanmak gerektiği de açıktır. Bizim İslamcı hareket olgusunun heterojen olduğu ve daha ileri evriminin çeşitli vektörlerinin olduğu farkında olarak daha farklı şekilde yaklaşmamız gerekir.
6. Yol Kavşağındaki Radikal İslamcılık: Terörizm mi Yoksa Pragmatik Uyum mu?
1999 yılındaki saskeri-siyasal yenilgi ve Selefi cemaatlerin çoğunluğunun kolluk kuvvetlerinin organları tarafından zorla kapatılması Dağıstan’daki radikal İslamcılığın derin örgütel ve ideolojik krizine yol açmıştır. Selefi hareket kendi “başı”nı kaybetmiştir, yani eski liderleri askeri operasyonlarda öldürülmüş ya da saklanmak için Dağıstan’dan Çeçenistan, Rusya’nın başka bölgeleri veya hatta Ortadoğu ülkelerine de kaçmıştır. Bagauddin’in cemaati artık birçok ayrı gruplara bölünüp tek bir örgüt olmaya son vermiştir. Birçok eski aktivistler polis ve istihbaratın sıkı denetimi altında tutulduğundan dolayı fiilen hareket içinde yer alamaz hale gelmiştir. Onlar eski dini cemaatlerde kalan elemanlar ve Selefi fikirlere ilgilenen yeni nesil Müslümanları birleştirip harekete geçirebilen yeni karizmatik liderleri bulamamıştır. Bu rolün oynanması istendiği kişilerden biri Rusya Müslümanları Birliği eski başkanı olup Rusya Devlet Dumasi eski üyesi olan Nadir Khaçilaev’di ve o, 2003 yılının Ağustos ayında öldürülmüştür. Radikal İslamcı hareketin dönüşümünün yönü ağırlıklı olarak günümüzdeki yapılandırılmamış ve ideolojik olarak yolunu kaybetmiş Selefi hareketin birçok destekçilerini kim yönlendireceğine bağlıdır.
Gerçekte, iki dinamizm oluşturulmaktadır. Bir yandan, yeraltı faaliyetlerine yönelen küçük ama fanatik cihatçıların grubu vardır. Bu insanlara göre, 1999 yılındaki olayda ancak Rusya devletinin İslam karşıtı özelliği kanıtlanmış ve bu yüzden onlar maliyet ne kadar tutarsa tutsun Rusya’ya karşı savaşa devam etmeye yönelmektedir. Onların Rus askerleriyle savaşlarda öldürülen kendi yoldaşları ve radikal İslamcılar ile bağlantılı olma şüphesinden dolayı İçişleri Bakanlığı’nın personelleri tarafından sıkça yapılan taciz ve işkence için intikam almaya yönelik şiddetli niyeti vardır. 2000-2004 yılları boyunca birçok terör eylemleri ve hükümetin temsilcileri, askerler ve polis memurlarını kaçırmaları gerçekleştiren gruplar işte bu cihatçı gruplardı.
Bu grupların sayısı ve askeri-siyasal potansiyel gücünü abartarak tahmin etmememiz gerekir. Fakat günümüzdeki Dağıstan’ın şartları altında, özellikle Çeçenistan’da savaş devam ettiği sürece cihatçı olma eğilimi bölgedeki nüfus arasında belli bie seviyede kaçınılmaz şekilde destek görecektir. Ayrıca, dünyadaki İslamcı hareketlerde de benzer eğilim güçlü şekilde gelişmektedir. Taktik açıdan baktığımızda, cihatçı grupların yöntemleri isyandan kundaklama, terör ve gerila eylemlerine değişmiştir. Gerçi bu yöntemi Dağıstan’daki radikal İslamcılardan daha çok Çeçenistan’dakiler tercih etmektedir de, onların faaliyetlerinde yeni kullanılmaya başlayan yöntem de kadınlar dâhil canlı bombalardır.
