Yuri Mavaşev: Türk Savunma İhracatı: Hedefler Büyük, Peki Ya Cephane Sağlam mı?
KAAN Projesi İçin Suudi Arabistan ile Görüşmeler Sürüyor
10 Şubat’ta Riyad’da düzenlenen World Defense Show 2026 kapsamında Türkiye ve Suudi Arabistan, Türk çok amaçlı helikopteri T625 GÖKBEY’in ortak üretimine yönelik bir mutabakat zaptı imzaladı. Bu adım, savunma sanayiinde uzun vadeli stratejik iş birliğini ve yüksek teknoloji transferini hedefliyor.
Ak Saray’ın, beşinci nesil milli muharip uçak projesi TF-X KAAN da dahil olmak üzere savunma sanayii projeleri için yoğun bir şekilde yurt dışı finansmanı ve teknoloji ortakları aradığı biliniyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ay başında Suudi Arabistan’a yaptığı resmi ziyaretin ardından dünya kamuoyuna Ankara ile Riyad arasındaki iş birliğinin tartışmasız olduğu mesajını verdi.
Erdoğan, dönüş yolunda uçakta gazetecilerle yaptığı geleneksel söyleşide, KAAN projesinde Suudi Arabistan ile iş birliğinin ortak yatırımları kapsayabileceğini belirterek uçağı “Türkiye’nin mühendislik ve savunma bağımsızlığının sembolü” olarak nitelendirdi. Ak Saray tarafından yayınlanan açıklamalara göre Erdoğan, Riyad ile görüşmelerin savunma sanayiinde iş birliğinin genişletilmesine odaklandığını ve bu ortaklığın “her an” gerçekleşebileceğini vurguladı. Bu açıklamalardan, Türk tarafının şu an için daha çok “arzu edilen hedeflere” odaklandığı sonucu çıkarılabilir.
Cumhurbaşkanı’nın bu yorumları, Türkiye’nin yaşlanan F-16 filosunun yerini alması planlanan ve cumhuriyeti ileri savaş uçağı üreticisi konumuna taşıyacak olan çift motorlu, hayalet (stealth) savaş uçağı KAAN’ın (eski adıyla TF-X) yüksek maliyetli geliştirme süreci için yabancı ortak arayışlarının sürdüğü bir dönemde geldi.
Beşinci nesil bir savaş uçağı geliştirmenin ciddi ve uzun vadeli bir finansman gerektirdiği aşikâr. KAAN programı kapsamındaki araştırma, geliştirme ve başlangıç üretim aşaması maliyetlerinin 10 ila 12 milyar dolar arasında değişeceği tahmin ediliyor; testler ve seri üretim ilerledikçe toplam maliyetin artması bekleniyor. Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) yetkilileri, nihai rakamın üretim sayısına ve ihracat başarısına bağlı olarak yükselebileceğini belirtse de uçak başına maliyetin yaklaşık 80-100 milyon dolar civarında olacağı öngörülüyor.
Türk yetkililer, geliştirme maliyetlerini telafi etmek ve bütçe üzerindeki mali yükü azaltmak için uluslararası ortaklığın gerekliliğini daha önce de defalarca vurgulamıştı. Askeri uzmanlar, ekonomik kısıtlamalar ve liranın oynaklığı göz önüne alındığında, programda kullanılan ithal bileşenlerin ve yabancı teknolojilerin maliyetini artıran bu tür bir iş birliğinin hayati önem taşıdığını savunuyor.
Daha önce Azerbaycan potansiyel ortak olarak sunulmuştu. 2023 yılında Ankara ve Bakü, üretim alanı ve teknik katılımı kapsayan bir iş birliği protokolü imzalamış ve Azerbaycan personelinin geliştirmeye katkı sağlaması beklenmişti. Ancak anlaşmadan bu yana kamuoyuna yansıyan somut bir finansal taahhüt veya yatırım onayı gelmemesi, Ankara’yı ek ya da alternatif ortaklar aramaya itiyor.
Şu an için Suudi Arabistan adeta öncelikli aday olarak görülüyor. Erdoğan’ın açıklamalarının, savunma iş birliğinin kapsamlı şekilde tartışıldığı Riyad görüşmelerinden sonra gelmesi dikkat çekici; her ne kadar Türk yetkililer olası finansman düzeyi veya sınai anlaşmalar hakkında detay vermemiş olsa da. Suudi Arabistan’ın olası katılımı, Riyad’ın yerli savunma üretimine yatırım yapma ve yabancı ortaklarla ortak girişimler kurma yönündeki geniş stratejisiyle örtüşüyor.
Yukarıda belirtildiği üzere, şimdilik T625 GÖKBEY helikopterinin ortak üretimi konusunda anlaşmaya varıldı. Türkiye daha önce de birkaç Körfez ülkesiyle savunma iş birliği girişimleri açıklamış veya tartışmıştı; ancak önerilen yatırımların çoğu projelerin tamamlanmasına veya sürdürülebilir bir finansmana dönüşmedi. Körfez ülkelerinin çeşitli sektörlere yatırım vaatlerinin genellikle ilan edilenden daha yavaş ilerlemesi de semptomatik bir durum.
