Dərin” Devlət Bəy – Türkiyənin xilası üçün atılan böyük addımlar

Kimyasal saldırı görüntülerinde yer alan Suriyeli çocuk: Yiyecek için çekime katıldım

Dünya ticaretinin seyri değişti!

Azerbaycan Başsavcılığı, Rus gazetesini provokasyon haber için Rusya Başsavcılığı’na şikayet etti

FETÖ Yapılanmasının Türk Cumhuriyetlerinde ki Etki Alanları Olası Tehditler ve Çözüm Önerileri

Manşet Üstü 6 Eylül 2016
2.560

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluşundan bu yana tarihinin en büyük ‘’iç saldırısı’’ ile karşı karşıya kalmış, 15 Temmuz gecesi FETÖ Terör Örgütü tarafından, cumhuriyet tarihinin ilk Siyasal İslamcı darbe teşebbüsü gerçekleştirilmiştir. Bu kanlı girişim, üzerimizden yıllarca atamayacağımız bir toplumsal tramvaya neden olmuştur. İşgal kuvvetlerinin bile başaramadığı, darbe teşebbüsüne kalkışanlarca ‘’başarılmış’’ harem-i ismetimiz olan Gazi Meclis bombalanmıştır. Genel Kurmay Başkanı da dâhil ordunun komuta kademesinin tamamına yakını rehin alınmış, uzun süre akıbetleri hakkında bilgi edinilememiştir. Türk Milletini düşmandan korumakla sorumlu olanlar tarafından, milletin fertleri adeta katledilmiştir. Darbe teşebbüsün üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine rağmen, taşlar hala yerine oturmuş değildir. Haklı veya haksız şekilde kamu da işlerine son verilen yüz bine yakın insan ilerleyen günlerde ülkemiz için daha ciddi sıkıntılara sebep olabilecek potansiyeli taşımaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ (TSK) nin komuta kademesindeki değişiklikler, ordu içerisinde ki hiyerarşik düzenin yeniden dizayn edilmesi, askeri okulların kapatılması, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ (GATA) nin Sağlık Bakanlığına bağlanması ülke genelinde alınan Olağan Üstü Hal (OHAL) bünyesinde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile hayata geçirilen uygulamaların bir kısmıdır. OHAL dönemin de alınan bu kararlar, halen tramva içerisinde olan milletimizin istisnasız tamamını ilgilendiren, geri dönüşü nerede ise mümkün olmayan, radikal kararlardır. Toplumun geniş katmanlarınca, üzerinde tartışılıp görüş beyan edilmeden, oldu bitti anlayışı ve içinde bulunduğumuz kaos ortamından bir an önce çıkmak için ilan edilmiş olan OHAL şartlarında bu yapısal değişikliklerin gerçekleştirilmesi, kanaatimizce doğru adımlar değildir.

FETÖ’NÜN TÜRKİYE ve DÜNYADA SAHNEYE ÇIKIŞI
12 Eylül 1980 askeri darbesinin hemen ardından, günümüzde de tam olarak çözüme kavuşturamadığımız din eğitiminde ki boşluk ve vatandaşlarımızda ki dini hassasiyetleri kullanarak çalışmalarına başlayan örgüt, neredeyse bütün siyasi iktidarlar ile ilişkilerini iyi düzeyde tutarak bugünlere kadar gelmeyi başarmıştır. Bilhassa son 15 yılda, başta Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) olmak üzere, Milli İstihbarat Teşkilatı, (MİT) emniyet, yüksek yargı, bürokrasi, yazılı ve görsel medya büyük oranda örgüt mensuplarının hâkimiyetine geçmiştir. Zaman içerisinde açmış oldukları eğitim kurumları yurt içi ve yurt dışında çeşitli başarılar elde ederek, adından sıkça söz ettirmeye başlamıştır. 1991 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin yıkılmasının hemen ardından örgüt rotasını, Orta Asya ve Kafkasya da ard arda bağımsızlıklarını ilan eden genç Türk Cumhuriyetlerine yöneltmiştir.
Türk Cumhuriyetlerin de Hakimiyetin Adı: ‘’Türk Okulları’’
Ülkemiz kamuoyunda ‘’Türk Okulları’’ adı ile bilinen Türk Cumhuriyetlerinde ki ‘’eğitim kurumları,’’ bu devletlerin kuruluşundan bu yana ülke siyasetinde belirleyici rol alan kurumlar olmuşlardır. Örgütün yazılı ve görsel medya kanallarıyla sık sık reklamı yapılan bu okullar, hafızalarımıza, İstiklal Marşımızın ezberletildiği, en güzel kahramanlık türkülerimizin koro halinde söyletildiği, Türkiye’ye övgüler sıralandığı, Atatürk köşelerinin özenle oluşturulduğu eğitim yuvaları olarak nakşedilmeye çalışıldı. Bugün ortaya çıkan hakikat göstermiştir ki, örgüt bütün bu değerleri kendilerini gizlemek için ustaca kullanmıştır. 93 yıllık bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetin de örgütün 30 yıl gibi bir sürede ne kadar güçlü bir hakimiyet alanı kurduğu, devletin her kademesinde nasıl çöreklendiği, vatandaşın sosyal hayatının hemen her aşamasında nasıl yer aldığı izaha ihtiyaç bırakmayan, herkesçe malum bir durumdur. Bu noktadan bakıldığında, Türk Cumhuriyetleri için tehlikenin boyutu tasavvur ettiğimizden daha büyük olabilir. Bağımsızlıkları kazandıkları günden bu güne, örgüt bu coğrafyayı bir an olsun boş bırakmamıştır.