Bu grupların mensupları için, silahlı cihat kendilerinin en yüce amacına dönüşmekte ve onları İslamiyet altında tutmak için ana faktör haline gelmiştir. Onlar topluma İslamiyet’i yayıp İslamiyet’e dayalı devletleri inşa etme fikrine çok az ilgi göstermiştir. Başka deyişle, “geleneksel” İslamcı hareket yönlendirmiş somut ulusal ve yerel İslam projeleri radikal cihatçı grupları ilgilendirmemektedir. Bu, somut yerel veya ulusal bağlardan yoksun olup sadece İslamiyet’in düşmanlarıyla topyekün savaşı ısrar eden radikal İslamcılığın neredeyse yeni bir tipidir. Afganistan, Cezayir, Mısır ve İslam dünyasının başka “sıcak noktaları” veya zaman zaman “alevlenen noktaları”nda İslamcılığın benzer dönüşümlerinin örneklerini görebiliriz. İşte El-Kaide ve Usame Bin-Ladin bu tür İslamcılığın en iyi örneğidir. Fransız İslamiyet uzmanı olan Olivier Roy El-Kaide’yi mecazi şekilde “siyasal İslamiyet’ten de farklı olup yakında kıyametin olacağını ileri süren kesim” olarak tanımlamıştır. O, bu yeni radikal İslamcılığı şöyle nitelendirmektedir:
“Usame Bin Ladin’in hareketi… gerçek toplumsal sorunlarlaasla bağlı değildir. [Bu eğilim sınıf çatışması ve çıkar çatışmalarımantığından daha ziyade varoluşçuluk ve kendini tanımlama meseleleri ile bağlıdır.] Bin-Ladin herhangi bir somut ülkede iktidarı ele geçirmek için hiçbir stratejiye sahip değildir. O, umutsuz insanlara intikam alma fırsatını verir ama ne umut ne de alternatifi göstermez.… o, şehit olmanın örnekleri ve günümüzün Babil’inin kalbine yönelik saldırının ahlaki etkisini vurgulayarak Müslüman ‘halk’ın vicdanlarına başvuruyor. Fakat o, hiçbir somut siyasal projeye sahip değil ve parlak geleceği asla vaat edemez.”
Dağıstan’daki cihatçı grupları bu toplumsal-psikolojik özelliklerini büyük oranda taşımaktadır. Aynı zamanda, bu gruplar hiç bağımsız değildir ve eskisi gibi Kafkasya’daki jeopolitik rekabet çerçevesinde kendi çıkarlarını takip eden çeşitli aktörler tarafından manipüle edilmeye devam etmektedir.
Bu yıkıcı radikal İslamcılığa karşı alernatif, Ortadoğu’daki önde gelen birçok radikal İslamcı hareketler ve kuruluşlar ile yaşandığı gibi, Selefi hareketin mevcut gerçeği pragmatik şekilde kabul etmesi, ulusallaşması ya da ulusal toplumsal-siyasal sürece istikrarlı entegrasyonudur. Henüz sağlam şekilde tasarlanmamış da Dağıstan’da benzer eğilimi gözlemleyebiliriz. Burada stratum of genç ve eğitimli İslamcı aktivistlerin tabakası oluşturulmaktadır. Onlar Bagauddin’in cemaatinin 1990’lı yıllarındaki deneyimi eleştirel şekilde yeniden düşünüp eski İslam projesinin iflasa uğramasının sebeplerini anlayıp work out Dağıstan’daki İslamcı haretet için yeni ve daha gerçekçi ana hatlar üzerinde çalışma yapmaya yönelmektedirler . Bu amaç için onlar Ahmed-Kadi Akhtayev’in ideolojik mirasına odaklanmakta ve nispeten “liberal” Mısırlı çağdaş İslamcı ideolog olan Yusuf el-Karadavi’nin yazılarından da cevapları aramaktadırlar. Bu tutum Bagauddin’in yorumundaki tutucu Selefiliğin katı sınırını aşmaya yönelik görünür eğilimi işaretlemektedir. Onlar mevcut seküler devlet çerçevesi içinde meşru İslami eğitimsel, toplumsal ve nihai olarak siyasal faaliyetlerin olanağını aramaktadırlar.
1990’lı yıllardan beri Dağıstan’ın bazı kırsal rayonlarında kendi varlığını sürdüren ayrı Selefi cemaatler iki kutup arasında kalmıştır. Onlar 1999 yılındaki olaylara katılmamış ve günümüzde kendi dini görüşünü bırakmadan kendi köylerinde Sufi tarikatların destekçileriyle tamamen huzurlu şekilde bir arada yaşamaktadır. Örnekler olarak rayon ve başkalarını listeleyebiliriz. “Barışçı Selefiler” denen bu cemaatlerin mensupları sürekli olarak polis ve istihbaratın denetim altında tutulmakta, ama gerçekte onlar tarafından düzenlenen herhangi bir yasadışı faaliyetler kaydedilmemiştir. Günümüzde Selefiliğin Dağıstan toplumuna barışçıl entegrasyonunun sağlam modelinin ortaya çıkması hakkında ne derecede konuşabildiğimizi tahmin etmek zordur. Bazı gözlemciler Selefilerin sadece taktikleri değiştirip kendilerini gizlemekte olduğunu ve ancak tekrar silahlanıp savaşmak için uygun zamanı beklediğini gözü önüne almaktadır. Ama yine de yukarıdaki açıklamalar en azından Dağıstan’daki radikal İslamcı hareketin gelişme yönlerinin çeşitli olduğunu göstermektedir.
