Ortadoğu denildiğinde artık yalnızca savaşları, petrolü, sınırları ve vekâlet mücadelelerini konuşmak yetmiyor. Bölgenin yeni cephesi ekranların arkasında kuruluyor. Haritada görünmeyen, tankların giremediği, sınır kapılarının durduramadığı bir cephe bu: Darknet.
Karanlık ağ, yıllardır küresel suç ekonomisinin önemli araçlarından biri. Ancak Ortadoğu’daki yapılanmanın kendine özgü bir karakter kazandığı görülüyor. Burada mesele yalnızca uyuşturucu satışı değil. Çalınmış kimlikler, banka bilgileri, kurumsal erişimler, dolandırıcılık altyapıları, siber saldırı hizmetleri ve siyasi motivasyonlu hacktivizm giderek daha büyük bir tehdit alanı oluşturuyor.
Kaspersky’nin Ortadoğu’ya ilişkin araştırması tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. 2024’ün ilk yarısında bölgeyle bağlantılı karanlık ağlarda yaklaşık 10 milyon çalınmış kullanıcı hesabı kaydı tespit edildi. Araştırmada ayrıca kamu, finans, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi alanlardaki kurumlara yönelik ilk erişimlerin de yeraltı piyasalarında satıldığı görüldü.
Bu rakamı yalnızca “çalınmış şifreler” olarak görmek büyük hata olur.
Çünkü artık veri, yeni çağın petrolüdür.
Bir kişinin e-posta hesabı, banka hesabı, şirket ağına erişimi veya kimlik bilgileri ele geçirildiğinde suçlunun eline yalnızca birkaç rakam geçmiyor. O kişinin hayatına, şirketin sistemine, hatta kimi durumlarda devlet kurumlarının kapısına açılan bir anahtar geçiyor.
Nemesis Market bunun en çarpıcı örneklerinden biriydi. ABD ve Avrupa makamlarının operasyonuyla çökertilen platformun İran merkezli yöneticisi Behrouz Parsarad’a yönelik yaptırımlar sonrasında pazarın uyuşturucudan siber suç hizmetlerine kadar geniş bir faaliyet alanına sahip olduğu ortaya çıktı. Alman makamlarının açıklamalarına göre platformda 150 binden fazla kullanıcı hesabı bulunuyordu.
Fakat asıl dikkat çekici gelişme bundan daha yeni.
2026’da yayımlanan bir DarkOwl araştırması, Arapça konuşulan karanlık ağ ekosisteminin sanıldığından çok daha geniş olduğunu gösteriyor. Araştırmada Gazze gibi bölgesel krizler üzerinden doğrulanmamış insani yardım kampanyaları, siber tehdit aktörleri, darknet pazarları ve terör finansmanı bağlantıları ayrı kategoriler altında inceleniyor.
İşte burada mesele sadece siber güvenlik olmaktan çıkıyor.
Ortadoğu’nun siyasi çatışmaları artık dijital suç ekonomisiyle birleşiyor.
Bir yanda para çalanlar, diğer yanda veri satanlar; başka bir tarafta ideolojik motivasyonla saldırı yapan gruplar bulunuyor. Kaspersky de bölgede hacktivist faaliyetlerin yükseldiğini ve saldırıların basit DDoS eylemlerinden veri sızıntısı ve kurumların ele geçirilmesi gibi daha yıkıcı sonuçlara doğru evrildiğini bildiriyor.
Üstelik bu yapıların en tehlikeli özelliği, merkezlerinin belirsiz olması.
Bir suç örgütü bugün bir ülkede, yarın başka bir ülkede olabilir. Para kripto varlıklarla hareket edebilir. Veri bir ülkeden çalınıp başka bir ülkede satılabilir. Suçlu ise fiziksel olarak binlerce kilometre uzakta oturabilir.
Bu nedenle klasik kolluk anlayışı artık tek başına yeterli değildir.
Polisin sokağı izlemesi kadar dijital sokağı da izlemesi gerekiyor.
Geleceğin başarılı güvenlik politikası; siber istihbarat, finansal istihbarat, kripto varlık takibi, açık kaynak istihbaratı ve geleneksel kolluk faaliyetlerinin aynı masada buluşmasını gerektiriyor.
Türkiye açısından çıkarılması gereken ders ise açıktır:
Darknet, “uzakta birilerinin yaptığı internet suçu” değildir.
Ortadoğu’da yaşanan her dijital gelişme, bölgenin ekonomik ve siyasi ağırlığı nedeniyle Türkiye’yi de ilgilendirir.
Çünkü artık sınırların ötesinden gelen tehditlerin pasaport taşımasına gerek yok.
Bazen yalnızca bir IP adresi, çalınmış bir parola ve birkaç satırlık kod yeterlidir.
Ve savaşların yeni çağında en tehlikeli saldırı, kapıyı kırarak gelen olmayabilir.
Bazen saldırgan kapınızı hiç çalmaz.
Anahtarı çoktan ele geçirmiştir.
YAKUPHAN OKUT