Türkiye ise, sadece bu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını tanıyan ilk devlet olmuş, sonrasında adeta meydanı örgütün tekeline bırakmıştır. Bir tarafta yıllarca esareti altında kaldıkları Rusya Federasyonu, diğer tarafta dünyanın en fazla nüfusuna sahip Çin Halk Cumhuriyeti, öbür tarafta ise sınırları değişen Orta Asya ve Kafkasya da pastadan en büyük dilimi almak için fırsat kollayan Amerika Birleşik Devletlerinin, kendilerine oynadığı binbir türlü stratejik saldırıdan yara almadan kurtulmak isteyen genç Türk Cumhuriyetleri, Türkiye’den göremedikleri yakınlığı ‘’cemaatin şefkatinde’’ aramışlardır. Diğer tarafta ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıl kutlamalarında, Sovyetlerin bir gün dağılacağı ve bugün Sovyetlerin esareti altında bulunan soydaşlarımızla manevi köprülerimizi sıkı tutup, bağımsızlıklarını kazandıklarında Türkiye Cumhuriyetinin her alanda yanlarında olması gerektiğini, bu yakınlaşmada ilk adımı onlardan beklemenin yanlış olacağını ifade ettiği tarihi tespiti görmezden gelinmiştir. Bağımsızlıklarını kazanan genç Türk Cumhuriyetleri karşısında acziyetini ifade eden Türk Dışişlerinin özrü kabahatinden büyük bir haldedir, ‘’hazırlıksız yakalandık.’’

