Şimdi yükleniyor

Elchin Alioğlu: Türkiye ve İsrail Arasında “Kaçınılmaz Savaş” mı, Yoksa Stratejik Bir Tiyatro mu?

 

Türkiye ile İsrail arasında sözde yaklaşan “kaçınılmaz askeri çatışma” hakkındaki öngörüler, bugün hem bölgesel hem de uluslararası siyasi gündemin popüler bir konusu haline geldi. Her iki ülkenin siyasi retoriğinde sert beyanatlar, tehditler ve suçlamalar yükselse de, olayların arkasındaki gerçek manzara tamamen farklıdır. Aslında bu, çoktan eskimiş bir jeopolitik oyun kuralıdır: Kamuoyu için gerginlik, kulislerde ise hesaplanmış iş birliği.

Paradoksal İlişkiler: Eleştiri ve İş Birliği

Türkiye ve İsrail ilişkilerine bakıldığında bir paradoks hemen göze çarpar: İki ülke birbirini keskin bir dille eleştirse de, ne ekonomik ne de güvenlik bağlarını koparmak istiyor. Ankara için İsrail; yüksek teknolojiye, stratejik pazarlara ve enerji altyapısına açılan bir kapıdır. İsrail içinse Türkiye; Akdeniz ile Asya arasında benzersiz bir transit köprüdür. Bu karşılıklı çıkarlar sisteminde savaş değil, koordinasyon baskın kavramdır.

Örneğin, iki ülke arasındaki ticaret hacmi 9 milyar dolara yaklaştı. İsrail’in enerji, tarım ve teknoloji sektörlerinden ihraç ettiği malların önemli bir kısmı Türkiye üzerinden taşınıyor. Türk sanayisi ise İsrail’in mikroelektronik ve savunma ekipmanlarına erişimini koruyor. Askeri retoriğe rağmen ekonomik mekanizma kesintisiz işliyor.

Suriye Dosyası ve Gizli Mutabakat

Bölgedeki ana kesişme noktalarından biri Suriye’dir. Resmi açıklamalarda taraflar birbirini eleştirse de, reel politikada çıkarları çoğu zaman örtüşmektedir. Ankara Suriye’nin kuzeyinde Kürt ayrılıkçılığının önüne geçmeye çalışırken, Tel Aviv ise İran’ın askeri varlığını zayıflatmayı hedefliyor. Her iki amaç birbirini tamamlıyor. Bu nedenle İsrail ve Türkiye; hava sahası kullanımı, istihbarat paylaşımı ve lojistik temaslarda dolaylı olarak koordine edilmiş bir tutum sergiliyor.

Suriye’nin kuzeyindeki operasyonlarda Türkiye ve İsrail güçlerinin karşı karşıya gelmemesi tesadüf değildir. Bu, yıllardır süregelen sessiz bir kuralın tezahürüdür: Herkes kendi nüfuz alanında hareket eder, ancak diğerinin “kırmızı çizgisine” dokunmaz.

Tarihsel Süreç: Duygusal Patlamalar ve Mantıklı Sessizlik

Ankara ile Tel Aviv arasındaki ilişkiler sık sık siyasi fırtınalardan geçmiş olsa da hiç zaman silahlı bir çatışmaya dönüşmemiştir:

• 2010 Mavi Marmara: Diplomatik ilişkiler donduruldu ama ekonomik kanallar kapanmadı.

• 2021 Normalleşme: Büyükelçiler geri döndü; enerji, turizm ve istihbarat hatları yeniden canlandı.

Bu model şimdi de işliyor: Ankara sert retorik kullanarak hem iç kamuoyuna mesaj veriyor hem de bölgedeki nüfuz yarışı için diplomatik manevra yapıyor. İsrail ise bu söylemleri siyasi tiyatronun bir parçası olarak kabul edip pratik alanda ilişkileri korumayı tercih ediyor.

Görünmez Oyuncu: ABD ve Güvenlik Dengesi

İlişkilerdeki görünmeyen ama belirleyici aktör ABD’dir. Washington’ın her iki ülkeyle ilişkileri NATO ve Orta Doğu stratejisi çerçevesinde şekilleniyor. ABD için bu iki müttefikin çatışması, bölgede kontrolü tamamen kaybetmek anlamına gelir. Bu yüzden Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı, bu ilişkilerin asgari koordinasyonunu daima muhafaza eder. ABD, hem Ankara hem de Tel Aviv için bir “güvenlik lokomotifi” rolündedir; bir tarafta F-16 ve Patriot sistemleri, diğer tarafta üst düzey istihbarat desteği varken gerçek bir savaş senaryosu rasyonel değildir.

Sonuç: Kontrollü Gerginlik

Deneyimler gösteriyor ki, ekonomik bağlar en sert siyasi dönemlerde bile kopmadı. İsrail’in enerji yatırımları ve Türkiye’nin savunma sanayisindeki teknoloji erişimi, iki ülkeyi birbirine bağlı bir zincir haline getiriyor. Bu artık sadece ticaret değil, bir karşılıklı bağımlılık mekanizmasıdır.

Bütün bu faktörler birleştiğinde manzara netleşiyor: Türkiye ve İsrail arasındaki savaş senaryosu siyasi tiyatronun bir parçasıdır; gerçekte ise bu ilişkiler stratejik matematik ile yönetilmektedir. Her iki devlet de Orta Doğu’da duygularla değil, hesapla hareket edenin kazandığını biliyor.

Yorum gönder