Reut Yamen ve Zineb Riboua: İran’ın Dijital Karartması Siber Güç Hakkında Neler Ortaya Koyuyor?
Otoriter rejimler, dijital kontrol mekanizmalarını demokratik yönetim çerçevelerinden daha hızlı geliştirirken; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), siber güç konusunda İsrail ile stratejik bir ortaklık kurmalıdır. İran’daki son protestolar, dijital altyapı üzerindeki hakimiyetin doğrudan toplum üzerindeki bir kontrole nasıl dönüştürülebileceğini kanıtlamıştır. Bu “ders”, Amerika’nın rakipleri tarafından da yakından izlenmektedir.
8 Ocak’tan bu yana İranlı yetkililer; ekonomik çöküş ve rejim değişikliği çağrılarıyla tetiklenen ülke çapındaki protestoların ortasında, ülke tarihinin en uzun internet kesintilerinden birini uyguladı. Üçüncü haftasına giren bu kesinti, 90 milyondan fazla insanı bilgi karanlığına gömerken; iletişimi, haberciliği ve temel hizmetleri felç ederek binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddetli baskıları dünya kamuoyundan gizledi.
Rejim, görünürlüğü ortadan kaldırarak iletişim altyapısı üzerindeki hakimiyetin koordinasyonu nasıl etkisiz hale getirebileceğini ve baskıcı yöntemleri denetimden nasıl koruyabileceğini göstermiştir. Bu dijital karartma, basit bir sansürden ziyade; operasyonel bir kolaylaştırıcı görevi görerek dijital kontrolü, toplumun kendini yönetme mekanizmalarını felç eden bir silaha dönüştürmektedir.
Rejimin Hayatta Kalma Aracı Olarak Dijital Kontrol
Bu durumun etkileri İran sınırlarının çok ötesine uzanmaktadır. Amerika’nın rakipleri kritik bir ders alıyor: Devlet ve halk arasındaki modern çatışmalarda, iletişim altyapısının kontrolü en az maddi güç kadar belirleyici olabilir. Dijital izolasyon, hesap verebilirliğin önüne geçerek baskı rejimlerine zaman kazandırmaktadır. Bu mantık; şifreli kanallara sızmak, muhalefet ağlarını haritalamak ve direnişi siyasi olarak görünür hale gelmeden bastırmak için geliştirilen siber gözetim yeteneklerinin, kitlesel bağlantı çağında rejimlerin hayatta kalması için “tekrarlanabilir bir model” sunduğuna işaret etmektedir.
Öte yandan, bu yeteneklerin kontrol amaçlı değil de güvenlik amaçlı kullanıldığında ABD ve ortakları için oynadığı vazgeçilmez rolü göz ardı etmek stratejik bir pervasızlık olurdu. 7 Ekim saldırıları, devletlerin anlık dijital istihbarattan yoksun kaldığında neleri kaybedebileceğini göstermiştir. Hamas’ın koordineli saldırısı sırasında meta veri analizi ve yasal iletişim dinlemesi gibi siber istihbarat yöntemleri; ağların belirlenmesinde ve rehinelerin yerinin tespit edilmesinde kritik rol oynamıştır. Birçok durumda dijital izlere erişim; kurtarma ile kaybolma, durumsal farkındalık ile stratejik körlük arasındaki ince çizgiyi belirlemiştir.
Devletler Siber Yeteneklerini Nasıl Kullanıyor?
Buradaki temel ayrım çizgisi teknolojik kapasite değil, stratejik amaç ve kurumsal kısıtlamalardır. Batı modelinde bu araçlar; yasal otorite, denetim ve hesap verebilirlik sınırları içinde gerçek güvenlik tehditlerine karşı kullanılır. Ancak Çin ve İran gibi rejimlerde aynı araçlar; siyasi meydan okumaları bastırmak ve gücü korumak için içe dönük bir silah olarak tasarlanmaktadır. Bu farklılık, dijital çağın temel gerilimini tanımlar: Güvenlik için gerekli görünürlüğü, otoriter rejimlerin baskıcı kontrol mantığını benimsemeden nasıl koruyabiliriz?
