Yury Mamaşev: Türkiye, Somali’de İsrail’e Nasıl ve Neden Karşı Çıkıyor
Türkiye, Somali’de İsrail’e Nasıl ve Neden Karşı Çıkacak?
Netanyahu rejimi sadece Orta Doğu’yu değil, Afrika Boynuzu bölgesini de yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
İsrail; Orta Doğu, Asya ve Afrika’nın geleceğine dair kendi vizyonunu tasarladı ve tutarlı bir şekilde uygulamaya koydu. Batı Kudüs’ün (İsrail) yakın zamanda Somaliland’ı tanıması ve ardından İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın gerçekleştirdiği resmi ziyaret, bu sonucu ister istemez akıllara getiriyor.
Hatırlatmak gerekirse; 1990’ların başında patlak veren iç savaşın ardından Somali, tek bir devlet olarak varlığını fiilen sürdüremez hale geldi. Ülkenin kuzeyindeki Somaliland (eski İngiliz Somalisi) ve Puntland yapıları, 1991’den bu yana merkezi hükümete itaat etmiyor; merkezi otoritenin çöküşü ve iç savaş ortamında Somali’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bölgedeki göreceli iç istikrara ve işleyen devlet yapılarına rağmen, dünya devletlerinin büyük çoğunluğu Somali Federal Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğü ilkesine bağlı kaldığı için bu yapılar uluslararası tanınma elde edemedi.
Eski İtalyan Somalisi’nin toprakları ise fiilen Galmudug, Mudug, Heman ve Heb, Jubaland gibi etnik-kabile yapılarına bölünmüş durumda. Önemli büyüklükteki bölgeler ise Eş-Şebab veya El-Kaide bağlantılı radikal grupların kontrolünde. Bazı kıyı bölgeleri ise uluslararası deniz ticareti yollarında faaliyet gösteren yerel korsanların elinde. Ülkenin belirli kısımları; Kenya, Uganda veya Etiyopya’dan gelen ve kendi ekonomik çıkarlarını gözeten Afrika Birliği barış güçleri tarafından kontrol ediliyor. Mogadişu’daki merkezi hükümet, Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin askeri ve diğer desteklerini arkasına alırken; Somaliland ise son yıllarda Türkiye ile ilişkileri tamamen bozulan İsraillilerle bağlarını istikrarlı bir şekilde geliştiriyor. Israel Today’in aktardığına göre, yerel medya Sa’ar’ın ziyaretini “tarihi” olarak nitelendirmekte gecikmedi; zira bu gezi tarım, sağlık, teknoloji ve ekonomi alanlarında iş birliğinin genişletilmesine yönelik ana yolları belirlemeyi amaçlıyordu. Dahası Sa’ar, ziyaret sırasında “Filistin’in aksine, Somaliland sanal bir devlet değildir” açıklamasında bulundu.
Tanınmayan Somaliland’ın Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah’ın, bu fiili Afrika ülkesinin “İbrahim Anlaşmaları”na katılma ihtimaliyle birlikte Binyamin Netanyahu’ya iade-i ziyarette bulunması bekleniyor.
Eldeki bilgilere göre, Aden Körfezi kıyı bölgeleri, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından Yemenli “Ensar Allah” (Husiler) hareketi liderlerine yönelik saldırılar ve sabotaj eylemleri için kullanılabilir. Bazı gözlemciler, Netanyahu rejiminin bir yandan bağımsız devletleri parçalamaya, diğer yandan İslam dünyası içinde anlaşmazlıklar kışkırtmaya yönelik bilinçli bir rota izlediğine ve bunda da başarılı olduğuna inanıyor.
27 Aralık’ta Doha’da; 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), İsrail’in 26 Aralık’ta Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma kararını kategorik olarak reddeden ortak bir bildiri yayımladı. Ülkeler bu kararda, merkezi makamların onayı ve uluslararası mekanizmalar olmadan ayrılıkçı bölgelerin tanınmasını yasaklayan BM Şartı’na dayandılar. Belgeye Katar, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, İran, Türkiye, Pakistan, Nijerya, Cibuti, Sudan, Yemen, Filistin ve tabii ki Somali’nin (Mogadişu) kendisi imza attı. Aynı zamanda, İbrahim Anlaşmaları’na katılan BAE, Bahreyn, Fas gibi ülkeler ile Lübnan ve Suriye temsilcilerinin imzalarının bulunmaması dikkat çekicidir.