Sonuç
Söylentilere göre, Dağıstan’daki radikal İslamcılığın faaliyetleri artık zirveden geçmiştir. Görünüşte onlar aktif görülürken, cihatçılık gitgide marjinal ve dışlanmış eğilime dönüşmektedir. Bu hareket uzun zamandır neredeyse Dağıstan’ın durumunun arka plandaki faktör olarak devam edecek, ama kendi gücünü yükseltmek için yeterli stratejik, insani ve başka kaynaklara sahip olamayacaktır. Bu, radikal İslamcılığın artık yayılmayacak olması anlamına gelmez, ama 1999 yılının seviyesinde yayılma ihtimalinin ise oldukça düşük olduğu açıktır. Aynı zamanda, İslamcı hareketin Dağıstan Cumhuriyeti’nin toplumsal-siyasal hayatına entegrasyonuna yönelik eğilim büyümektedir. Bu birbirine ters olan eğilim bir yandan radikal İslamcılık meselesini yumuşatacağını vaat ederken, diğer yandan Dağıstan’ın bütün siyasal-ideolojik manzarasını tamamen değiştirmeye yol açabilir. Radikal İslamcılığın insanları harekete geçirmek için potansiyel gücü konusunda, artık günümüzde onun bariz sınırlarını görüyoruz. Radikal İslam projesi ne günümüzde ne de gelecekte etnisite ve klanın halen siyasal hareketi belirleyen en önemli faktör olduğu karmakarışık Dağıstan toplumunda birleştirici ve istikrarlılaştırıcı faktör olabilir. Radikal İslamcılık faktörü tek başına Dağıstan’daki mevcut siyasi rejimin istikrarını sarsamaz. Fakat toplumsal, ekonomik ve etnik-siyasi çelişkiler kritik şekilde şiddetlenirse ve / veya yığınırsa İslamiyet faktörü Dağıstan’ı son derece iktikrarsızlaştırabilir.

*************************************
Dmitriy MAKAROV, Kıdemli Araştırmacı, Rusya Bilimler Akademisi Doğu Araştırmaları Enstitüsü.
(Çev.) Keisuke WAKIZAKA
***********************************************
Kaynakça
Akayev, Vakhit, “Religiozno-Politicheskii Konflikt v Chechenskoi Respublike Ichkeriia [Çeçenitan-İçkerya Cumhuriyeti’nde Dini-Siyasi Çatışma]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz, Cilt 4, Sayı 5, 1999, ss. 101-104.
—–, Sufizm i Vakhkhabizm na Severnom Kavkaze. Konfrontatsiya ili Kompromiss?[Kuzey Kafkasya’da Tasavvuf ve Vahhabilik: Çatışma mı Yoksa Uzlaşma mı?], Moskova: Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü, 1999.
Al’-Kaf.
Arukhov, Zagir, Ekstremizm v Sovremennom İslame [Çağdaş İslamiyet’te Aşırılık], Mahaçkale: y.y., 1999.
Vladimir Bobrovnikov, “İslam na Postsovetskom Severnom Kavkaze (Dagestan) [Sovyet sonrası Kuzey Kafkasya’da (Dağıstan) İslamiyet], Alexey Malashenko ve Martha Brill Olcott (der.), İslam na Postsovetskom Prostranstve: Vzglyad İznutri [Eski Sovyet Coğrafyasında İslamiyet: İç Görünüm], Moskova: Moskovskiy Tsentr Karnegi, 2001, ss. 80-96.
Initiatives and Actions Taken by the Kingdom of Saudi Arabia to Combat Terrorism, September 2003, Washington D.C.: Washington Suudi Arabistan Büyükelçiliği, 2004.
Kudryavtsev, Aleksey, “‘Vakhkhabizm’: Problema Religioznogo Ekstremizma na Severnom Kavkaze [‘Vahhabilik’: Kuzey Kafkasya’da Dini Aşırılık Sorunu]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz Cilt 3, Sayı 9, 2000, ss. 119-124.
