YAKUPHAN OKUT: Ortadoğu’nun Ankara’ya Muhtaç Olması Bugünün Doktrini Değildir

Ortadoğu’da bugün ilginç bir diplomasi komedisi oynanıyor. Perdeye baktığınızda İran Hürmüz’ü tutuyor, İsrail dört cephede savaşıyor, Irak Washington ile Tahran arasında cambazlık yapıyor, Suriye ise Şam ile SDG arasındaki entegrasyon krizini çözmeye çalışıyor. Fakat sahnenin arkasında başka bir gerçek beliriyor:
Herkesin yolu bir şekilde Ankara’ya çıkıyor.
Bu, Türkiye’nin bölgedeki bütün sorunları çözebildiği anlamına gelmiyor. Fakat bugün Ankara’nın elindeki diplomatik kaldıraçların değeri, bölgedeki krizlerin birbirine bağlanmasıyla olağanüstü arttı.
İran’ın Hürmüz’ü pazarlık kartına çevirmesi, ABD ile yaşadığı krizi yalnızca Washington-Tahran meselesi olmaktan çıkarıyor. Körfez ülkeleri de yangının içine çekiliyor. Nitekim Tahran son haftalarda Körfez başkentleriyle yoğun diplomatik temas kurarak Washington üzerindeki baskının artırılmasını istiyor.
Tam burada Ankara’nın jeopolitik konumu ortaya çıkıyor.
Türkiye, İran’ın komşusu. Irak’ın komşusu. Suriye’nin komşusu. NATO üyesi. Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan enerji ve ulaşım hatlarının üzerinde.
Kısacası Ortadoğu’nun bütün aktörleri birbirleriyle kavga ederken Türkiye, kavga edenlerin kapısını çalabileceği aynı apartmanın görevlisi gibi duruyor.
İran’ın Ankara’ya ihtiyacı burada başlıyor. Tahran Türkiye’yi sevdiği için değil; Türkiye’yi yok saymanın maliyeti yükseldiği için Ankara önem kazanıyor. Üstelik Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye’nin imzaladığı yeni savunma anlaşması bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiğini gösteriyor. İran ise bu anlaşmanın kendisine yönelik olmadığını söyleyerek şimdilik “beni ilgilendirmiyor” görüntüsü veriyor. Diplomasi literatüründe bunun adı bazen “hiç umursamıyorum” diye bağırarak umursamaktır.
Irak açısından tablo daha da ironik.
Bağdat bir yandan ABD öncülüğündeki askerî varlığın sona ermesiyle yeni güvenlik düzeni kurmaya hazırlanıyor, diğer yandan İran’la ilişkilerini yönetmeye çalışıyor. Fakat Irak’ın güvenlik denkleminde Türkiye’nin ağırlığı artık görmezden gelinemeyecek kadar büyük. Ankara-Bağdat arasında askerî, güvenlik ve terörle mücadele alanlarında kurulan mekanizmalar bunun göstergesi.
Yani Bağdat’ın önündeki seçenekler kabaca şöyle:
Washington’a fazla yaklaşırsa Tahran kızıyor.
Tahran’a fazla yaklaşırsa Washington kızıyor.
Ankara’yı dışarıda bırakırsa coğrafya kızıyor.
Ortadoğu diplomasisinin yeni üçgeni adeta “ABD mi, İran mı, Türkiye mi?” sorusuna dönüşüyor.
Suriye ise Ankara’nın diplomatik ağırlığının en görünür olduğu dosya.
Şam ile SDG arasındaki entegrasyon sürecinde Türkiye’nin güvenlik kaygıları doğrudan masanın üzerinde. Türkiye zaten Suriye hükümetinin terörle mücadele ve ülkenin yeniden inşası çabalarını desteklediğini açıkça ilan etmiş durumda.
Dolayısıyla Şam’ın “silahların tek elde toplanması” hedefi ile Ankara’nın “Suriye’nin toprak bütünlüğü” hedefi kesiştiğinde ortaya doğal bir diplomatik ortaklık çıkıyor.
İsrail açısından ise işin rengi biraz daha acı.
İsrail bugün İran, Gazze, Lübnan ve Suriye olmak üzere dört cephede aynı anda hesap yapıyor. Üstelik İsrail’deki bazı stratejik çevreler Türkiye’yi artık bölgesel rakip olarak İran’la aynı cümlede tartışıyor.
Buradaki siyasi hiciv ise hazır:
İsrail İran’ı çevrelemek isterken, Türkiye’nin çevresinde dolaşmak zorunda kalıyor.
Çünkü Suriye var.
Irak var.
Doğu Akdeniz var.
NATO var.
Ve bütün bu dosyalarda Ankara’nın söyleyecek bir sözü bulunuyor.
Ortadoğu’nun yeni paradoksu işte tam burada yatıyor:
Türkiye’yi zayıflatmak isteyenler bile Türkiye’yle konuşmak zorunda.
Türkiye’yle rekabet edenler Türkiye’nin arabuluculuğuna ihtiyaç duyabiliyor.
Türkiye’yi “bölgesel tehdit” olarak görenler bile Ankara’nın bölgesel denklemdeki ağırlığını hesaba katıyor.
Bu nedenle bugün Ankara’nın elindeki en büyük güç tank ya da füze değil.
Telefon rehberi.
Çünkü Ortadoğu’da kriz çıktığında herkes birbirini arıyor; sonunda birileri dönüp Ankara’yı arıyor.
Ve belki de Türkiye’nin son yıllardaki en büyük diplomatik başarısı tam olarak budur:
Ortadoğu’da herkesin birbirine muhtaç olduğu bir düzen kurulurken, Türkiye’nin kimseye muhtaç olmayan tek ülke olarak kalabilmesi.

YAKUPHAN OKUT

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.