David Dondua: Gürcistan’daki Demokratik Gerileme: Sorgusuz Kabulün Tehlikesi
Gürcistan’ın son yıllarda yaşadığı demokratik gerileme, hem ülke içinde hem de uluslararası çevrelerde şaşkınlıkla karşılandı. Bir dönem “demokrasinin vitrini” ve Avrupa entegrasyonunun öncüsü olarak görülen Gürcistan, Avrupa demokratik ailesindeki konumunu çok kısa bir sürede kaybetti. Bu dönüşüm ani görünse de, aslında uzun süredir biriken yapısal kırılganlıkların sonucudur. Bu durum yalnızca Gürcistan için değil, benzer jeopolitik eşiklerde bulunan küçük devletler için de önemli dersler barındırmaktadır.
Arka Plan
Gürcistan’ın demokratik ve Batı yanlısı yönelimindeki aşınma, tek bir siyasi karar, aktör ya da hükümetle açıklanamaz. Bu süreç, uzun vadeli ve çok katmanlı bir etkileşimin ürünüdür. En genel çerçevede bakıldığında, Gürcistan toplumunun uzun yıllar boyunca Rusya’nın yürüttüğü hibrit ve bilişsel operasyonlara maruz kaldığı ve bu operasyonların, 2008’deki askeri işgalden dahi daha etkili olduğu görülmektedir.
2008 Rus-Gürcü Savaşı’nın ardından Moskova, Gürcistan topraklarının yaklaşık yüzde 20’sini fiilen işgal etti. Ancak asıl stratejik kazanım, takip eden yıllarda elde edildi. Rusya; siyasi nüfuz, ekonomik baskı, dezenformasyon ve elitlerin kademeli olarak etkilenmesi yoluyla Gürcistan’ın devlet kurumlarına sızmayı başardı. Hükümetten yargıya, güvenlik bürokrasisinden dışişleri teşkilatına kadar pek çok alan, bu etkinin açık hedefi hâline geldi. En kritik sonuç ise Gürcistan’ın Avrupa entegrasyonu hedefinden uzaklaştırılması ve demokratik reformlara duyulan güvenin aşındırılması oldu. Bu süreç, fiili bir “bilişsel işgal” anlamına geliyordu.
Bu gerilemeyi yalnızca Rusya’nın hibrit saldırılarına, Gürcü Rüyası hükümetinin tutumuna ya da Bidzina İvanişvili’nin etkisine indirgemek eksik olur. Gürcistan’ı kırılgan kılan birçok siyasal, toplumsal ve kurumsal unsur bulunmaktadır. Bunlar arasında en az tartışılan ancak en belirleyici faktörlerden biri, bağımsız Gürcistan’ın dış politika yöneliminin hiçbir zaman gerçek anlamda kamusal tartışmaya açılmamış olmasıdır.
Sorgulanmayan Uzlaşma
Sovyetler Birliği’nin çözülme sürecinde Gürcistan toplumu, yeni devletin anayasal yapısından ekonomik modeline kadar pek çok konuyu hararetle tartıştı. Ancak ülkenin dış politika yönelimi neredeyse hiç tartışılmadı. Batı’ya yönelmek, doğal ve tartışmasız bir kader gibi kabul edildi. Alternatiflerin dile getirilmemesi, bunların bilinçli biçimde reddedilmesinden değil, konuşulmasının dahi meşru görülmemesinden kaynaklanıyordu.
Bu sorgusuz uzlaşma, otuz yıl boyunca Gürcistan’ın iç ve dış politikasını şekillendirdi. Ancak zamanla bu durum, derin bir toplumsal sahiplenme yerine yüzeysel ve duygusal bir bağlılık üretti. Avrupa Birliği ve NATO üyeliğinin ne anlama geldiği, hangi maliyetleri ve ödünleri içerdiği, toplumun geniş kesimleri tarafından yeterince anlaşılmadı.
Sonuçlar
Avrupa entegrasyonuna yönelik kamuoyu desteği yüksek görünse de, bu destek çoğu zaman bilgiye değil duygulara dayanıyordu. AB standartlarının tarımı yok edeceği, bağların söküleceği ya da yerel ürünlerin Avrupa pazarlarından dışlanacağı gibi iddialar, bu bilgi eksikliğinin ne kadar derin olduğunu ortaya koydu. Hükümetler ve Batı yanlısı sivil toplum kuruluşları, entegrasyonun bedellerini ve uzun vadeli kazanımlarını açık biçimde anlatmakta yetersiz kaldı.
Tüm Gürcistan hükümetleri kendilerini Batı yanlısı olarak tanımladı ve Avrupa’da demokratik bir gelecek vaat etti. Ancak pratikte, demokratik standartlarla çelişen uygulamalar sıkça görüldü. Mevcut iktidar partisi Gürcü Rüyası ise zamanla Avrupa’yı, kötü yönetimin ve reform maliyetlerinin günah keçisi hâline getirdi. Bu yaklaşım, toplumun Avrupa yoluna olan güvenini daha da zayıflattı.
Seçmenlere hiçbir zaman gerçek bir jeopolitik tercih sunulmadı. Avrupa yolu, tartışılmaz ve güvenli bir seçenek olarak sunuldu. Bu tekelci yaklaşım, çoğulculuğu ortadan kaldırdı ve zamanla Avrupa tercihini savunmasız hâle getirdi. Bugün Rusya yanlısı aktörlerin “Gürcistan’ın Avrupa’yı seçmesine kim karar verdi?” sorusunu sorabilmesi, bu boşluğun doğrudan sonucudur.
“Tarafsızlık” Anlatısı
Batı’dan kopuşun açıkça savunulmasının zor olduğu bir ortamda, iktidar “devlet tarafsızlığı” söylemini öne çıkarmaktadır. Bu söylem, istikrar ve egemenlik vaadiyle sunulsa da, Gürcistan’ın coğrafi, ekonomik ve güvenlik gerçekleri göz önüne alındığında uygulanabilir değildir. Pratikte bu yol, Batı’dan uzaklaşmanın ve Rusya’ya yeniden bağımlı hâle gelmenin en hızlı yoludur.
Genel Değerlendirme
Gürcistan’ın demokratik gerilemesi ani bir kopuşun değil, otuz yılı aşkın süredir Avrupa tercihini derinlemesine tartışmamanın ve içselleştirmemenin sonucudur. Stratejik yönelimler yalnızca sloganlarla değil, sürekli kamusal tartışma, yurttaşlık eğitimi ve bilinçli toplumsal sahiplenmeyle sürdürülebilir.
Bilgiye dayalı yüzde 40’lık sağlam bir destek, sembolik yüzde 80’lik onaydan çok daha dayanıklıdır. Gürcistan’ın toparlanmasının anahtarı, sayılardan ziyade toplumsal bilinç ve sahiplenme üretmektir.
Bu süreç geri döndürülemez değildir. Krizler, toplumların sorgulanmayan kabulleri bilinçli tercihlere dönüştürmesi için fırsat yaratır. Batılı ortakların Gürcistan’a yaklaşımı, daha az değil; daha fazla eğitim, iletişim ve toplumsal direnç inşası odaklı olmalıdır.
Avrupa, Gürcistan’ın kolektif kimliğinden silinmiş değildir. Sloganlarla değil bilgiyle desteklendiği sürece, demokratik toparlanma ve Avrupa yoluna sürdürülebilir dönüş için hâlâ güçlü bir zemin sunmaktadır.



Yorum gönder