Makarov, Dmitriy, Ofitsial’nıy i Neofitsial’nıy İslam v Dagestane [Dağıstan’da Resmi ve Gayri Resmi İslamiyet], Moskova: Stratejik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2000.
Malashenko, Aleksey, İslamskie Orienterı Cevernogo Kavkaza [Kuzey Kafkasya’da İslami İşaretler], Moskova: Gendal’f, 2001.
Mantaev, Abuzagir A., “Vakhkhabizm” i Politicheskaia Situatsiia v Dagestane [“Vahhabilik” ve Dağıstan’daki Siyasi Durum] (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomat Akademisi, 2002.
Matsuzato, Kimitaka, Magomed-Rasul İbragimov, “Islamic Politics at the Sub- regional Level in Dagestan: Tariqa Brotherhoods, Ethnicities, Localism and the Spiritual Board”, Europe-Asia Studies, vol. 57, no. 5 (2005), ss. 753-779.
Molodej’ Dagestana.
Nezavisimaya Gazeta.
Pilkington, Hillary, Galina Yemelianova (der.), Islam in Post-Soviet Russia: Public and Privatte Faces, London ve New York: Routledge, 2003.
Roy, Olivier, “Ben Laden: Apokalipticheskaia Sekta, Otklovshaiasia ot Politicheskogo İslama [Bin Ladin: Siyasal İslamiyet’ten Ayrılıp Yakında Kıyametin Olacağını İleri Süren Kesim],” Konstitutsionnoe Pravo: Vostochnoevropeiskoe Obozrenie, Cilt 4, Sayı 37, 2004, ss. 66-88.
Russkaya Mısl’.
Yarlıkapov, Ahmed, Problema Vakhkhabizma na Severnom Kavkaze [Kuzey Kafkasya’da Vahhabilik Meselesi], Moskova: Rusya Bilimler Akademisi, 2000.
—–, “Natsional’noe i Religioznoe v Nogaiskoi stepi [Nogay Bozkırında Milliyet ve Din]”, Etnopoliticheskaya Situatsia na Severnom Kavkaze: Byullleten’ “Konflict-Dialog-Sotrudniçestvo”, Sayı. 1 (1999), ss. 59-64.
Yusupov, Musa, “İslam v Sotsial’no-Politicheskoi Jizni Çeçni [Çeçenistan’ın Toplumsal-Siyasal Hayatında İslamiyet]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz Cilt 2, Sayı 8, 2000, ss. 166-170.
Zalimkhanov, E. M., K. M. Khanbabayev, Politizatsiya İslama na Severnom Kavkaze [Kuzey Kafkasya’da İslamiyet’in Siyasallaşması], Mahaçkale:y.y., 2000.
********************************************
Bu makale, 2005 yılında Kimitaka Matsuzato tarafından derlenerek Hokkaido Üniversitesi Slav Araştırmalar Merkezi tarafından yayınlanan “Emerging Meso-Areas in the Former Socialist Countries:
Histories Revived or Improvised?” kitabının 195.-220. sayfalarındaki Dmitry Makarov’un “Dağıstan’s Approach to the İslamic Mega-Area? The Potentials and Limits of Jihadism” başlıklı makalesinin Türkçe çevirisidir. Bu makale hazırlanırken makalenin yazarı John and Catherine MacArthur Foundation’un yardımıyla toplanan kaynaklardan yararlanmıştır. Onay Numarası: 02-73288-000-GSS.

Hillary Pilkington and Galina Yemelianova (der.), Islam in Post-Soviet Russia: Public and Privatte Faces, London ve New York: Routledge, 2003; Dmitriy Makarov, Ofitsial’nıy i Neofitsial’nıy İslam v Dagestane [Dağıstan’da Resmi ve Gayri Resmi İslamiyet], Moskova: Stratejik ve Siyasal Araştırmalar Merkezi Yayınları, 2000; Aleksey Malashenko, İslamskie Orienterı Cevernogo Kavkaza [Kuzey Kafkasya’da İslami İşaretler], Moskova: Gendal’f, 2001; Kimitaka Matsuzato ve Magomed-Rasul İbragimov, “Islamic Politics at the Sub- regional Level in Dagestan: Tariqa Brotherhoods, Ethnicities, Localism and the Spiritual Board”, Europe-Asia Studies, vol. 57, no. 5 (2005), ss. 753-779.
