Türkiyə bu seçkilərə hazırlaşa bilmədi”

Эксперты прогнозируют победу Эрдогана на президентских выборах в Турции

Beşinci Nesil Uçaklara üzerine : F 35 – Su 57 (Birinci Bölüm)

Güney Kore Cumhurbaşkanı Moon’un Rusya Ziyareti

Akkuyu: Stratejik yatırım mı, stratejik körlük mü?

Gündem, Rusya 19 Ağustos 2016
508

Türk enerji diplomasisinin manevra kaabiliyetinin sınandığı günlerden geçiyoruz. Enerji diplomasisinin, dış politikanın adeta pusulası haline geldiği bu dönemde Türkiye’nin pusulası yine kuzeye, Kuzey komşumuz Rusya’ya döndü. İki ülke arasındaki enerji sinerjisinin 2015 yılında girdiği soğuma dönemi sonrasında şimdilerde taraflar arasında eski sinerjinin yakalanmasına yönelik girişimler söz konusu.

İki ülkenin, Suriye ve Orta Doğu üzerindeki jeopolitik rekabetinin yol açtığı krizle başlayan ilişkilerin bozulması sürecinde en az hasar gören konu, taraflar arasındaki enerji akışı oldu. Jet krizi sonrasında bir kez daha görüldü ki, doğalgazda kaynak ülkesi ile tüketici ülke arasındaki krizlerde enerji akışını kesmek, neredeyse en sona saklanan koz ya da tehdit unsuru.

Rusya, güvenilir enerji arz ülkesi imajına zarar vermemek ve elbette sağlam bir gelir kaynağını kaybetmemek için, uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi sonrası başlattığı siyasi ve ekonomik yaptırımlar arasına enerjiyi dahil etmedi. Ancak yine de Türkiye, 2016 kışını olası bir doğal gaz kesintisinin soğuk nefesini ensesinde hissederek geçirdi.

Krizin, iki ülke arasındaki enerji ilişkilerine en somut yansıması iki dev projenin dondurulması olmuştu. Rusya, Türk Akımı’nı görülen lüzum üzerine dondurduğunu resmen ilan ederken Akkuyu Nükleer Güç Santrali de taraflar arasındaki gerilimden payını almıştı. Akkuyu’nun geleceği konusunda her iki taraf da bu süreçte resmi anlamda bir karar almazken projede açıklanan takviminin gerisine düşüldü.

Türk-Rus ilişkileri açısından 24 Kasım 2015 bir dönüm noktasıysa, 09 Ağustos 2016’da gerçekleşen liderler zirvesi de başka bir dönüm noktası oldu. İki ülkenin ilişkilerini normalleştirme sürecinin başlaması sonrasında dondurulan Türk Akımı ve Akkuyu projeleri ısıtılarak yeniden masaya koyuldu. Türk Akımı 1 konusunda iki ülke arasında net bir mutabakat söz konusu iken projenin diğer hatlarının hayata geçmesi AB’nin ve Kuzey Akım 2 projesinde yaşanacak gelişmelere bağlı.

Putin ve Erdoğan arasındaki görüşmede ele alınan bir diğer önemli başlık ise Akkuyu’dur. Akkuyu’da, anlaşma gereğince 2016 yılında başlaması gereken inşa süreci siyasi, ekonomik ve hukuki belirsizlikler nedeniyle halihazırda başlamış değil. İnşanın başlaması konusunda en iyimser tahmin 2017 olmakla birlikte projenin finansmanı konusunda Rusya’nın nasıl bir yol izleyeceği henüz netleşmedi. İkili anlaşma gereğince “Yap-Sahip Ol-İşlet” modeliyle inşa edilecek projenin finansmanı Rusya’ya ait. Moskova yönetiminin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntılar nedeniyle bu konuda da bir belirsizlik söz konusu.

Liderler zirvesinde Türkiye tarafından yapılan stratejik yatırım jesti 20 milyar dolarlık projenin cazibesini daha da arttırdı. Bu noktada Rus diplomasisinin nasıl işlediğini gayet açık bir şekilde ifade eden bir deyişi paylaşmak isterim: Cevap vermek için acele etme, aksine dinlemek için acele et!

Türkiye’nin başarısız darbe girişimi sonrasında Batı’ya karşı Rusya ile yakınlaşma girişimi açısından normalleşme yönünde hızla adımlar atılıyor. Ancak söz konusu adımların enerji boyutu konusunda çok daha dikkatli olunması gerekir. Çünkü enerji anlaşmaları kısa, orta ve uzun vadede tüm stratejileri etkileme gücüne sahip.

