Turan Rzayev: Hakan Fidan: Kafkasya’da “Mekke Anlaşması” benzeri bir güvenlik mekanizması kurulabilir

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın sağlanmasının ardından Kafkasya’da Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayabilecek “Mekke Anlaşması” benzeri bir savunma ve güvenlik mekanizmasının ılık ilişkin açıklaması, Güney Kafkasya’nın gelecekteki güvenlik mimarisi açısından dikkat çekici bir tartışma başlattı.

Fidan konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeyi kullandı:

“Örneğin Azerbaycan ile Ermenistan nihai barış anlaşmasına doğru ilerliyor ve Ankara da bu süreci destekliyor. Bu durumda güvenlik ve ekonomik perspektifler ortaya çıkıyor. Zamanla Kafkasya’da da benzer bir anlaşmaya, bir savunma ittifakına ihtiyaç olabilir.”

Bu açıklamanın arka planında, 7 Ağustos’ta Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan **Mekke Anlaşması** bulunuyor. Anlaşma, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı saldırının bütün taraflara yönelik bir saldırı kabul edilmesini öngören karşılıklı savunma anlayışına dayanıyor.

Fidan’ın önerisi neden önemli?

Fidan’ın Mekke modelini Kafkasya için gündeme getirmesi, aslında yalnızca yeni bir askeri ittifak önerisi olarak değerlendirilmemeli.

Asıl mesele, Azerbaycan-Ermenistan çatışmasının sona ermesinden sonra ortaya çıkacak yeni güvenlik düzeninin nasıl kurulacağıdır.

Otuz yılı aşkın süredir birbirini güvenlik tehdidi olarak gören iki ülke arasında barış anlaşması imzalanması, bölgedeki eski güvenlik dengelerinin de değişmesi anlamına gelecektir. Dolayısıyla savaşın sona ermesi, güvenlik sorunlarının otomatik olarak ortadan kalkması anlamına gelmez.

Tam tersine, savaş sonrası dönemde şu sorular daha fazla önem kazanacaktır:

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki güven nasıl korunacak?
Sınır bölgelerinde güvenlik nasıl sağlanacak?
Yeni ulaşım koridorları nasıl korunacak?
Enerji ve iletişim altyapısının güvenliği nasıl sağlanacak?
Türkiye, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki siyasi güven nasıl kurumsallaştırılacak?

Fidan’ın açıklaması bu sorulara **kurumsal bir güvenlik mekanizması** üzerinden cevap arama girişimi olarak okunabilir.

Ancak Kafkasya’da Mekke modeli birebir uygulanabilir mi?

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan arasındaki mekanizma ile Azerbaycan-Ermenistan-Türkiye arasında kurulabilecek bir mekanizma aynı jeopolitik koşullara sahip değildir.

Suudi Arabistan ile Pakistan arasında doğrudan bir savaş geçmişi bulunmazken, Azerbaycan ile Ermenistan arasında uzun yıllar süren savaş ve karşılıklı güvenlik algısı vardır.

Dolayısıyla Kafkasya’da doğrudan bir “NATOnun 5. Madde benzeri” karşılıklı savunma anlaşmasına** geçmek kısa vadede kolay görünmüyor.

Özellikle Ermenistan açısından ciddi bir soru ortaya çıkacaktır:

Erivan, Türkiye ve Azerbaycan’ın askeri ağırlığının belirgin olduğu bir güvenlik mekanizmasına gerçekten katılmak ister mi?

Ermenistan’ın son dönemde izlediği dış politika, tek bir güvenlik merkezine bağımlı olmaktan ziyade farklı güç merkezleriyle ilişkilerini çeşitlendirmeye dayanıyor. Bu nedenle Erivan’ın böyle bir mekanizmayı kabul edebilmesi için yapının Türkiye-Azerbaycan eksenli bir askeri blok görüntüsü vermemesi gerekir.

Daha gerçekçi olan aşamalı model

Bu nedenle Kafkasya’da doğrudan savunma paktına geçmek yerine, önce daha düşük seviyeli güvenlik işbirliği mekanizmalarının oluşturulması daha gerçekçi olabilir.

Örneğin;

1. Sınır güvenliği işbirliği

Azerbaycan ve Ermenistan sınırında güven artırıcı mekanizmalar oluşturulabilir.

2. Ortak tatbikat ve eğitim

Özellikle doğal afet, terörle mücadele, sınır güvenliği ve kritik altyapının korunması gibi alanlarda ortak çalışmalar yapılabilir.

3. İstihbarat ve bilgi paylaşımı**

Terörizm, kaçakçılık ve sınır aşan tehditlere karşı bilgi paylaşımı geliştirilebilir.