Abduraşid Saidov, Taina Vtorzheniya [Gizli İşgal], http://lib.baikal.net/koi.cgi/POLITOLOG/saidov.txt [20. 09. 2001].
Z. M. Zalimkhanov ve K. M. Khanbabayev, Politizatsiya İslama na Severnom Kavkaze [Kuzey Kafkasya’da İslamiyet’in Siyasallaşması], Mahaçkale:y.y., 2000, s. 72; Vladimir Bobrovnikov, “İslam na Postsovetskom Severnom Kavkaze (Dagestan) [Sovyet sonrası Kuzey Kafkasya’da (Dağıstan) İslamiyet], Alexey Malashenko ve Martha Brill Olcott (der.), İslam na Postsovetskom Prostranstve: Vzglyad İznutri [Eski Sovyet Coğrafyasında İslamiyet: İç Görünüm], Moskova: Moskovskiy Tsentr Karnegi, 2001, s. 91.
Ahmed Yarlıkapov, Problema Vakhkhabizma na Severnom Kavkaze [Kuzey Kafkasya’da Vahhabilik Meselesi], Moskova: Rusya Bilimler Akademisi, 2000, s. 5.
Yarlıkapov,“Natsional’noe i Religioznoe v Nogaiskoi stepi [Nogay Bozkırında Milliyet ve Din]”, Etnopoliticheskaya Situatsia na Severnom Kavkaze: Byullleten’ “Konflict-Dialog-Sotrudniçestvo”, Sayı. 1 (1999), s. 63.
Yazarın Muhammed Bicülü (Muhammed Karaçay) ile mülakatı, Moskova, 13 Ekim 2003. O, Üçkeken Medresesi’ni kurmuş ve 1994 yılına kadar bu medresenin müdürüydü. 1992 yılında o, İslam Diriliş Partisi’nin sekreteriydi ve Ahmed-Kadi Akhtayev’in yakın yardımcısıydı.
Yazarın Muhammed Bicülü (Muhammed Karaçay) ile mülakatı, Moskova, 13 Ekim 2003.
Initiatives and Actions Taken by the Kingdom of Saudi Arabia to Combat Terrorism, September 2003, Washington D.C.: Washington Suudi Arabistan Büyükelçiliği, 2004, s. 12.
Yazarın Kabardino-Balkarya İslam Cemaati’nin lideri Anzor Astemirov ile mülakatı, Nalçik, 6 Şubat 2003; yazarın Vatandaşlık İşleri Bakan Yardımcısı (şu an ise Bakan) Zagir Arukhov ile mülakatı, Mahaçkale, 8 Ağustos 2003.
Fakat, Kafkasyalı gençlerin Çeçen Savaşı’na katılımı Selefilerden başka tasavvufun destekçilerinden de olmuştur. Özellikle, tarikatçılardan biri olan Ahmed Kadirov orada Rus ordusuna karşı aktif şekilde savaşmıştır.
Vakhit Akayev, “Religiozno-Politicheskii Konflikt v Chechenskoi Respublike Ichkeriia [Çeçenitan-İçkerya Cumhuriyeti’nde Dini-Siyasi Çatışma]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz, Cilt 4, Sayı 5, 1999, s. 102.
Aleksey Kudryavtsev, “‘Vakhkhabizm’: Problema Religioznogo Ekstremizma na Severnom Kavkaze [‘Vahhabilik’: Kuzey Kafkasya’da Dini Aşırılık Sorunu]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz Cilt 3, Sayı 9, 2000, s. 120; Akayev, Sufizm i Vakhkhabizm na Severnom Kavkaze. Konfrontatsiya ili Kompromiss?[Kuzey Kafkasya’da Tasavvuf ve Vahhabilik: Çatışma mı Yoksa Uzlaşma mı?], Moskova:Rusya Bilimler Akademisi Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü, 1999, ss. 30-31; Musa Yusupov, “İslam v Sotsial’no-Politicheskoi Jizni Çeçni [Çeçenistan’ın Toplumsal-Siyasal Hayatında İslamiyet]”, Tsentral’naia Aziia i Kavkaz Cilt 2, Sayı 8, 2000, s. 169.
Çeçenistan’ın ünlü savaş komutanıdır ve o dönemde “Dudayev Ordusu” adlı grubu yönetmekteydi.