Bu dinamik, Çin’in WeChat gibi platformlar üzerindeki yaklaşımında açıkça görülmektedir. Siyasi içerikler rutin olarak sansürlenmekte, uçtan uca şifreleme eksikliği nedeniyle verilere devlet yetkilileri tarafından kolayca erişilebilmektedir. Bugün Washington, siber yeteneklere artık “yardımcı araçlar” olarak değil, ulusal güvenlik doktrininin temel parçası olarak bakmaktadır. Beyaz Saray, ticari olarak geliştirilmiş saldırgan siber teknolojilerin kullanımını teşvik eden yeni bir strateji hazırlamaktadır.
Çin ve İran Modeli: Sürekli Yönetim Olarak Siber Güç
Çin; veri akışlarını kara, deniz, hava ve uzay ile eş değer stratejik bir alan olarak görmektedir. Örneğin; Uygur Türklerinin cihazlarına kötü amaçlı yazılımlar bulaştırarak onları uzun vadeli izlemeye tabi tutması, bu yönetim mantığının bir sonucudur. Pekin, iç güvenlik ile dış rekabet arasında bir ayrım yapmamakta; siber yetenekleri toplumsal kontrolü şekillendirme araçları olarak kullanmaktadır.
İran da son on yılda yabancı altyapıları hedef alan saldırı birimlerini genişletmiş ve paralel bir “iç internet” ağı kurmuştur. Bu evrim, Çin modelinin yerelleştirilmiş bir kopyasıdır. Bu uygulamaların yayılması, “meşruiyet yoluyla istikrar” yerine “zorlama yoluyla kalıcılık” sağlayan hükümetleri avantajlı hale getirerek küresel siyasi sistemlerin doğasını değiştirmektedir.
ABD-İsrail Siber Güvenlik Ekosistemi Neden Hayati?
ABD için öncelikli görev, sadece saldırgan siber güç edinmek değil; bu gücü demokratik değerleri koruyacak şekilde yönetmektir. İşte bu noktada ABD-İsrail güvenlik ortaklığı belirleyici bir öneme sahiptir. Batı doktrinindeki en gelişmiş siber yeteneklerin çoğu; rejim yönetimi aracı olarak değil, terörist ağlara ve hibrit savaşlara karşı operasyonel yanıtlar olarak İsrail’de geliştirilmiştir.
İsrail, “Beş Göz” (Five Eyes) istihbarat ittifakının üyesi olmamasına rağmen, düşman terör örgütlerinin kullandığı şifreli iletişimleri kırmak için bağımsız ve yüksek hassasiyetli siber yetenekler geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu deneyim; baskı altında hızlı karar vermeyi, operasyonel netliği ve suistimali engelleyen yasal kısıtlamaları içeren bir doktrin yaratmıştır.
Rakiplerden Önce Örnek Teşkil Etmek
Sonuç olarak; ulusal güvenlik ile bireysel gizlilik arasındaki denge, ancak Washington ve ortaklarının önderliğinde kurulacak koordineli bir çerçeveyle sağlanabilir. Siber güç, artık sadece kriz anlarında değil, barış zamanında da bir yönetim aracı haline gelmiştir. Eğer demokratik devletler bu alanın kurallarını koymazlarsa, küresel normlar baskıcı rejimlerin uygulamalarıyla şekillenecektir.
ABD ve İsrail, siber gücün baskıyı pekiştirmeden hayatları korumak için kullanılabileceği alternatif bir modeli hayata geçirmelidir. Mücadele, teknolojinin kendisi üzerinde değil; hangi operasyonel mantığın (kontrol mü yoksa güvenlik mi?) küresel emsal haline geleceği üzerindedir.
Yazarlar Hakkında:
* Reut Yamen: Uluslararası hukuk ve siber hukuk uzmanı. Paragon Solutions şirketinde hukuk müşaviri ve Reichman Üniversitesi’nde öğretim görevlisidir.
* Zineb Riboua: Hudson Enstitüsü Orta Doğu Barış ve Güvenlik Merkezi’nde araştırma görevlisi. Çin ve Rusya’nın bölgedeki müdahaleleri üzerine uzmandır.



Yorum gönder