ABD’nin Güney Kafkasya Stratejisi: Brenda Shaffer’dan Barışın Korunması İçin Dört Maddelik Yol Haritası saha gerçeklerine bir dayatma mı
8 Ağustos, Azerbaycan ile Ermenistan arasında, Netenyahu’nun teşvik ve baskıları ile ABD Başkanı Donald Trump’ın da katılımıyla Washington’da imzalanan barış mutabakatı ile Zengezur Koridorunun açılmasını öngören TRIPP Anlaşması’nın birinci yıl dönümüne denk geliyor. Bu barış anlaşmasının birinci derecede muhatapları başta Türkiye olmak üzere Azerbaycan ve Ermenistan’dır. Ermenistan başbakanı Nikol Paşinyan 20Haziran 2025 tarihinde İstanbul’a gelmiş, 19 Haziranda ise Azerbaycan Cumhurbaşkanı Kahramanmaraş’ta deprem konutları açılışı yapmış ve Erdoğan’ın ısrarına rağmen İstanbul’da üçlü bir görüşme olmamıştı. Ağustos 2025 tarihinde ise kafkassamın iddiasına göre Netenyahunun teşvik ve yönlendirmesi ile Paşinyan ve Aliyev Trumpun nezaretinde bir iyi niyet protokolü imzalamışlar. Netenyahu bu hamleyi Erdoğan ve İran’a karşı yapmıştı. İran’ı kuzeyden de kuşatma ve Türkiye’yi birinci derecede ilgilendiren Güney Kafkasya barışında devre dışı bırakmak. Bu konuda Netenyahu Aliyev ilişkisi Netenyahunun Türkiye korkusundan kaynaklanmaktadır. Netenyahu stratejik bir hamle ile Erdoğan Aliyev ilişkilerini bozmuştur. Ayrıca Netenyahu Türkiye’de Azerbaycan lobilerini dolaylı olarak yönlendirerek Türkiye’ye karşı bir psikolojik harekat başlatmıştır.
Washington’da varılan mutabakatın ardından taraflar, kalıcı barışın tesisi yönünde çeşitli adımlar attı. Bu kapsamda Azerbaycan, kendi toprakları üzerinden Ermenistan’a transit yük taşımacılığına izin verirken, daha sonra Ermenistan’a yakıt sevkiyatına da başladı. Her ne kadar Ermenistan Anayasası’ndaki bazı hükümlerin değiştirilmesi konusundaki anlaşmazlık nedeniyle nihai barış anlaşması henüz imzalanmamış olsa da, her iki taraf da bölgede fiili anlamda barış ortamının oluştuğunu ifade ediyor.
Washington merkezli Atlantik Konseyi Küresel Enerji Merkezi kıdemli araştırmacısı ve ABD Deniz Kuvvetleri Lisansüstü Okulu öğretim üyesi Brenda Shaffer, RealClearWorld için kaleme aldığı makalede, geçen bir yıl içinde tarafların yalnızca mutabakata bağlı kalmadıklarını, aynı zamanda doğrudan ilişki kurarak ticari iş birliğini de geliştirdiklerini belirtiyor.
Shaffer’a göre, bu kazanımların korunabilmesi için ABD’nin yeni bir strateji geliştirmesi gerekiyor.
“Trump’ın sürece kişisel olarak sürekli dahil olması barışın korunmasına önemli katkı sağladı. Ancak Moskova ve Tahran’ın süreci zayıflatma çabaları devam ediyor. Bu nedenle Washington’ın oluşturduğu düzeni koruyacak kapsamlı bir plana ihtiyacı var.” Rusya İran ABD denklemine Güney Kafkasya’yı kurban vermemek için Türkiye’de faaliyet sürdüren mütevazi ve aynı zamanda çok iddialı kafkassam üçlü barış diye bir yol tavsiye ediyor. Hatta üçlü barış olmadan Zengezur ve ya TRIPP yolu olamayacağını üçlü barış olursa da bu yollara ihtiyaç olmayacağını söylüyor. Bu fikir oldukça ilginç ve tabii ki ne Türkiye ve ne de Azerbaycan tarafından kabul görmemekte.
Güney Kafkasya’nın stratejik önemi
Shaffer, Güney Kafkasya’nın Rusya, İran ve Türkiye’nin kesişim noktasında bulunan dünyanın en kritik jeopolitik bölgelerinden biri olduğunu savunuyor.
Yazara göre bölge;
Avrupa ile Asya arasında önemli bir enerji ve ulaşım koridoru oluşturuyor,
Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi riskli deniz güzergâhlarına alternatif sunuyor,
Orta Asya ülkelerine Çin ve Rusya’ya bağımlı olmayan yeni ticaret yolları açıyor.
Shaffer ayrıca İran nüfusunun yaklaşık üçte birini etnik Azerbaycan Türklerinin oluşturduğunu hatırlatarak, Güney Kafkasya’daki gelişmelerin İran’ın iç siyaseti üzerinde de doğrudan etkili olduğunu ileri sürüyor. Son bölgesel kriz sırasında İran hava sahasının kapanmasının ardından Güney Kafkasya’nın Doğu ile Batı arasında kritik bir hava ulaşım koridoruna dönüştüğünü de vurguluyor.
TRIPP Anlaşması’nın ilk yılı
Brenda Shaffer’a göre TRIPP Anlaşması, ABD’nin Güney Kafkasya’ya yeniden güçlü biçimde dönüşünü simgeliyor.