İkili ilişkilerin düzelmesi yönünde atılan adımlarda her iki taraf açısından da enerji büyük bir silahtır. Rusya elindeki kozu oldukça “ekonomik” bir şekilde kullanırken Türk tarafının jest üstüne jest yapmasının gelecekte başka krizlere yol açması riski söz konusu.

Rusya için artan enerji talebiyle Türkiye hem cazip bir pazar hem de önemli bir koridordur. Türkiye açısından ise Rus enerji kaynakları, ülke ihtiyacının karşılanmasına büyük paya ve öneme sahip. Yani Türkiye-Rusya enerji ilişkilerinde karşılıklı bağımlılık söz konusu.

İki yeni projenin gerçekleşmesiyle bu bağımlılık daha da güçlenecektir. Ancak bu ilişkinin tarafları eşit güce sahip değil. Türkiye, Rus gazının alternatifini bulmadığı sürece Rusya’nın olası politika değişimlerini telafi etmek konusunda oldukça savunmasız durumda. Rusya’ya doğal gazda yüzde 55 bağımlı olmanın sancısını jet krizinde çeken Türkiye, bu süreçte elektrik üretiminde doğal gazın payının yüzde 40’ın altına düşmesini sağlayarak elini bir ölçüde olsa rahatlatmaya çalıştı.

Ancak, her ne kadar iki ülke arasında normalleşme sürecine girilmiş ve Türkiye jest üstüne jest yapmakta olsa da, doğalgaz fiyatında beklenen indirim konusunda Rus tarafından hiçbir açıklama gelmiyor. Oysa, Rusya’nın Akkuyu’dan vazgeçmek için hiçbir nedeni ve bundan hiçbir çıkarı yok. Böylesi bir ortamda Türkiye’nin Akkuyu ile ilgili taviz vermesi enerji diplomasisinin gücünü zayıflatutı denilebilir.

Rus gazına alternatif olarak düşünülen nükleer enerji açılımı Türk enerji karmasını elbette çeşitlendirecektir. Ancak kaynak ülke çeşitlendirmesi açısından konuya yaklaşılacak olursa Rusya’ya çifte bağımlılık yaratacağı da unutulmamalı. Mülkiyeti ve işletmesi tamamen Rusya’ya ait olacak Akkuyu’nun ortalama ömrünün 60 yıl olduğu göz önünde bulundurulursa durum daha iyi anlaşılır.

Akkuyu’da üretilecek elektriğin Türk tarafınca satın alınması garantisi gedilmiş olup bu da kabaca 77 milyar dolarlık bir taahhüt anlamına geliyor. Stratejik yatırım kararının alınması durumunda proje daha da cazip hale gelmiş olacak. Tezat bir şekilde, projenin cazibesi Rusya açısından günden güne artarken Türkiye açısından tablo giderek ağırlaşmaktadır.

Dünyada ilk kez Türkiye’de kullanılacak olan bir finansman modeliyle daha önce denenmemiş bir reaktörün kullanılacağı projenin Türkiye’nin ithal enerji kaynaklarına bağımlılığını artırması söz konusu. Rusya özelinde Rus gazının yanı sıra Rus nükleer yakıtına ve teknolojisine de bağımlı hale gelinmesine yol açacak projede ev sahibi ülke olarak Türkiye’nin kontrol yetkisi oldukça sınırlı.

Taraflar arasındaki anlaşma gereğince, projeden inşa edilmeden önce vazgeçilmesi halinde Türkiye açısından ek bir yükümlülük ortaya çıkmıyor. Oysa inşa süreci sonrasında devreye sokulacak fesih mekanizması, tamamen Türkiye’nin aleyhine işleyecek. Anlaşma hükümleri gereğince bu aşamadan sonra fesih hem projenin mevcut uygulamalarını etkilemeyecek hem de ciddi bir tazminat yükümlülüğü anlamına gelecek.

Yüksek risk ve belirsizlik içeren Akkuyu konusunda yeni adımlar atmadan önce geleceğe dair olası projeksiyonların gözden geçirilmesinde yarar var. Türk Akımı 1, Rusya ve Ukrayna arasındaki gerilim nedeniyle Türkiye’nin enerji güvenliği açısından stratejik öneme sahip. Ancak, Akkuyu için tablo oldukça farklı. Akkuyu NGS anlaşmasının mevcut hali ve taahhüt edilen stratejik yatırım kararı göz önüne alındığında, bu proje daha çok Rusya’nın Türk topraklarındaki en değerli stratejik yatırımı olmaya adaydır. Rusya’nın zaten güçlü olan elini kendi elimizle güçlendirerek enerjide merkez ülke olma hedefinden uzaklaşıp platform ülke olmaya doğru savruluruz. Dr. Azime Telli

Yorumlar