“… Bugün biz on mutual assistance between Dağıstan ve Çeçenistan-İçkerya arasındaki karşılıklı yardım konusunda anlaşmaya vardık. İşte bugünden beri Dağıstan İslam Cemaati Dağıstanlı halkı temsil eder ve Allah’a hizmet eder. Bir de aynı zamanda “Dudayev Ordusu” bütün Çeçen halkının meşru temsilcisidir, çünkü Dudayev Ordusu kesin olarak Allah’ın yolunu, Kafkasya’nın özgürlüğü ve bağımsızlığına giden yolu ilerlemeye devam etmektedir…”. İgor’ Rotar’, “Raduev Otmetilsia v Buinakske? [Raduyev Buynaksk’ta İşaretlendi mi?]” Nezavisimaya Gazeta (03. 02. 1998).
“… Bagauddin’in cemaati ve Rus yanlısı Dağıstan hükümeti arasındaki ilişkiler bu gerçeğe dayanan sonuçla savaş durumunda olduğunu söylemek gerekir… Tam ölçekte İslamcıların çağrısı harekete geçirdi… kâfirlere karşı jihadı gerçekleştirmek için…”, Al’-Kaf, Groznı, Mayıs 1998, s. 4).
Zagir Arukhov, Ekstremizm v Sovremennom İslame [Çağdaş İslamiyet’te Aşırılık], Mahaçkale: y.y., 1999, s. 130; Molodej’ Dagestana (29. 05. 1998).
Viktor İl’in, “Oçag Separatizma v Dagestane [Dağıstan’da Ayrılıkçı Ocağı]”, Nezavisimaya Gazeta (18. 08. 1998).
Molodej’ Dagestana Gazetesinde yayınlanan Bagauddin ile mülakatı, Molodej’ Dagestana (18. 06. 1999).
Russkaya Mısl’, Sayı 4269, 13 Mayıs 1999.
Makarov, age., ss. 19-22; 44-46.
Nadir Khaçilaev eski sporcuydu ve 1990’lı yılların birinci yarısında yarı-yasadışı ticari faaliyetler (çoğunlukla havyar üretimi) yoluyla çok para kazanmıştır. Sonra o, siyasete girmiş ve 1996 yılında Rusya Müslümanlar Birliği Başkanı ve Rusya Devlet Duması üyesi olmuştur. Khaçilaev tarafından yönetilen kalabalığın Mahaçkale’deki hükümet binasını saldırdığı 1998 yılının Mayıs ayındaki olaydan sonra o, Çeçenistan’a firar etmek zorunda kalmıştır. Ama daha sonra radikal Çeçen liderleriyle yaşanan anlaşmazlıktan dolayı Dağıstan’a dönmüş ve orada tutuklanmıştır (ya da bazılarının iddiasına göre o, hükümete teslim olmuştur). Birkaç aylık hapis ve soruşturmadan sonra ona uygulanacak cezanın teciline dair karar alınmış ve o, 2000 yılında serbest bırakılmıştır. Bazı tanıklıklara göre, bütün bu duruşmalardan sonra Khaçilayev çok daha dindarlaşmıştır. O, siyasete geri dönmeye çalışmış, ama 11 Ağustos 2003 tarihinde Mahaçkale’deki kendi evinin kapısının önünde kimliğin belli olmayan silahlı adamlar tarafından vurularak suikast edilmiştir.
Olivier Roy, “Ben Laden: Apokalipticheskaia Sekta, Otklovshaiasia ot Politicheskogo İslama [Bin Ladin: Siyasal İslamiyet’ten Ayrılıp Yakında Kıyametin Olacağını İleri Süren Kesim],” Konstitutsionnoe Pravo: Vostochnoevropeiskoe Obozrenie, Cilt 4, Sayı 37, 2004, s. 76.
agm, ss. 72-73.
Genç Dagestanlı siyaset bilimci A. A. Mantaev’in ilginç tezinde bu girişimlerin sonuçları yer almaktadır. bkz: Abuzagir A. Mantaev, “Vakhkhabizm” i Politicheskaia Situatsiia v Dagestane [“Vahhabilik” ve Dağıstan’daki Siyasi Durum] (Yayınlanmamış Doktora Tezi), Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomat Akademisi, 2002.
Yazarın Kirovaul sakinleriyle köyün “gelenekçi” mescidindeki sohbeti ve Kızılyurt Rayonu yönetiminin yetkilileriyle mülakatı, Kirovaul köyü, Kızılyurt Rayonu, 12-13 Kasım 2002, 12 ve 20 Ağustos 2003.

Yorumlar