‘’Sessiz İşgal’’
FETÖ yapılanmasının Türk Cumhuriyetlerine açılan ana kapısın, Türkiye’nin arasının en iyi olduğu Türk Cumhuriyeti olan, zaman zaman yara alsa da kardeşlik hukukunu korumayı başardığı Azerbaycan olduğu bugüne kadar pek çok alanda ifade edildi. Bu iddaayı en gür şekilde dillendirip kaleme almış olduğu ‘’Sessiz İşgal’’ kitabı ile de konuyu derinlemesine analizler ve çarpıcı örneklerle karşımıza çıkaran Azerbaycanlı gazeteci Agil Alesger’in örgütün yapısına, amaçlarına ve ulaştığı güce dair söyledikleri durumun vehametini gözler önüne seriyor. Alesger 20 yıla yakın bir zamandır örgütün Azerbaycanda ki faaliyetlerini inceliyor. Cumhurbaşkanı Aliyev’in örgüt soruşturması esnasında yalnız bırakıldığını Azerbaycan milli meclisin de 8, kabine de ise 3 bakanın doğrudan örgüte çalıştığını ifade ediyor. Örgüt lideri Gülen’in ‘’en az 25 yıl meyva beklemeyin sabırlı olun,’’ diyerek Azerbaycan da ki faaliyetlerine başlamasının üzerinden tam da 25 yıl geçmiş olması çok tehlikeli bir sürece girildiğini açıkça gösteriyor. 15 Temmuz gecesi çok ağır bedeller ödeyerek, ciddi bir tecrübe sahibi olan Türkiye bu tecrübesini başta Azerbaycan olmak üzere diğer Türk Cumhuriyetleri ile derhal paylaşmalı, örgüt ile mücadelede en büyük desteği sağlamalıdır. Bu destek için, acele edilmeli kardeş Türk Cumhuriyetlerinin bu yönde bir talebi beklenmeksizin adımlar atılmalıdır.
Kerimov Sonrası Özbekistan
Diğer Türk Cumhuriyetlerine göre, örgüt faaliyetlerinin daha az olduğu hatta yok sayılabileceği Türkmenistan ve Özbekistan’ın bu süreci sıkıntısız atlacağı ümit ediliyor. Ancak, İslam Kerimov sonrasında, Özbekistan’da nasıl bir siyasi tablonun oluşacağı henüz kesinleşmiş değil. Cumhurbaşkanlığı seçimi uzun süre ülkenin gündemini meşgul eder, Kerimov döneminde ki yasaklı muhalifler tekrar boy gösterip hak talebinde bulunurlar ise, ülke kısa süreli de olsa bir kaos ortamı ile karşı karşıya kalabilir. Tam da bu zaman diliminde, bilhassa Kazakistan’da ki faaliyetleri sıkıntıya düşecek olan örgüt, Kerimov döneminde elde edemediği güce erişmek için, çeşitli yöntemler ile Özbekistan’a sızmak isteyecektir. Türkiye bilhassa son 15 yılda yıldızının hiç barışmadığı Kerimov liderliğinde ki Özbekistan’a bu konuda en büyük desteği sağlamalıdır. İlişkilerin yeniden normal seviyeye gelmesi açısından bu iyi bir başlangıç olabilir. Başta Türk Keneşi olmak üzere, Türkiye’nin üyesi bulunduğu uluslararası organizasyonlara dahil edilmelidir. Atatürk’ün 1933’te söylediği ‘’onların bize yaklaşmasını beklemeden, biz onlara yaklaşmalıyız’’ sözü unutulmamalı ve ilkemiz olmalıdır.
Bir Millet Yedi Devlet
Son yıllarda ortak tarihimizi beraber öğrenmek, dil ve kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak, tarihimize ışık tutan arkeolojik kazılar ile birlik ve bütünlüğümüzü perçinlemek için takdire şayan çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Türk İşbirliği Kalkınma Ajansı (TİKA), Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türksoy, Uluslararası Türk Akademisi, Yunus Emre Enstitüsü gibi, çoğu Türkiye’nin öncülüğünde çalışmalar yürüten kurumlarımızın, daha etkin ve nitelikli projeler ile Türk Dünyasına hizmet etmesi hayati önem arz etmektedir. Özellikle son dönemde, başlangıçta ki amacından uzaklaştırılarak bütün dünya ya açılan TİKA’nın yeniden sadece Türk Cumhuriyetleri üzerine faaliyet yürütmesi sağlanmalıdır. Bu kurumların sahada ki çalışmaları şüphesiz ki Türkiye’nin elini ciddi manada güçlendirmektedir. Bilhassa FETÖ yapılanması sebebi ile Cumhurbaşkanı düzeyinde bir sıkıntı yaşadığımız Kırgızistan ile ilişkilerimizin daha fazla bozulmasına, hatta bu seviyede kalmasına müsaade edilmemelidir. Türkiye, Türkmenistan ve Özbekistan başta olmak üzere Türk Cumhuriyetlerinde atacağı her adımda Nazarbey’in bölgede ki iyi ilişkilerinden ve arabulucu kişiliğinden faydalanmalıdır. Kırgızistan ile olan geçici gerginlikte en hızlı ve kalıcı olarak yine Nazarbey’in girişimleri neticesinde tatlıya bağlanacaktır. Kazakistan, Azerbaycan ve Türkiye’nin bu coğrafya da atacakları her ortak adım, Türk Cumhuriyetlerinin bugün karşılaştıkları sıkıntıları en kısa zamanda en az kayıp ile def etmesine, gelecekte ise yeni sıkıntılara meydan okumasında büyük katkısı olacaktır.

Osman KEPENEK

Yorumlar