Şimdi yükleniyor

Turan Rzayev: Hamaneyin yerine Laricani mi

“The New York Times” (NYT), İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in, ABD veya İsrail tarafından düzenlenebilecek olası bir saldırıda öldürülmesi durumunda üst düzey yardımcılarına nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair talimatlar verdiğini bildirdi. Bu talimatların, acil durumlarda uygulanacak yetki dağılımını ve komuta zincirini kapsadığı belirtiliyor. Ayrıca, Hamaney’in ölümü halinde yerine sadık yardımcısı ve Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin geçeceği iddia ediliyor.
ABD veya İsrail’in olası saldırı senaryoları gölgesinde, Hamaney’in “halef planı”nın sızdırılması tesadüf gibi görünmüyor. Bu durum, temelde çok katmanlı bir siyasi mesaj ve stratejik bir manevra izlenimi uyandırıyor.
Fikrimce bu, “sağ gösterip sol vurmaktır.” Yani İran siyasi sisteminin doğası göz önüne alındığında bu oldukça mantıklı görünüyor. İran İslam Cumhuriyeti’nde dini lider formalite gereği Uzmanlar Meclisi tarafından seçilse de, gerçek süreç yıllar süren dahili konsensüs, güvenlik yapılarının tutumu ve ideolojik dengeler temelinde şekillenir. Bu da demektir ki, böylesine stratejik bir makam için halef meselesi spontane bir karar olamaz. Büyük ihtimalle halef çoktan belirlenmiş olup, kimliği ciddi güvenlik nedenleriyle gizli tutulmaktadır.
Evet, mevcut bölgesel durumda Hamaney açık bir hedef figür sayılmaktadır. Bu şartlarda gerçek halefin adını önceden ilan etmek, onu otomatik olarak bir sonraki hedef haline getirmek demektir.
Belirtmeliyim ki, Orta Doğu’da bunun emsalleri mevcuttur. Yani lider ortadan kaldırıldıktan sonra yerine gelen figürlerin ardı ardına hedef alınması senaryosu pratikte uygulanmıştır.
Ali Laricani sistem içerisinde tanınmış bir figür olsa da, o ne devrimci sert hattın ana ideolojik sembolü ne de Devrim Muhafızları’nın (SEPAH) açık favorisidir. Bu durum iki ihtimal doğuruyor:
* Ya Laricani geçiş dönemi için “idare edilebilir bir figür” olarak öngörülüyor;
* Ya da isminin dolaşıma sokulması, dikkati gerçek adaydan uzaklaştırmak içindir.
Aslında tuhaf gelse de, şu aşamada Ali Hamaney’in ABD veya İsrail tarafından öldürülmesi, İran ve genel olarak rejim için makbul bir senaryodur. Mesele şudur ki, İran siyasi ideolojisinde “şehadet” kavramı merkezi bir yer tutar. Örneğin SEPAH generali Kasım Süleymani öldürüldükten sonra rejim, onun figürünü iç istikrarı korumak ve dış düşman anlatısı üzerinden güçlü bir mobilizasyon (seferberlik) aracına dönüştürdü. Eğer bir generalin ölümü bu ölçekte ideolojik bir seferberlik yaratabildiyse, bir dini liderin ölümü çok daha büyük bir duygusal ve siyasi dalga oluşturur.
Özellikle yaklaşan Ramazan, Kurban Bayramı ve Muharrem ayı, İran’ın siyasi-ideolojik mekanizmalarında yüksek duygusal enerji yaratan dönemlerdir. Böyle bir zamanda gerçekleşecek bir suikast veya dış saldırı, rejim tarafından “kutsal savunma” ve “şehit liderin yolu” söylemine dönüştürülebilir. Bu da iki sonuç doğurur:
* Birincisi: Muhalif dalga geçici olarak susturulur.
* İkincisi: Yeni dini lider, meşruiyetini bu duygusal zemin üzerine kurarak iktidara gelir.
Hamaney’in ölümü, kontrolsüz bir kaos değil, yönetilen bir geçiş senaryosu olarak planlanabilir. İran sistemi, 1979’dan bu yana pek çok krizi ideolojik çerçeveye oturtarak bir siyasi istikrar mekanizmasına dönüştürmeyi başarmıştır.
Eğer halef zaten belirlenmişse ve güvenlik yapılarının desteğine sahipse, Hamaney’in ölümü rejim için bir zayıflama değil, yenilenmiş bir meşruiyet fırsatına dönüşebilir.

Yorum gönder