4. Ulaştırma hatlarının güvenliği**

Zengezur/Zengəzur güzergâhı, demiryolları, enerji hatları ve lojistik merkezlerinin güvenliği ortak gündeme dönüşebilir.

5. Savunma sanayii işbirliği

Uzun vadede Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesi ile Azerbaycan ve Ermenistan’ın ihtiyaçları arasında yeni işbirliği alanları ortaya çıkabilir.

Bu mekanizmalar başarılı olursa, daha sonra karşılıklı güvenlik garantilerine dayalı bir anlaşmanın zemini oluşabilir.

Asıl dönüşüm: Savaştan ortak güvenliğe

Fidan’ın önerisinin en dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkıyor.

Eğer Azerbaycan ve Ermenistan, otuz yılı aşkın çatışmadan sonra yalnızca “savaşmayacağız”** noktasında kalmaz, bunun yerine “birbirimizin güvenliğini tehdit etmeyeceğiz ve bölgesel güvenliğin ortak unsurları olacağız” aşamasına geçerse, barış çok daha derin bir siyasi anlam kazanır.

Bu durumda Türkiye’nin rolü de yalnızca Azerbaycan’ın müttefiki olmaktan çıkıp **Kafkasya’daki yeni güvenlik mimarisinin kurucu aktörlerinden biri** haline gelebilir.

Ekonomi ile güvenlik birbirinden ayrılamaz

Bu önerinin bir başka önemli boyutu ise ekonomik bağlantılardır.

Azerbaycan-Ermenistan barışının ardından sınırların açılması, ulaşım hatlarının gelişmesi ve Türkiye-Azerbaycan bağlantılarının genişlemesiyle Güney Kafkasya’nın ekonomik yapısı değişebilir.

Bu durumda güvenlik artık yalnızca askerî sınır güvenliği anlamına gelmeyecektir.

Demiryolları, karayolları, enerji hatları, fiber-optik altyapı, lojistik merkezleri ve ticaret koridorları da korunması gereken stratejik varlıklara dönüşecektir.

Dolayısıyla Fidan’ın “güvenlik ve ekonomik perspektifler” ifadelerini aynı cümlede kullanması önemlidir. Burada önerilen modelin arkasında yalnızca askeri bir ittifak değil, güvenlik ile ekonomik entegrasyonu birlikte geliştiren bir bölgesel düzen düşüncesi bulunuyor olabilir.

Fidan’ın açıklamasını bugünden “Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan savunma ittifakı kuruluyor”şeklinde okumak erken olur. Ancak açıklama, Ankara’nın savaş sonrası Kafkasya için düşündüğü güvenlik mimarisine ilişkin önemli bir fikir ortaya koyuyor.

Bu fikrin en gerçekçi yolu, doğrudan bir savunma paktından ziyade barış → güven artırıcı mekanizmalar → ekonomik entegrasyon → ortak güvenlik → nihayetinde karşılıklı savunma mekanizması şeklinde aşamalı bir süreç olabilir.

Buradaki stratejik paradoks ise şudur: Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış ne kadar sağlamlaşırsa, bir gün iki ülkenin birbirini tehdit olarak değil, aynı bölgesel güvenlik sisteminin parçası olarak görmesi de o kadar mümkün hale gelir.

Bu açıdan Fidan’ın sözleri, yalnızca bugünkü Azerbaycan-Ermenistan barış sürecine değil, **barış sonrasında Güney Kafkasya’da nasıl bir düzen kurulacağına ilişkin Ankara’nın uzun vadeli stratejik arayışına** işaret ediyor.

Kafkassam Editör
YAZAR

Kafkassam Editör

Yeni bir dünyaya uyanmak, dünyayı yeniden okumak isteyenler için, söylenecek sözü olanlar için merkezi Ankara’da olan KAFKASSAM’ı kurduk. Erivan, Bakü, Tiflis, Tebriz, Grozni, Moskova, Mahaçkale, Nazrin, Nalçik, Saratov, Ufa ve Sochi’de ofislerimiz temsilcilerimiz var. Kafkassam genelde kafkasya çalışmak için kuruldu Kafkasya genelinde çalışır. Ermenice Rusça Gürcüce İngilizce dillerinde yayın yapan kafkassam genç akademisyen ve stratejistlerle çalışmaya özen gösterir. KAFKASSAM’ın internet sitesi 2 Ocak 2010’da yayına girdi. İnternet sitesinde Kafkasya’daki ülkeler ve Türkiye ile ilişkileri hakkında makaleler, ropörtajlar, analizler ve yorumlara yer verilmektedir.

Yorum Yaz

Share a useful thought, question, or feedback.