Yazar, geçen bir yılda şu gelişmelerin yaşandığını belirtiyor:
Ateşkes büyük ölçüde korunuyor.
Sınır belirleme görüşmeleri ilerleme kaydetti.
Azerbaycanlılar ile Ermeniler arasındaki doğrudan temaslar arttı.
İki ülke arasındaki ticaret gelişmeye başladı.
Azerbaycan, Ermenistan’a yakıt sevkiyatına başladı.
Taraflar doğal gaz ticareti ve elektrik şebekelerinin birbirine bağlanması konusunda görüşmeler yürütüyor.
TRIPP projesinin inşası devam ediyor.
Bununla birlikte Shaffer, mevcut gelişmelerin Washington’ın süreci tamamlanmış kabul etmesi için yeterli olmadığını düşünüyor.
Ona göre Rusya ve İran artık bölgeyi şekillendirecek ekonomik kapasiteye sahip olmasalar bile, süreci istikrarsızlaştırabilecek araçları hâlâ ellerinde bulunduruyor. Ayrıca Ermenistan Parlamentosu’nda Moskova yanlısı önemli bir grubun bulunduğunu ve Rus askeri varlığının ülkede devam ettiğini hatırlatan Shaffer, ABD’nin bu tür riskleri sürekli takip etmesi gerektiğini savunuyor.
Barışın kalıcı hale gelmesi için öneriler
Brenda Shaffer, TRIPP sürecinin kalıcı başarıya dönüşebilmesi için Washington’ın dört temel adım atmasını öneriyor.
Birinci öneri, Azerbaycan ve Ermenistan parlamentolarından oluşturulacak ortak bir heyetin Washington’u ziyaret ederek ABD Kongresi’ni barış süreci hakkında düzenli biçimde bilgilendirmesi ve iki partinin desteğinin sürdürülmesini sağlamasıdır.
İkinci öneri, enerji iş birliğinin genişletilmesidir. Shaffer’a göre Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, enerji arzının çeşitlendirilmesinin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluk olduğunu göstermiştir. Bu nedenle Hazar petrolü ve doğal gazının dünya pazarlarına ulaştırılmasını sağlayacak yeni projeler desteklenmeli; 1990’larda Hazar enerji projelerine öncülük eden ABD diplomasisi yeniden aktif rol üstlenmelidir. Ayrıca mevcut Üç Deniz Girişiminin, Hazar Denizi’ni de kapsayacak şekilde Dört Deniz Girişimine dönüştürülmesini önermektedir. Brenda Shaffer Ukrayna’nın Hazar denizinde İran gemisinin vurmasını hayal bile edemeyeceği bir atmosferde yazmış olduğu bu makale aslında bu kadar teori üretmeden kafkassamın tezi olan üçlü ve önkoşulsuz anlaşma ile çözülecektir.
Üçüncü öneri, Ermenistan’ın Beyaz Saray’daki imza töreninde verdiği taahhüdü yerine getirerek, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesi üzerinde hak iddiasına dayanak oluşturduğu ileri sürülen anayasal hükmü kaldırmasıdır. Shaffer’a göre söz konusu hükmün yürürlükte kalması, gelecekte kurulacak Ermeni hükümetlerinin barış sürecinden geri adım atmasına zemin hazırlayabilir. Brenda Shaffer ileri sürdüğü bu şartı hangi dayanaklardan çıkardığı anlaşılamamıştır. Ermenistan Waşingtonda sürekli barış yolu vurgusu üzerinden konuyu anlamaya ve anlatmaya çalışmıştır.
Dördüncü ve en önemli öneri ise ABD’nin Güney Kafkasya politikasını bağımsız bir bölgesel dosya olarak değil; İran, Rusya ve Çin’e yönelik küresel stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak ele almasıdır. Shaffer, Güney Kafkasya’nın çevresel veya ikincil bir coğrafya olmadığını, aksine ABD’nin üç temel stratejik rakibinin nüfuz alanlarının kesiştiği kritik bir jeopolitik merkez olduğunu savunuyor. Trump bu TRIPP yolu projesini Haziran 2025 ve Şubat 2026 savaşları öncesi planlamış bu yol üzerinden İranı kuzeyden de kuşatma altına almak üzerine bir strateji belirlemiştir. Bu iki savaş çıkınca TRIPP projesine gerek kalmamıştır.
Brenda Shaffer, Azerbaycan ile Ermenistan arasında başlayan barış sürecini ABD dış politikasının önemli başarılarından biri olarak değerlendiriyor. Ancak kalıcı barışın kendiliğinden sürdürülebilecek bir süreç olmadığını belirten Shaffer, Rusya ve İran başta olmak üzere çeşitli aktörlerin süreci başarısızlığa uğratmaya çalışacağını öne sürüyor.
Bu nedenle yazara göre Washington’ın önündeki yeni görev, yalnızca barışın kurulmasını sağlamak değil, aynı zamanda oluşan yeni jeopolitik düzeni uzun vadede koruyacak siyasi ve stratejik mekanizmaları da hayata geçirmektir. İfadesini kullanırken ABD’nin tezlerinin mutlak doğru ve uygulanması gerektiği fikri üzerinden bir teori geliştirmektedir. Oysa bölge gerçekleri ABD’li uzmanların ileri sürdüğü gibi değil, kafkassamın ileri sürdüğü ön koşulsuz ve koridorsun üçlü barış. Bunun dışındaki tüm teoriler bölgeyi kaosa sürükleyeceği açık bir şekjilde ortadadır.
Hülya Yavuz Karaaslan