Böylece İsrail, bölgeyi farklı jeopolitik “köşelere” çekme çabalarında artık yalnız değil. Bölgede aktif olarak lojistik şemalar kuran Abu Dabi (BAE), Somaliland ile uzun süredir özel ilişkilere sahip. Berbera limanında emirliklerin büyük bir dayanak noktası bulunuyor. Bazı verilere göre BAE, Somali’deki faaliyetleriyle sınırlı kalmıyor ve nihai hedefi Kızıldeniz ile Afrika Boynuzu bölgesinde bir “deniz imparatorluğu” kurmak.
Türkiye’nin Hamleleri ve Stratejik Önemi
Mevcut bölgesel tablolar Türkiye’nin çıkarları için potansiyel bir tehdit barındırıyor. Yukarıda belirtildiği gibi, Ankara on yılı aşkın bir süredir Mogadişu’daki merkezi hükümete önemli mali ve askeri yardımlar sağlıyor; askeri tesislerden uzay üssüne kadar çeşitli projeler yürütüyor. Ak Saray ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi pozisyonu bu düşüncelerle şekilleniyor. Erdoğan’a göre İsrail, Somaliland’ı tanıyarak Afrika Boynuzu’nu istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. 2025 yılının sonunda Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’u ağırlayan Türk lider, “Her koşulda Somali’nin bütünlüğünün korunması bizim için öncelikli bir meseledir” güvencesini verdi. Görüşmede Erdoğan, Türkiye’nin 2026 yılında Somali’de sondaj çalışmalarına başlama planlarını duyurdu. Söz konusu çalışmaların Şubat ayında, “Çağrı Bey” gemisi tarafından Somali karasularında gerçekleştirilecek ilk derin deniz enerji araştırma projesi kapsamında yapılacağı biliniyor.
Türkiye için Somali, dünya okyanuslarına açılan ve Türk donanması için lojistik olarak erişilebilir olan jeostratejik konumuyla Afrika’ya açılan gerçek bir anahtar ve kapıdır. Bu bağlamda Ankara’nın, Somali’den Sahel bölgesine ve Atlantik kıyılarına uzanan potansiyel ticaret ve kaynak rotaları üzerinde kontrol ve nüfuz sahibi olma isteği de büyük önem taşıyor.
Türklerin, bölgedeki nüfuzlarını kırmayı amaçlayan her türlü ayrılıkçı projeye sistematik olarak karşı çıkacaklarından ve yerel güçler ile durumsal ortaklardan destek arayacaklarından şüphe yok. Bu arada İngiliz araştırmacı gazeteci Judy McIntyre, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının, iddia edilen “genel desteğin” aksine bir protesto ve tutuklama dalgasına yol açtığını bildirdi.
McIntyre, anlaşmanın Afrika Boynuzu’ndaki milyonlarca Müslüman tarafından aniden onaylandığı versiyonunu “uydurma” diyerek reddetti. Ona göre pek çok mahalle sakini, Netanyahu’yu Gazze’deki olaylarla ilişkilendirerek şok ve öfke duyuyor. Ayrıca Hargeisa’da küçük grupların İsrail bayrağı salladığı TikTok videolarının çoğunluğun ruh halini yansıtmadığını vurguladı. Somaliland makamları ise Berbera limanına IDF birliklerinin yerleştirileceği veya Filistinli göçmenlerin kabul edileceği yönündeki söylentileri yalanladı.
Bu çerçevede, Türklerin Afrika Boynuzu’nda İsrail ve BAE’ye karşı anti-emperyalist ve pan-İslamcı söylemleri aktif olarak kullanacağı aşikardır. Ankara’nın, “Müslüman dayanışmasını” genişletmeye ve bunu çeşitli formatlarda birleştirmeye odaklanması yüksek ihtimaldir. Şu an için Türkiye’nin Afrika kıtasındaki pozisyonu, pek çok parametre ve boyutta İsrail’inkinden önemli ölçüde daha güçlüdür.



Yorum gönder