Teknik zorluklar, özellikle de motor meselesi sürerken, finansman sorunu KAAN programı için giderek daha kritik hale geliyor. Şu anda prototip uçak, F-16’larda da kullanılan General Electric F110 motorlarını kullanıyor; ancak Türkiye sonraki seri üretim partileri için yerli bir alternatif geliştirmeyi veya edinmeyi hedefliyor.
Türk diplomasisinin başındaki deneyimli isim Hakan Fidan da ABD’nin Türkiye’nin milli muharip uçak programı için motor tedarik etmediğini belirterek bu soruna dikkat çekmişti. Bu açıklama o dönemde önemli siyasi tartışmalara yol açmış ve Ankara’nın geliştirme aşamasının başındaki yabancı motor teknolojisine olan bağımlılığını yansıtmıştı. O zamandan beri Türk yetkililer, İngiliz ve Ukraynalı şirketlerle iş birliği dahil seçenekleri inceledi ancak görüşmeler henüz nihai bir kararla sonuçlanmadı.
“Milli” motor geliştirilmesi, ek yatırım ve uzun süreler gerektiriyor; bu da programın toplam maliyetini artırıyor. Analistlere göre, uluslararası ortaklar veya ihracat siparişleri olmaksızın uçak başına birim maliyet önemli ölçüde yükselebilir ve bu durum Türk Hava Kuvvetleri için tedarik hacmini sınırlayabilir.
Şubat 2024’te KAAN programı önemli bir dönüm noktasına ulaştı ve Türk stealth savaş uçağı ilk kez havalandı. Uçağın 2030’ların ortalarından önce envantere girmesi beklenmiyor; bu takvim ise başarılı testlere, finansmanın sürekliliğine ve tedarik zincirinin istikrarına bağlı kalmaya devam ediyor. Bu konuda aşılması gereken pek çok nüans bulunuyor.
Türkiye’nin savunma tedarikindeki daha geniş sorunlar, dış finansman ihtiyacını güncel tuttu. 2019 yılında Ankara, Rus S-400 hava savunma sistemlerini satın almasının ardından ABD liderliğindeki F-35 programından çıkarıldı. Bu durum, ülkeyi bir yandan mevcut filosunu modernize etmeye ve yeni alımlara yöneltirken (Ekim 2025’te İngiltere ile Eurofighter Typhoon alımı için anlaşma imzalandı), diğer yandan KAAN gibi uzun vadeli projelere daha fazla odaklanmaya zorladı.
KAAN programı sadece iç harekat ihtiyaçlarını karşılamayı değil, aynı zamanda uzun vadeli gelir getirebilecek bir ihracat platformu olmayı da hedefliyor. TUSAŞ, büyük ihracat siparişlerinin veya ortak katılımlarının geliştirme maliyetlerini dağıtmaya ve üretim ekonomisini stabilize etmeye yardımcı olabileceğini vurguluyor.
Resmi düzeydeki iyimserliğe rağmen, programın finansman meselesi henüz çözülmüş değil. Azerbaycan tarafında onaylanmış bir finansal katkının ve diğer potansiyel ortaklarla nihai anlaşmaların eksikliği, finansman kısmındaki belirsizliğin sürdüğüne işaret ediyor.
Dikkat çekici bir diğer gelişme ise, Fidan’ın geçtiğimiz günlerde NATO ortaklarını pek de memnun etmeyecek sansasyonel bir açıklama yapmasıdır. Bakan, Orta Doğu’da herhangi birinin nükleer silaha sahip olması durumunda Türkiye’nin de nükleer silahlanma yarışına girmek zorunda kalacağı uyarısında bulundu: “Bu mesele genel stratejik durum bağlamında değerlendirilmelidir. Dürüst olmak gerekirse, bölgede mevcut güç dengesini bozacak dramatik değişiklikler görmek istemiyoruz. Ancak İran ile sorun yaşayan ülkeler nükleer silaha sahip olmaya yönelirse, biz de muhtemelen bu yarışa katılmak zorunda kalırız.”
Bu bağlamda Bloomberg’in, resmi yetkililerin açıklamalarıyla da desteklenen, Türkiye’nin Suudi Arabistan ve “nükleer” Pakistan’ın savunma paktına katılma perspektifini ciddi şekilde değerlendirdiğine dair haberi de göz ardı edilemez. İslamabad ve Riyad, 2025 sonbaharında yakınlaşma adımları atmıştı. Buna paralel olarak “Müslüman NATO’su” kurulabileceğine dair yeni bir tartışma dalgası başladı. Ancak uzmanlar, bu fikrin hayata geçirilmesinin önünde çeşitli engeller olduğunu; potansiyel müttefiklerin bölgedeki çıkarlarının çok farklı olduğunu ve coğrafi konumlarının bir harekat alanından diğerine birlik kaydırmayı oldukça zorlaştırdığını haklı olarak belirtiyorlar.
Yuri Mavaşev
Doğu Bilimci, Yeni Türkiye Araştırmaları Merkezi Direktörü Moskova


Yorum gönder